Çözüm sürecinde seçim tarihlerinin öğretisi

13 Mayıs 2018 Pazar | 09:22
Cenk Uzunoğlu

Kıbrıs sorununa çözüm arayışında somut adımlar atılmadıkça, günlük demeçlere bakıp ileriye yönelik artık yorum yapmamak lazım.

Demeçler üzerinden yorum yapmak yerine geriye dönüp 50 yıllık süreç ile ilgili üzerinde fazla durulmamış detaylara kafa yorarak ayna tutmak, tarihe not düşmek adına çok daha faydalı olabilir.

Bu ruh haliyle dönüp müzakereler sürerken iki tarafta yapılan seçimlerin tarihlerini alt alta koyup bakınca ‘’uyumsuzluğun senkronizasyonu’’ kabak gibi ortaya çıkıyor.

40 yılı aşkın senedir tarafların kendi içlerindeki genel seçimler, başkanlık seçimleri ve hatta yerel seçimlerin hemen hepsi farklı yıllarda yapıldığının farkında mısınız?

Taraflar konuşmadan anlaşmış gibi bir algoritma örneği ortaya çıkarmışlar. Sanki de gizli bir el her iki taraf adına çalışmış.

Seçim tarihleri çözüme ulaşmamak için planlansa taraflar arasında bu kadar tutarlı! bir seçim takvimi yapılamazdı.

Bir taraf seçim sathına girdiğinde diğer kesim seçim sürecini tamamlamış durumda olduğu bir uyumdan! bahsediyorum.
Farklı seçim tarihlerinin yıllara yayılmasındaki bu ‘’uyum’’ çözüm sürecinde ve içeriğinde olsa bu iş çoktan bitmiş olur muydu demekten insan kendini alamıyor.

Bu yetmezmiş gibi Kıbrıs sorununu kendi milli sorunları olarak ele alan Türkiye ve Yunanistan’da da seçimler farklı yıllarda yapıldığını da ekleyelim.

Tarafların farklı yıllara sıralanan çeşit çeşit seçim ve referandum tarihleri çözümsüzlüğün gerçek sebebi elbette değildir ama çözüm sürecinde odaklanmayı sulandıran ve ciddi zaman kaybettiren olumsuz bir unsur olarak etki etmiştir.

Müzakere masasındaki taraflar için seçim öncesi dönem tabiri caizse birçok öğrencinin tembellik ya da isteksizliğini örtbas etmek için kullandığı ‘’dün akşam elektrikler kesildi ödevi ondan yapamadım hocam’’ uygunluğunda bir gerekçeye zemin hazırlamıştır.

Seçim öncesinde müzakere sürecinde başı sıkışan veya seçime gidecek olanı zor durumda bırakmak isteyen, masadaki davranışları ile işi yokuşa sürerek popülist söylemleri hemen devreye sokmuştur.

Tasvip edilmese de her seferinde normal bir siyasi davranış olarak yorumlanmıştır bu görüntü.

Arabulucular da seçim takviminin bu bilindik cilvesini demokrasinin gereği olarak algılayıp anlayışla karşıladılar.

Tüm tarafların kendince haklı duruma geçtiği bu öğrenilmiş çaresizlik, çözüm arayışının uzamasının sebeplerinden biri olarak not etmek herhalde abartılı bir tespit olmaz.

***
Bugüne gelecek olursak.

Türkiye’deki ve bizdeki seçimlerden sonra bir iki ay tatil ve hemen sonrasında da seneye bizde Başkanlık seçimleri gündeme gelecek.

Akıncı aday olacaksa ki yaptığı manevralarla istekli olduğu gözüküyor, atacağı adımlar ilk seçildiğindeki kadar rahat olacak mı hep birlikte gözlemleyeceğiz.

2019 yılında Yunanistan’da, 2020 yılında da Rum tarafında milletvekilliği seçimleri yapılacak. Arada önümüzdeki sene yapılacak Türkiye yerel seçimleri var. Yerel seçimler de büyük olasılıkla yerel seçimlerin ötesinde geçerek 24 Haziran’daki seçimlerin devamı ve/veya rövanşı niteliğinde olacaktır.

***
Tüm bunlardan çıkarılması gereken bir öğreti var.

Bu kadar senelik deneme ve başarısızlıktan sonra bizim bu öğretiyi uygulamamız artık gerçekçi olmaz görüşündeyim.

Yine de düşündürtmek adına not düşmekte fayda var.

Başka diyarlarda ortak devlet kurmak için müzakere edeceklere öneride bulunacak olsam, her iki taraftaki tüm seçimlerin bir defaya mahsus da olsa ayni tarihlerde yapılmasına karar verilmesi ve sonra müzakere sürecine başlanması yönünde olurdu.

Sorunlarını BM ya da başka bir uluslararası platformda çözmeyi kabul eden taraflar daha işin başında kendi taraflarında yapılacak olan seçimleri ayni zamanda yapmayı da kabul etmeleri sonuç alınmasını hızlandıracak bir unsur olur görüşündeyim.

Hatta arabuluculuğuna başvurulan kurumun bunu taraflar temsilcilerinden ön şart olarak talep etmesi kamuoyları önünde de sürecin ciddiyeti için önemli bir irade göstergesi olmaz mı?

Egemenliğin göstergesi olan seçim tarihlerini belirlemeyi ortak bir takvime bağlayabilmeleri tarafların ortak devlet ve yönetim ile ilgili çözüme ulaşmaya ne kadar istekli olduklarını gösterecek güçlü bir niyet göstergesi olmaz mı?

Olası bir anlaşma durumunda farklı seçim tarihlerinden dolayı bir defaya mahsus bir düzenleme yapmak zaten gerekecek.

Bunu baştan yapsalar bir taşla iki kuş vurmuş olacaklar.

Kıbrıs’ta çözüm müzakerelerini bu şekilde tanzim ederek başlatmak daha doğru olmaz mıydı?

Sonucu değiştirir miydi bilinmez ama ayni sonuca çok daha kısa zamanda gelmiş olurduk gibi geliyor bana.