Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Niye ‘’unutulan ada’’ olduk?

İlker Başbuğ’un ‘’Unutulan Ada Kıbrıs’’ kitabının içeriği üzerinde uzun uzadıya durmayacağım.

Başbuğher bölümün sonunda siyasetçilerin ilgili dönemde aldığı kararlarısade bir dille sonrasındaki döneme olan yansımasını sıralayarak yazması kitabı bir ders kitabı niteliğine taşıdığını düşünüyorum.

Diplomasinin ve siyasetin toplumlara ve tarihe nasıl yön verdiğini anlatmak adına güzel bir örnek.

Cumhuriyet Türkiye’sinde birbirlerine ciddi hasım olmuş Menderes, İnönü, Demirel ve Ecevit’inyürüttükleriortak siyaset aracılığıyla,Kıbrıs konusununyoktan nasıl var edildiğini küçük bir kitabın içinde buluşturdu Başbuğ. Zorlu’nun öncülüğünde diplomasiyi kullanarak nasıl güçlü konumdaki Rum-Yunan tarafının geri adım attırıldığını, objektif bir şekilde ortaya koyan bir kitap ortaya çıktı.

Benim esas üzerinde durmak istediğim, Genelkurmay Başkanlığı yapmış birinin Türkiye’nin içi ve çevresiyangınyerine döndüğü bir ortamda Kıbrıs ile ilgili kitap yazması ve yazdığı kitaba verdiği isim ile ilgili.

Kitabın ismi Kıbrıs sorununun geçmişine ve önemine ilgi duymayanlara mesaj niteliğinde.

Nedir bu mesaj?

‘’Uyanın, hatta uyanmaya gerek yok uyumasanız yeridir.’’

‘’Elden gidecek olan yalnızca bir toprak ya da kaya parçası değildir’’ diyor.

Kıbrıs Türkü ile Türk kamuoyları arasındaki ilişkinin geldiği noktayı özetleyen,serzenişte bulunan bir başlık atmış kitabına Başbuğ.

Tük kamuoyu önderlerinin değiştiğinin,yeni anlayışın, siyaseti devletin üstüne koymak olduğunun farkında olanlar için şaşılacak birkitap başlığıdeğil ‘’unutulan ada’’. Başbuğ, belli ki bu yeni siyasetin Kıbrıs adası için endişe duyulacak sonuçlar doğuracağını düşündüğünden,olabileceklere ve kazanımların ne kadar zorluklarla elde edildiğine karşı farkındalık yaratma adına yazmış bu kitabı. Başlığını da buna göre atmış.

xxx

Bizim için olduğu kadar, Türkiye için de birçok yönden hayati bir önemi olan Kıbrıs’ın niye unutulan ada olduğuna ilk akla gelenleri sıralayarak cevap aramakta fayda var.

Türkiye’de 1970’li yılların başında doğanlar, devlet ve özel sektörde karar verici ve yönetici konumuna geldiler.

Yeni nesil Kıbrıs konusunu siyasi, askeri ve milli boyutuyla değil, Türk ekonomisine olan ve çözüm olursa olabilecek etkisiyle ele alıp düşünüyor.

60’lı yıllarda yaşananları ve 1974 askeri müdahalesini de ‘’mitolojik’’ tarihi bir olaylar zinciri gibi dinliyorlar. Yaşlarından dolayı hatırlamıyor ve bilmiyorlar. Kıbrıs ile ilgili eskiden var olan milli refleksi canlı tutmak konusunda ciddi bir zafiyet oluşmuştur

xxx

Türkiye’nin dış siyaset gündemi, etki etmek istediği ülke ve konular açısından AKP iktidarı döneminde ‘’Osmanlı özentisinden’’ dolayı ciddi şekilde cephe genişlemesi yaşadı.

Kıbrıs bu yelpaze içerisinde ayrılabilecek zaman, insan gücü ve ekonomik açıdan diğer önceliklerle yarışmak durumunda kalıyor artık.

Bundan 15 yıl öncesine kadar Türkiye’nin dış politikası esas olarak Yunanistan’la olan sorunlardan ibaretti. Kıbrıs sorunu ve Kıbrıslı Türkler bundan dolayı çok daha öncelikli konuma kendiliğinden oturuyordu.

Türkiye içine kapanık ve dış siyasette söylemi ile statükoyu korumaya çalışan bir dış siyaset yürütüyordu.

Bunun Kıbrıs Türklerine davamızı ve kendimizi anlatmakta getirdiği kolaylık vardı. Gerek devlet yönetimi gerekse basın Kıbrıs olaylarını 1963’den itibaren Kıbrıslı Türklerle birlikte günü gününe yaşadıkları için sorunları anlatmak daha kolaydı.

xxx

Tarihi bir kişilik olan 1.Cumhurbaşkanımız Denktaş, siyasetten çekildikten sonraki boşluğu Türk kamuoyu önünde dolduran bir Kıbrıslı Türk siyasetçi çıkmadı. Desteklersiniz veya desteklemezsiniz ama Denktaş, Anadolu’da milli Türk lider olarak anılıyordu. Güçlü ve karizmatik lider, kamuoyunu her zaman etkiler.

Ne Talat, ne Eroğlu, ne Akıncı ne de gelip giden Başbakanlarımız bu boşluğu dolduramadı. O kadar uzaklaşıldı ki birçoğunun varlığından Türk kamuoyu haberdar dahi olmadı.

xxx

Bu değişim karşısında ne yapılabilir?

Bunları da sıralayalım.

Kuzeyde tek tük kalmış KİT’leri Türkiye’deki iş çevrelerine parsellemek, otel açmak için teşvik vermek yerine ticaretin her alanında Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli iş adamlarının ortaklığa gitmesini teşvik etmek esas olmalıdır.

Kamu maliyesinin üzerindeki yükü azaltmak için özelleştirmenin altında bu stratejik hedef olmazsa olmaz olarak yer almalıdır.

Ankara’dan bu tanıştırma ve kaynaştırma rolünü, somut organizasyonlarla üstlenmesini talep etmek yerinde olur.

Bağlılığı artırma adına Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli iş adamlarının ortak olacağı yatırım ve pazarlama şirketi de kurulabilir.

Profesyonel bir yönetim kadrosuyla, Kuzey Kıbrıs’ta üretimi yapılan mal ve hizmetlerin öncelikli olarak Türkiye’ye ve bölge ülkelerine pazarlamasını yapacak bir şirket olur bu. TC devletinin ve KKTC’nin de telkiniyle her iki taraftaki geniş bir katılımın küçük bir sermaye katkısıyla kuracağı bu şirket Kuzey Kıbrıs’taki firmaların tümünün pazarlama birimi olarak çalışır hale gelebilir. TC devleti kurumları ile karşılaşılan problemler ve çözümleri tek elden yürümüş olur.

xxx

Türk medyasında belli aralıklarla Kıbrıslı gazetecilerin de yer alması için çaba harcanmalıdır.

Türkiye’deki gazete genel yayın yönetmenleri ve sahiplerinden birebir temaslarla bu konuda yardım istenebilir. Belli aralıklarla gerek Kıbrıs sorunu gerekse Kıbrıs Türklerinin ekonomik ve sosyal problemlerinin anlatılması için sayfalarını Kıbrıslı Türk köşe yazarlarımıza açmaları sağlanabilir.

Parti liderleri, televizyondaki açık oturum ve röportajlarla hem Kıbrıs sorununun geldiği noktayı, hem de Kıbrıs Türkünün ekonomik ve sosyal problemlerini ve yapılması gerekenleri, Türk kamuoyuna da taşımanın arayışı içerisinde olmalıdır.

xxx

Çok mu zor bunları düşünüp, planlayıp yapmak?

Kolay değil kabul ediyorum ama anlaşma olsun ya da olmasın bu ve buna benzer aksiyonları almaktan başka da çaremiz yok.

Bu hayati ilişkiyi yönetmek adına bir şey yapılmazsa, Türkiye Kıbrıs’ı, Kıbrıs Türk’ü de Türk kamuoyunu kaybettiğini anladığında iş işten geçmiş olacaktır.

Türk kamuoyu oluşturucularının değişmesinin ötesinde Türk kamuoyu değişti ve değişmeye devam ediyor.

Artık bunu idrak edip inkâr sürecinden çıkmamız lazım.

Konu yalnızca gelip geçici olduğu düşünülen ve bize demediğini bırakmayan Erdoğan ile ilgili değil. Bunun ötesindedir.Bu son cümleden hareketle Başbuğ’un ‘’unutulan ada Kıbrıs’’ kitabını Kıbrıs sorununun siyasi gelişmeler ve diplomasi ışığında nasıl bu günlere geldiğini bilmeyenlere önerilmesi ya da hediye edilmesi gereken bir kitap olarak öneririm.

Başbuğ’un kitabını Kıbrıs’ı ‘’ver kurtul’’ diye algılanan bir toprak parçası olmaktan, TC için hayati önemi olan bir vatan parçası olduğu yönünde toplumsal farkındalık yaratacak bir kitap olarak alıp okumakta fayda var.