En doğru tespit, “iki taraf da görüşme masasına oturmaya niyetli değildir” olandır galiba.
Egemenlikle ilgili kısır tartışmadan çıkarmadım bu sonucu.
Ya da tarafların “gizli” niyetlerinden.
Ortak açıklamayı anlaşma metni gibi gören zihniyet de değildir sorun çıkaran.
Ortak açıklama elbette görüşmelerin başlaması için gerekli olandır.
Bir tarafın diğer taraf üzerinde egemenlik yetkisi yoktur veya taraflar birbirlerine yasama ve yürütme üstünlüğü kuramaz kelimelerinde de değildir sorun.
Türk tarafı federe devlete egemenlik istiyor bu yüzden ayrılmayı hedefliyor, Rum tarafı da federal devleti kendininmiş gibi görüyor bu nedenle Kıbrıslı Türkleri dışlıyor şeklindeki tartışmalar da artık bayatladı.
Meselenin bam teli tarafların Özel Temsilci Downer’a yaklaşımlarındadır.
Ve taraflar kendilerini bu yaklaşımda ele veriyorlar.
Downer’ı adeta istenmeyen şahıs olarak görüyorlar. Güçleri yetse “person non grada” yani diplomatik dilde “istenmeyen şahıs” ilan edecekler.
Yapamıyorlar ve hilelere başvuruyorlar.
Kendileri Downer’ı dolaylı olarak eleştiren açıklamalarla yetiniyorlar.
“Adamlarını” da Downer’a küfrettiriyorlar.
Her iki tarafta da el atından “kovun bu herifi” kampanyaları organize ediyorlar.
Sonra da Birleşmiş Milletler’e dönüp “bakınız bizde sorun yoktur sorun sizin elemandadır” demeye getiriyorlar.
Bunu yaparken de görüşmelerin başlama tarihini uzatıyorlar.
Es kaza Downer kovulursa rahat bir sene kazanacaklarının bilincinde tehlikeli bir oyun oynuyorlar.
Farklı gerekçelerle ama sanki anlaşmışlar gibi aynı hedef için ortak bir şekilde çalışıyorlar.
***
Diplomatik kesimler Downer’ın tafraların bu tavırlarına öfkelendiği ve kendisinin de tavır geliştirip bugün adaya gelip taraflarla uzun uzun görüşme yapma planını iptal ettiğini belirtiyorlar.
Downer perşembeye gelecekmiş.
Taraflarla kısa görüşmeler yapacakmış
Son niyetlerini soracakmış.
Sonra da meseleyi Genel Sekreteri’nin bilgisine getirip, Güvenlik Konseyi’nden yeni görev yönergesi isteyecekmiş.
Downer’a yakın diplomatik çevreler özel temsilcilik görevini sürdürüp sürdürmeme konusunda da ikilem yaşadığını belirtiyorlar.
Malumdur aslında Birleşmiş Milletler’deki görev süresi doldu. Genel Sekreter Ban Ki-moon devam etmesini istedi.
“Eğer taraflar arasında bir ilerleme olursa devam edeceğim” sözü verdi.
Fakat geline noktada taraflar arasında ilerleme değil gerileme var.
Downer, Avustralya tarihinde en uzun dışişleri bakanlığı yapmış kişidir.
Üniversiteler ve çok uluslu şirketler dahil birçok iş teklifi almaktadır.
Üstelik yüklü meblağlara.
Yani Kıbrıs sorununu çözme umudu Downer’ı buralarda tutmaktadır.
Öyle ya tarihte bir sürüsü geldiği gibi BM memuru olup da yıllarca görevli olanlara benzemiyor.
Görevli olup da Kıbrıs sorunundan nemalananlar kategorisine girmek istemiyor.
Çünkü o bir memur değildir.
Ve eğer bu işi bırakırsa anlayınız ki Kıbrıs sorunun çözümü görüşmeleri bir başka bahara kalmış demektir.
Zaten 50 yıldır öyle değil midir?
































