Köşe Yazarları

NOTLAR






Şimdinin sonrasını yaşamak için vakit henüz erken ama ne şimdilerin sonrası yaşanmıştır ki artık onları yaşamak çok geç.

Biri yaşamdan kopup gittiğinde bir kentin sokağı kaybolur.



Daha kötüsü de vardır:

Bazan bir köy, bir kasaba, bir şehir tekmil kaybolur.

Medeniyetler bile…

İlk kanun yapıcılarla son kanun yapıcılar arasında ne fark vardır?

Kanunlar bakımında çok fark olsa da kanun yapıcıları arasında hiçbir fark yoktur; ortak noktaları kanun yapmaktır.

En eski kanun yapıcısı Mezopotamya topraklarındaki Lagaş hükümdarı Uruinimgina’ya aitmiş.

Önceleri Musa’nın kanunları biliniyordu, daha sonra Hammurabi kanunları bulundu ancak bundan sonraki buluntularda ortaya Lagaş hükümdarının kanunları çıktı.

Böylece kronoloji değişti…

“Erken şehir”lerin ardından ilk devlet aynı topraklarda Akkad’lar (NÖ 2334-2150) tarafından kuruldu.

O gün bugündür didişmeler sürüyor…

Günümüz yasalarında bir yargıç arı balı kovanı çalan bir hırsıza “arı sokma” cezası vermez ama Hitit’lerde kanun buydu.

Ama günümüzde Taliban, bir adamla konuştu diye bir kadına kırbaç cezası verebiliyor.

İstisnalar kaideyi bozuyor…

Parçalanmış dünya coğrafyasında insanlığın ilerlemesi hep birlikte olmuyor; şimdinin sonrasında ne olacağı belli değildir, belki de ilerlemenin hep birlikte olacağı bir dünya da olabilecektir.

Bu aklın kullanımına bağlı.

Yaşamı açıklamak için mantığı ilk kullanan Thales öncesinde her şey mit’lerle açıklanmaya çalışılırdı.

“Ruh” inancı geliştiğinde erken şehirlerin insanları, ruh diğer yaşama rahatlıkla ulaşsın diye ölülerin kafataslarına üstten bir delik açarlarmış…

Şimdilerde yapılan birçok şeyin de ileriki nesillerde saçma sapan şeyler olarak algılanacağı söylenebilir.

İslam dininde ölülerin mezarında ille de bir yöne döndürülüp yatırılması gibi.

Bu anlayış (inanç) kafatasını delmenin yanında daha mantık dışı kalmıyor mu?

Başka şeyler de var:

Anlatılanlara göre İsa öncesi İsrailoğulları’nda kadınlar çocuk sahibi olmak için “erkeklik organı biçimindeki taşlara dua ederler” miş…

Basit fikirler birbirini kovalayarak medeniyetten medeniyete ilerlemeler oldu.

Yoksa Thales ne kadar “ilk bilimadamı” sayılsa da dünyanın düz olduğuna inanıyordu ve dünyanın her tarafı denizle çevrili olduğundan depremlerin nedenini denizin dalgalanmasına bağlıyordu…

Medeniyetlerin ilerlemesi insan hayatının ölümlü olmasına bağlıdır belki de.

Hayata bağlılık ölümü kederli hale getiriyor sadece.

Bu yüzden aramızdan biri ayrılınca, bir parçamız kopuyor; doğup büyüdüğümüz sokaklar boş kalıyor sanki.

İnsanlar ne kadar kalabalıklar arasında olursa olsun yine de boş sokaklarda yaşarlar.

Kimsenin kafatası delinmiyor artık; hayat bir nöbet değişiminden ibaret; medeniyetler başka türlü gelişemez

Yaşamak ölüme alışmaktır.

Her şey boş sokaklarda büyür, boş sokaklarda ölür…







Başa dön tuşu