East-Med Projesi Anlaşması ve etkileri

13 Mayıs 2018 Pazar | 09:45
Onur Borman

Hafta içinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı, İsrail ve Yunanistan Başbakanları, Anastasiadis, Netanyahu ve Çipras arasında Kıbrıs’ta üçlü anlaşmalar imzalandı. Bu çerçevede ‘Euroasian İnterconnector Projesi’ altında 5 anlaşma veya mutabakat zabıtları imzaladılar. Açıklananlara göre Telekomünikasyon, dijital iletişim, üç ülkenin Ticaret Odalarının işbirliği ve uzay teknolojileri, uydu haberleşme sistemleri alanlarında işbirliği anlaşmaları ile, hep birlikte Doğu Akdeniz’deki kaynakların araştırılması, temin ve çıkarılması ve pazarlanması ve Avrupa’ya taşınması demek olan bu proje için ‘Büyük ittifaktan’ bahsettiler. 2018 yılı içinde de bir anlaşma imzalanacağı açıklandı.

East-Med doğal gaz boru hattı projesi ile doğu Akdeniz’deki doğal gaz ve yeraltı enerji kaynaklarının, İsrail-Güney Kıbrıs- Girit, Yunanistan Mora yarımadasına ve oradan İtalya üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması öngörülmektedir..  34.5 milyon $ ayrılan projeye AB de yardım yapacak.

Aynı hat üzerinden ileri teknoloji ile elektrik hattı inşası üzerinde de anlaştılar. Bu şekilde Üç ülke arasında hızlı internet ve uydu erişimi de sağlanacak.  Telekomünikasyon, bilgi iletişim teknolojisi ve alt deniz petrol kirliliği ile ilgili mutabakat zabıtları ve anlaşmalarla bölge kaynaklarına,  tek taraflı olarak adeta el koydular. Anlaşmalara imza koyan Liderler bunun hem kendi ülkeleri hem de geniş bir bölge üzerinde benzersiz bir ortak menfaat ağı kurduklarını da deklere ettiler.

Bu anlaşma ile, hem Kıbrıs etrafındaki kaynaklardan hak sahibi olan Kıbrıslı Türkler hem de Türkiye ekarte edilmiştir. Bu kabul edilebilir ve barışa hizmet eden bir davranış olmayıp AB nezdinde protesto ve takip edilmesi gereken bir konudur kanaatindeyim. Üstelik AB bu projeye mali destek de verecektir. O zaman doğu Akdeniz’de barışın tesisi değil Doğu Akdeniz’de yeni ihtilaflar yaratma peşinde olan bu ülkeler,  gerek bu bölgede gerekse Kıbrıs’ta bir barışa nasıl hizmet verebilecektir? O zaman bahse konu Ülkeler, AB ve BM tarafından Kıbrıs’ta barış çağrıları ve bir araya gelme veya işbirliği ve görüşme çağrılarının samimiyetine nasıl inanılacaktır?

Veya bu çağrıların yapıldığı ve BM Genel Sekreteri Gutteres’in Kıbrıs konusundaki tarafları bir araya getirme önerilerinin yapıldığı bir dönemde ilgili diğer tarafları ilgilendiren Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın hem Kıbrıs Türklerinin haklarını yok sayarak dışlayarak tek taraflı yaptığı bu anlaşmalar hangi iyi niyeti taşır?  Hem Garantör ülke olarak, hem de Doğu Akdeniz’de en yakın ve en stratejik pozisyonda olan Türkiye’nin dışlanması ise hangi barışçıl kıstaslara uygundur? Kıbrıs konusunun yeniden müzakere masasına çağrıldığı bu esnada karşı tarafın bu atakları hangi çözüme hizmet edebilecektir.?  Her stratejik önem taşıyan dönemlerde masayı dağıtmak için gelen bu tür önlemler tesadüfi mi olmaktadır?

Daha Temmuz 2017 ayında, 22. Dünya Petrol Kongresinde İsrail ile Türkiye Enerji Bakan’ları arasında, iki ülke arasındaki doğalgaz boru hattının inşa sürecinin görüşüldüğü dört tur görüşmenin ardından, 2017 yıl sonundan önce Türkiye ile İsrail arasındaki boru hattının inşa edilmesini sağlayacak Hükümetler arası çatı anlaşmanın  tamamlanmasına karar verdikleri ilan edilmişti. Hatta İsrail Bakanı bu işbirliğinin İsrail ile Türkiye’nin normalleşme sürecine katkı sağlayacağını Avrupa’nın doğal gaz ihtiyacını karşılayacaklarını ve bölgenin güvenilir bir kaynak haline geleceğini söyleyerek, İki önemli boru hattı projesiyle ilgili görüşmeleri yürüttüklerini,  bir tanesinin İsrail’den Türkiye’ye uzanan bir boru hattını döşemek istediklerini açıklamıştı. Bununla hem Türkiye’nin iç tüketimi için sağlanacağı, hem de Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasının amaçlandığı ifade edilmişti.  Diğer projenin de Güney Kıbrıs , Yunanistan ve İtalya üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması olduğunu açıklamıştı. Ki bu imzalanan East-Med Projesi anlaşması ile birinci proje geri itilmiştir.

2017’deki toplantıda İsrail-Türkiye  temaslarında, bu anlaşmanın  sonuna kadar tamamlanması  temennilerinde  bulunulmuş. İsrail gazının Türkiye üzerinden pazarlanmasının ve Avrupa’ya ulaştırılmasının hem ekonomik hem de ilişkilerin geliştirilmesi açısından yararlı bulunduğu da vurgulanmıştı.  Şimdi ise İsrail- Güney Kıbrıs-Yunanistan –İtalya’ya ve üzerinden Avrupa projesine, daha uzun, daha zor ve daha maliyetli Projeye öncelik verilmiş olduğu ve hatta AB desteği de aldığı görülmektedir.

Diğer taraftan Kıbrıs’ın çevresindeki doğal kaynaklar da bu projeye dahil olduğuna göre, bu kaynakların yasal ortağı ve uluslararası toplum ve AB ve BM tarafından da kabul edilmiş kaynakların ortağı olan Kıbrıs Türk tarafının yok sayılması kabul edilebilir bir davranış değildir. Türk tarafının yararlanması konularında çeşitli gerek iki’li gerekse BM gözetimindeki müzakere ortamlarında ve toplantılarında ortak kararlar varken, şimdi bu anlaşmaların yapılması ve hele AB desteği alması Kıbrıs müzakerelerine vurulan bir darbedir ve bilerek yapılmıştır. Kıbrıs Rum Tarafının bu yararlanma konusunda tek taraflı olarak Türk tarafının ‘Çözümden sonra’ yararlanma şerhleri de bu taraflarca kabul edilmiş olmaktadır. Ve tehlikeli mecralara götürülmeye çalışılmaktadır. Kıbrıs Türklerinin haklarını göz ardı eden böyle bir emrivakiye  demek ki Avrupa Birliği de iştirak etmektedir.

Bunda son dönemde bölgede Türkiye aleyhine ve haklı menfaatlerine yönelik ters yönde yürütülen politikalarda  D.Trump Yönetiminin etkisinin olduğu da kuşkusuzdur. Çünkü Suriye ve orta doğu konusundaki Türkiye’nin de dahil olduğu bazı ittifakların Trump’ın hoşuna gitmediği ve bölgede karşı ittifaklara destek vermekte olduğu bilinmekte ve görülmektedir.

Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı da geçen gün bu Proje’nin İtalya güzergâhı üzerinden ileri götürülmesinin, Kıbrıs Türk Halkı ile Türkiye’yi dışlayarak barışa ve bölge istikrarına katkı yapmanın mümkün olmadığını vurgulamış, Kıbrıs dolayındaki kaynaklarda hakkımızın olduğunu ve bunu ortak yarar temelinde yönetmek ve bölgedeki en kısa ve en hızlı inşa edilebilecek güzergâhın Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşımın olduğunu vurgulamak suretiyle,  Kıbrıs’ta çözüme katkı sağlayacak yolun da bu olduğunu açıklamıştır.

AB, bu konuda işbirliğini devam ettirirse Cumhurbaşkanı Akıncı’nın da deklere ettiği gibi 14 yıl önce Güney Kıbrıs’ı tek başına AB’ne almakla yapılan vahim hataya yeni bir vahim hata daha eklenmiş olur.

Umarız, Sayın Akıncı’nın bu vesile ile  BM, AB, ve uluslararası topluma Kıbrıs’ta çözümün,  Bölgede işbirliği ve istikrar istediğini söyleyen BM ve AB ve uluslararası topluma yaptığı ‘ekonomik aklın ve istikrarı sağlayacak önlemlerin yanında yer alma’ çağrısı, akılcı bir şekilde cevap ve vücut bulur.