Köşe Yazarları

“ÇİRKEF YATAĞINDA GÜLİSTAN OLMAZ”






Biz bu yükü çekmek zorunda mıyız? Ama çekiyoruz.

Dert gibi, veba gibi…



Salgın hastalık yetmezmiş gibi, devletin hepimize ait olan kaynaklarının üstünde lingiri oynar adamlar.

Arada bir de olsa, “Yahu biz burada neden oturuyoruz” deseler, inanın bir şeyler olacak.

Yok, hatırlamamakta direniyorlar. Gözlerini kurultay bürümüş, seçim bürümüş, koltuklar da babalarından miras…

Rezalet artık ayağa düştü. UBP denilen ahtapot, kendi kollarıyla kendini boğuyor. Kim daha çok büyüyecek, kim daha çok kazanacak…

Eski Sağlık Bakanıyla yenisinin arasındaki diyalogları gördünüz. Parti disiplinini falan geçtim, böyle davranmaya bir kere etik anlayış müsaade etmez.

Zaten partide disiplin falan kalmadığı için, herkes kafasına göre…

Nasıl kalsın ki, başlarında demokrasi dışı müdahalelerle oturan bir şahıs var.

Ama o hala devletin makamlarını, kaynaklarını tepe tepe kullanıp, seçime oynuyor. Bu arada sen bitmişsin, umuru değil.  Çünkü onun senden beklediği var, sana verebileceği bir şey yok. O hiçbir şey vermeyecek, hatta seni mahvedecek ama sen ona oy vereceksin. Akıl bu, anlayış bu…

Nasıl olacak?

Hani Kıbrıs meselesi var ya…

O her gün vatan, millet, sakarya nutukları atacak, sen dertlerini unutacaksın.

Senin derdin geçinmekmiş, sağlıkmış, güvenmiş boş ver.

O her adımında senin geleceğini karartacak, dünyadan tamamen kopartacak, senin hiç de istemediğin belki de geri dönüşü olmayan maceralara atılacak, sen bütün inançlarından vaz geçecek, ona oy vereceksin.

Espri yaptı bir bölüm şefi doktor, bugünü eleştirsin diye, eskinin adını anıverdi. Hoop sürgün denemesi.

Ha bir de böyle marifetler öğrendiler. Akıllarınca ona buna baskı yapacaklar ki beceriksizliklerini başkalarının üstüne atsınlar…

Ya filyasyonun başındaki Başhemşire, onun da görevinin değiştirileceği iddia edildi dün. Yazıklar olsun, başka bir şey demem.

Şu iki kişinin pandemi döneminde verdiği mücadelenin binde birini bile vermeyenler, insanların geleceği ile oynuyor.

Yahu, bir hükümetin çekilmek zorunda kalmasına ne sebep olabilir? Bir düşünün. Aklınıza gelebilecek her türlü şart mevcut. Ama adamlar direniyor. Koltuğun koluna yapışmış, kalkmıyor.

Paramparça denir ya; işte KKTC şu anda paramparça…

Saraylar yapacaklarmış, mezbeleliğin üstüne…

Neyin sefasını sürecekler acaba?

“Çirkef Yatağının Ortasında Gülistanlık Olmaz” derdi Arif hoca da çok kızarlardı…

Ya yaşadığı ortamın çirkef yatağı olduğunu farketmiyorsa insan?

Buna ne denir?

 

YERİN KULAĞI VAR

MARAŞ KARIN DOYURMUYOR:

“Mülk sahipleri Taşınmaz Mal Komisyonu’na baş vuracak”… Önlerinde mikrofon görür görmez söyledikleri bu. İşsiz kalan nereye müracaat edecek, kapalı dönemde iflas ettiği halde vergi borcu biriken nereye gidecek? Okula gidemeyen öğrenci, füze gibi artan fiyatlar karşısında marketten eli boş dönen vatandaş kime başvuracak? Öyle bir görev mi var? Öyle bir sorumluluk mu var? Yok canım, varsa yoksa Maraş, varsa yoksa iki devletlilik. Denedik be kardeş, karın doyurmuyor…

 

BIRAKIN UMUT DAĞITMAYI:

Ersin Tatar, Azerbaycan ile yakınlaşmanın söz konusu olduğunu belirterek, Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek makamlarının KKTC’nin tanınmasına yönelik çalışmaların dozunun artacağına yönelik açıklamalar yaptığını anımsattı…Önce İngiltere dendi, kof çıktı. Ardından Azerbaycan, Pakistan, Libya, Bangladeş ve Gambiya’nın KKTC’yi tanımaya hazır olduğu belirtildi. Ne oldu? hala bekliyoruz. Yahu bırakın artık boşa umut dağıtmayı. Size inanan yok. Tatar, kusura bakmasın ama, artık söyledikleri topluma komik de gelmiyor…

 

SONUNDA KONUŞTU:

“Federasyon görüşü ortadan kalktığına göre isim değişikliği gündeme gelebilir… Ülkenin ismi Kıbrıs Türk Cumhuriyeti şeklinde değişebilir…” diyen Tatar, şimdi 2 devletli çözüm gibi “Bu ismi de ben buldum” derse kimse şaşırmasın. Erdoğan bunu söyledikten sonra mı geldi aklına. İyi de nasıl olacak bu iş? Devletin adını değiştirdim demekle olmuyor bu işler. Ne yazık ki kişisel hırsınız bugüne kadar elde ettiğimiz tüm kazanımları da yok etti…

 

ÖDÜLÜNÜZ, SÜRGÜN:

İnsanüstü bir çabayla çalışan insanlara verilen ödül, sürgün… Bir kez daha helal olsun hekimlere. Arkadaşlarına karşı yapılmaya çalışılan haksızlıklara dimdik durdular. “Biz de görev yapmayız” dediler. Şimdi tırstılar, geri adım attılar. Görevden alma yokmuş, rahatsızlık varmış. Rahatsızlığın kaynağı sizsiniz. Sağlığımız bu insanların elinde, dertlerini dinleyip çare bulacaklarına, sürgün silahına sarılmaya kalktılar. Bu arada gazetecilik yapıyor gibi görünüp, hekimleri hedef yapanları da bu vesileyle görmüş olduk…

 

BİRBİRLERİNİ KESİYORLAR:

Özdemir Berova’yla, Ünal Üstel kavgasının sakın sağlık sisteminin bozukluğuyla ilgisi olduğunu sanmayın. Öyle olsa, eleştirilerini parti kapıları arkasında yaparlar, basına ifşa etmezlerdi. İşin aslı basit, ikisi de Girne milletvekili. İşler kızıştı ya, en iyi bildiklerini yapıp, birbirlerini kesecekler. Olay budur. Pilli, Üstel kavgasının da bundan farkı yok…

 

YORUMSUZ:

“Abartmayın, kontrol bizde” deseler de salgında yaşanan artışın hafife alınacak yanı kalmadı. Bakın Temmuz ayında hafta hafta salgın nasıl seyretmiş. Erdinç Akün’ün paylaşımından. 1 Temmuz vaka sayısı 61, toplam hasta sayısı 89… 8 Temmuz vaka sayısı 133, toplam hasta sayısı 193… 15 Temmuz vaka sayısı 150, toplam hasta sayısı 319… 22 Temmuz vaka sayısı 113, toplam hasta sayısı 262… 28 Temmuz vaka sayısı 163, toplam hasta sayısı 538… Ne güzel kontrol etmişler. Demek ki her Allahın günü çıkıp, “maske, mesafe, hijyen” demekle olmuyormuş bu işler…

 

 







Başa dön tuşu