Köşe YazarlarıSürmanşet

O MEŞUM YILLARI BİR DAHA HATIRLADIM!







Federasyona dayalı çözümü bir tutku haline getirenlerin,      hangi siyasi yararı ve insani değerlerle uluslar arası çıkarları gözettiklerini bilemiyorum!..




Keza Rum tarafının “federal bir çözüm değil, Kuzey’deki topraklarını istediğini, tüm siyasi mücadelesinin kökeninde bu arzularının olduğunu bilip bilmediklerini de bilmiyorum!..



VE öteden beridir Kilise ile birlikte hareket eden Güney Rum Yönetimin asıl büyük “idealinin” Kıbrıs’ı olduğunca Yunanistan’a bağlamak olduğunu kabul edip etmediklerini de bilmiyorum!..

Anastasidis’in müzakereler safhasındaki uzlaşmaz tutumunu, bundan sonrası müzakerelerde de aynen devam ettireceğini biliyorlar mı bunu da bilmiyorum!..                                                    ***

“YA sen ne biliyorsun” diyorsanız, “Rum tarafı ile bir federasyon oluşturmanın mümkün olmadığını biliyorum” derim.. İspatını da somut kanıtlarıyla çakarım ve derim ki:

“ENOSİS’i gerçekleştirmek için EOKA’yı kuran onlardır!                                                Yine Aralık ayının  böylesi günlerindeydik..  Tarihe adı “kanlı Noel” olarak geçen  bir harekâtla Türk toplumuna saldıran dolayısıyla     Kıbrıs Cumhuriyetini yıkan şu anda Güney’deki  ayni Rumlardır! SONRASI günlerde sürdürdükleri baskınlarla Türk halkını   103 karma köyden  kovan, kadın çocuk yaşlı insanları göçe zorlayan da onlardır!                                     YILLARCA Kıbrıs Türk halkını ekonomik ambargo altında tutan, seyahat özgürlüğünü kısıtlayan da Rum yönetimiyle  polisi ve  askerleridir!..

JENOSİT hareketlerini gerçekleştiren de onlardı.. Banyoda anneleriyle çocuklarını kurşunlayan da onlardı.. Türk ev ve mahallelerini yakıp yıkan da onlardı!   (Aynen 1920’lerde       İzmir’e çıkan Yunanılar gibi!)                                          ***

Tutun   ki “Kuzey’de ve Güney’de iyi komşuluk ilişkilerine hatta iki halk arasında işbirliğinin gelişmesine inanan bir “hümanist” olarak soruyorum:

“Gerçekten “Güney Kıbrıs’taki bu Rum liderliği, kilisesi, şimdilerde cumhurbaşkanları olan Anastasiadis’iyle falan;  üstelik “birleşik Kıbrıs”ta.. Üstelik federal sistemde.. Bu adanın kaderini..   Türk ve Rum halklarının refah ve  saadetlerini.. Sağlayabileceğinize inanıyor musunuz?         HA, NE DİYORSUNUZ?  “Evet ama başka şansımız yoktur!..” “Sonra BM’ler kararları vardır!..” “1960 Kıbrıs Cumhuriyetinden kalma haklarımız vardır!..”

YOKSA şöyle mi demek istiyorsunuz? “Türkiye’nin elinden kurtulmak için bu adada Güney Rum Yönetimi ile ne pahasına olursa olsun bir siyasi çözüme varmak zorundayız!”

“Yolunuz açık gazanız mübarek olsun” mu diyelim? Bundan 57 yıl önce böylesi günlerde Rum milislerinin, EOKA’cıların yıllarca sürecek saldırılarına hedef olduktu. Hâlâ ateşleri sönmedi, acıları dinmedi. Kanayan yaraları kapanmadı…

Ya maazallah Türkiye de olmasaydı!                                              ***

VE BİR HÜKÜMET DAHA KURDUK!

Toplum olarak siyasi sorun arızalıyız da “devlet” iddiasına sardığımız KKTC yönetimleri olarak çok mu sağlıklıyız?

Haa, diyorsanız ki  her iki yılda seçim yapacak kadar ve evet üretken, acar, kabına sığmayan bir toplumuz… Amenna!

Hatta o kadar ciddi bir devlet geleneğine sahibiz ki “memleketi erken seçime hazırlayacak on aylık hükümetlere bile” anayasal  vazifeleri nedeniyle plan programlar yaptırıp, Meclis’te güven oylamasına sunmalarına kadar!.. Bu konuda tartışmalar yapacak kadar!..                                                       ***

KISACA Mağusa’lı Ersan Saner başkanlığındaki koalisyon hükümeti göreve başladı. Bu arada dikkatinizi çekerim.

“Cici parlamenter sistemimizin” kâbesi olan “yüce meclisimiz,” gitgide gençleşiyor.      Ağabeyleri olan eski parlamenterlerin  ardından gelen bu yeni “kuşak” birbirlerinden değerli ve donanımlı gençler.. Çoğu Avrupalarda okumuşlar..                           Dil bilen, hukukçu, mimar, doktor hatta kelli felli işinsanı olanlarıyla, Başbakan  Ersan Saner’in yanında yer alan “yardımcısı” Erhan Arıklı  ve diğer bakanlarla milletvekilleri tutun ki KKTC için  “yeni bir dönemin kapısını açıyorlar..”

NE var ki ve “yazık” diyeceğimiz bir hayıflanmayla bu “yönetici gençler” de her an dağılmaya, “icraat” değil bir süre sonra  kaşarlanmış ağabeyleri gibi “kriz hükümeti” olmaya adaydırlar!  Çünkü 2021’in Ekim ayında  “erken genel seçim var!”

***

DEVAMLILIK gösteremeyen hükümetlerin  istikrarlı olamayacağını “bizzat siyasetçilerimiz söylüyorlar.. Bunun en büyük kaybını da memleketin özel sektörü yaşar. Üstelik şimdilerde bu kayıplar hanesine bir de pandemi vurgunu katıldı.

Yazmak bile abes çünkü herkes biliyor ki turizm sektöründen sanayiye, ticaretten tarıma varıncaya kadar sektörel faaliyetlerimizde Mart 2020’den bu yanadır yani on aydır çarşıda, pazarda, piyasada yaprak kımıldamıyor!

Ve bu “kısırlığın” kaç zaman daha devam edeceğini kimse bilmiyor ki “plan programlarını  ona göre yapsın! Hatta “devlet” bile!

FAKAT: İşitip okduklarımızdan öğreniyoruz  Güney, virüs canlar alırken “ölen ölür kalan sağlar bizimdir” dercesine  günlük hayatı olağan sürecinde tutuyor.. Üstelik Kıbrıs siyasi sorununu da hiç derdi davası kalmamış gibi araya sıkıştırıp  o günlüğün bir sorunsal olayı yapıyor!

Nitekim çoktan beridir Akdeniz’in “ibrikçi başı”lığına” soyunmuş! Fransa’nın, Mısır’ın, İsrail’in hatta “körfez ülkelerinin” ortasında hacıyatmaz misali bir ora bir bura vuruyor!             Ve ne yapıyorsa yapıyor Türkiye aleyhine AB’den çıkartamadığı yaptırım kararını Amerika’daki Rum, Yunan ve Yahudi lobilerinin baskısıyla giderayak Tramp’a çıkarttırıyor!

ÖTE yandan: Kıbrıs’ta  “hellimin” asıl sahibi ve üreticisi  olmamıza karşın” tescili konusunda Türk tarafına son darbeyi vurmaya hazırlanıyor! (Yarın da “köşemde” gerçek menşei Kıbrıs da olmayan, buna karşın yıllar yılıdır Türkler tarafından adeta “ulusal bir süt ürünü” olarak üretilen  hellim konusuna  değineceğim..)

***

KISACA TAKILDIKLARIM: Bu ülkede bazı kurumlardaki sorunlar uzun süredir gündemde olduklarından kokuştular ama gelip giden onca hükümete karşın kimseler neşteri vurup yaraları temizlemeye yanaşmıyor.

Mesela Kıb-Tek! Saner hükümeti kısa sürede  hangi icraatlarını gerçekleştirecek bilmiyoruz ama yardımcısı Arıklı’nın Kıb-Tek’i çok iyi bildiğini biliyoruz..

Ki artık Kıb-Tek dışından  değil, içindeki çalışanları  tarafından da sorgulanırken, “yıllardır süren yolsuzlukları” ifşa ediyorlar!

Bu kurum burnuna kadar “yolsuzluklar” haberleriyle dolup dolarken her halde artık “öyle geldi böyle gidemez.                                 Her ne kadar tüm kurumlarımız “denetimsizlikler” nedenleriyle şaibelerden hiç kurtulamamış da olsalar, Kıb-Tek gibi “binlerce abonesi” olan bir kurumun artık kendini aklayıp paklaması gerekmektedir…









Başa dön tuşu