Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

O köye gittim

 

Maalesef, her dönemde, Kıbrıs Türk medyası içerisinde yer alan ama kendisini buraya ait göremeyen bir kesim var.
İşleri de, “Bu Kıbrıslılar, nankör, bayrak düşmanı, din düşmanı…” vs. gibi haberleri Türkiye’ye servis etmektir.
Bayrak üzerinden bu arkadaşlar onlarca haber yaptılar.
Bu haberler yapılırken, arkalarındaki güç önce merhum Rauf Denktaş’tı, sonra da UBP ve Eroğlu…
Ama gelin görün ki, bu kez bu silah Eroğlu’nu vurdu.
Siz, siyasetinizi “bayrak” temeline oturtursanız, bir gün gelir, size de bir şey olur.
Yoksa, benzer fotoğraflardan, 50 tane buldu arşivden Bertuğ Topal…
Bayrak masaya konmuş, su nereye konacak..?
Açıkçası ben fark etseydim, haber de yapmazdım.
Benim için de bu olayda haber, Türkiye basınına bu şekilde yansıması…
“Bayrak düşmanı Eroğlu…”

O köye gittim…
Doğrudur, bayrağın üzerinde bir şeyler vardı, yiyecek.
Önce lahmacun diye yansıdı Türkiye basınına, sonra Eroğlu bunun börek olduğunu açıkladı.
Peki kim yaptı bu böreği?
Neden yaptı?
Eroğlu o gün üç köy gezmişti.
Kalavaç, Çukurova ve Cihangir.
Kalavaç’a gittim…
Muhtar Meraklı fotoğrafa baktı, “Çukurova” dedi.
Nitekim, Çukurova Sağlık Ocağı’nda yapılmış

Çukurova’da karşılaştık
Zaten Kalavaç ve Çukurova arası ne ki?
Kuş uçuşu 500 metre…
Arabayla 5 dakika…
Köyün girişinde sordum…
Evi tarif ettiler…
Gittim…
Evde yoktu…
Kızı karşıladı bizi…
Komşudaydı…
Baktım, geliyor…
“Biri geldi, seni ister” demişler, “hoş geldin” diyerek yaklaştı.
Sokağın başında gördüm, baktım gelişi aynı annem..
Gözlerinin içi gülüyor, misafiri ile kucaklaşmak için hızla atıyor adımlarını.
Saldım, elini öptüm…
“Seni aradım” dedim…
“Buyur oğlum” dedi.
Eve davet etti ama hava güzeldi, kapının önünde başladık sohbete…

“Yemedi bile adam…”
“Yaptığın börekler, Türkiye’de bile konuşuldu. Farkında mısın?” diye sordum.

Önce börekler “lahmacun” oldu, sonra da Eroğlu yerden yere vuruldu.
Peki bunlar olurken, olup biteni nasıl izlemişti börekleri yapan kadın?
Üzerinden büyük bir kavga verilen “bayrak üstü böreğin” hikayesi neydi? hangi duygularla hazırlanmıştı?
Böyle olacağını biliyor muydu?
Sordum, cevapladı…
Bakınız neler anlattı:
“Kıyma Böreği hem hellimli yapıp götürdüm. Gönlümden bunlar koptu. Biz köylü insanız. Bir misafir geleceğinde, ellerin boş karşılanmaz.
Derviş Eroğlu, dedemin çok eyi arkadaşıydı. Çorçil derlerdi dedeme. Eroğlu ta Serdarlı’da doktorudu.
66 yaşımdayım, en son Serdarlı’da doktor olduğunda gördüydüm gendini. Hasta olarak dedem götürmüştü beni.
Dediler köye gelecek, ben da dedemin ruhu için börek yaptım. Kıyma ve hellimli börek.
Ben bunları, dedemin ruhu için yaptım.
Hatta yeyemedi bile adam (Eroğlu). Konuşurdu deyi.
Olay olacağını bilmezdim. Hatta masada bayrak vardı diye, ben koymadım. Bıraktım oraya. Gelenlere de dağıttım ama, kim koydu masaya, onu da bilmem.
Gelen misafirlere ve halka da dağıttım.
Herhalde kocakarıyım, ben hata yaptım ama, Eroğlu’nun ne suçu var?
Bir şey istediğim da yok. Babamın, dedemin ruhu için gittim.”

Safça…
“Herhalde kocakarıyım, ben hata yaptım” diyor…
Ne için?

“Babasının ruhu için yaptığı börekler” nedeniyle…
Birileri için bir önemi yok belki ama…
Ben dayanamadım ve, bu kasırga arasında o saf annenin ne düşündüğünü öğrenmek istedim.
Elini öptüm ilk karşılaştığımızda, kaçarken de elini öptüm.
Resim de çektik…
İsmini de aldım…

Kalemimi kırarım…
Haberde, isim ve resim kullanmadım. Bilerek.
Zira arabama binip ayrıldım…
Arkamdan gazeteyi aradı ve “Aman ha koyma beni gazeteye” dedi.
Bu yazıyı ilk yazdığımda, ismi de resmi de sayfadaydı…
Ama o kadar saf ve temiz ki…
Bu güzel insanı üzeceğime, kalemimi kırarım, bu mesleği yapmam, daha iyi…
Dikkatli okurlarımız, “hani isim, hani resim” diye soracak olursa…
Gerekçesi budur…