Nüfus ve Eğitim

13 Mayıs 2018 Pazar | 09:36
Barış Uzunahmet

DPÖ’nün hazırladığı 2018-2020 Orta Vadeli Program Taslağı’nın açıklanacağı Sosyal ve Ekonomik Konsey toplantısında konuşan Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Cemal Özyiğit: “Bu ülkede maalesef gerçek nüfusu kimse bilmedi. Gerçekçi nüfus yapısı ortaya konmazsa hiçbir planlama gerçekçi olmaz” dedi. Haftanın en dikkat çekici açıklamasıydı. Elbette daha önce de bu konuda Başbakan Erhürman’ın, DPÖ’nün nüfus projeksiyonu rakamlarına göre nüfusun 351 bin 965 olarak açıklandığında “bu beni tatmin etmedi” dediğini hatırlıyoruz.
İşin gerçeği şu; Eğer nüfusunuzu doğru dürüst bilmiyorsanız, ne orta vadeli ne de uzun vadeli bir planlama yapmanız mümkün değildir. Bizim ülkemizde kısa vadeli bile planlama yapmak mümkün olmamaktadır. Sosyal ve Ekonomik Konsey toplantısındaki konuşmasında Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Cemal Özyiğit okullarla ilgili şu örneği verdi: “Haziran ayında okullarda kayıtlar yapılır ancak gerçek kayıtları kimse bilemez. Eylül ayında kayıtlar başka türlü geliyor. Ansızın çok daha fazla sayıya ulaşılıyor. Böyle kontrolsüz yapı olmaz” dedi.
Cemal hoca doğru söylüyor. Okullarda bir sonraki öğretim yılı için Haziran ayında yeni öğrenci kayıtları yapılır. Bu niye yapılır? Yeni öğretim yılına daha planlı girebilmek, ihtiyaçların daha erken tespit edilmesi ve kitap, araç-gereçlerin sağlıklı karşılanabilmesi için… Ancak Eylül ayına geldiğinizde bu kayıt rakamları tamamen değişir. Hade gel da son gün planlama yap! Yapılamadığı için de her yıl yeni öğretim yılı sorunlu açılır. İşin ilginç yani bu küçük ülkede bölgeler arası nüfusun değiştiği, hiç beklenmedik bir anda bir bölgede okul nüfusunun artar, diğer bir bölgede de düştüğü sıkça görülmektedir.
Ülkeye girişlerin doğru dürüst kontrol edilmemesi ve bu ülkede çalışan yabancı işçilerin çocukları ve buna bağlı olarak nüfusun sürekli değişken olması eğitimde planlama yapılmasını zorlaştırıyor. Nüfusun sürekli değiştiği bir ortamda yalnız eğitimin planlaması değil onun paydaşları da bu durumdan etkileniyor. Eğitimin ekonomisi de etkileniyor, eğitimin programları da etkileniyor. Tabii ki biz bunların hiçbirini planlayamadığımız için ortaya kaotik bir ortam çıkıyor.

Bugün okullarımızdaki öğrencilerin %5’i üçüncü ülkelerden geliyor. Yani ana dili Türkçe değil ve bu çocuklar bizim okullarımızda eğitim görüyor. %30’u da Türkiye vatandaşı. Bunların bir kısmının ana dili Türkçe bir kısmını değil… Bunlar da farklı kültürden geldikleri için okullarda ciddi sorunlar yaşıyor. Okullarımızdaki bu tabloya baktığınızda ortada çok ciddi sorunlar olduğunu görürsünüz. Ne yazık ki bunun çözümü için bugüne kadar ciddi bir caba gösterilmemiştir. Böylesi bir ortamda öğretim programları çokkültürlü olarak yazılmalıdır veya ülkeye gelen yabancı öğrencilere ciddi bir oryantasyon eğitimi verilmelidir.
Eğitim en temel haklardan biri olduğuna göre bu ülkeye gelen yabancıların çocukları da eğitimsiz ve okulsuz bırakılamaz. Ancak ortada bir sorun yokmuş gibi davranmak da sorunların büyümesine neden oluyor. Bu tabloya baktığımızda burada en günahsız olanlar öğrenciler ve öğretmenlerdir.

Öğrenciler hiç bilmedikleri bir kültürde ve bazıları hiç bilmedikleri bir dilde eğitim almaya çalışıyor. Öğretmenler ise hiç bilmedikleri, eğitimini almadıkları “çokkültürlü” bir ortamla karşı karşıya… Çokkültürlü bir sınıfta acaba nasıl öğretmenlik yapılır? sorusunun cevabını araya araya öğretmenin günleri geçer.

Boşuna söylemiyoruz ya! Eğitim ciddi bir iştir ve bilimdir. Bu yukarıda bahsettiğim kaotik ortamda eğitimin sağlıklı yürümesi mümkün mü?

Biz aslında işe nüfusumuzu kontrol etmeden işe başlarsak, her önüne gelenin girmediği bir ülke yaratırsak eğitim adına da önemli bir işi başarmış olacağız. Gerisi zaten çokkültürlü bir anlayışla çözülür.