Ali Atamer: Sevgili Ruso çifti Çatoz (Serdarlı)’daki yaşam hikayenizi dinlemeden önce dilerseniz sizleri kısaca tanıyalım.
F.R: Bura doğumluyum. 1937 yılında Çatoz’da doğdum. Ailem buralı. Dedeme Hacı vellah derler. Hicazdan geldi. Bir orağınan buraya ilk gelenlerdendir.
Ali Atamer: Teyzeciğim görüyoruz on parmağında on marifet. Nereden gelir bu el becerisi?
F.R: Atalarımızdan gördük. El magarınası yapardık. Bayramlarda çörek, 70-80 dane kafes yapardım. Hala daha yaparım. Ben hiç dışarıdan ekmek almam. Buğdayımı ekerim, öğüdürüm, yoğururum ekmeğimi gendim yaparım. Rumlar domuz beslerdi. Testilerinan gelirler, hellim suyun alırlardı bizden domuzlarını beslesinler diye. Çörek verirdik genlere bayramlarda. Bizim hanımlarımız daha iyi yapardı bu işleri onlara göre. Onlar da peyniri bizim çobanlara yaptırıp pilavuna yaparlardı.
Ali Atamer: Sini işi Çatoz köyüyle özdeşleşmiş durumda değil mi?
F.R: Evet. Bizim hanımlarımız çok iyi yapar bu işi. Eskiden fakirlik vardı. Sini para ederdi. Bu işe yöneldik. Rumlar alırdı daha fazla. Ovada demetleri biçer getirirdik köye çıkarırdık galemi. Ondan sonra boyan renk renk. Isladın, ısladın işlen yani.
M.R: Bunun buğdayı hiçbir buğday çeşitine benzemez. Ciborunda buğdayı derler. Başaktan boğumu parmak gadar olur. Onu gırarlar yani başağını. Galem derik ona. Yığarlar. Başaklarını da gırarlar. Suda ısladırlar. Bunların arkasına da buğdayın eski galemlerini sokarlar.
Ali Atamer: Mustafa dayı senin hatıranda neler var?
M.R: Ben da Çatoz doğumluyum. 1940’da doğdum. İlkokulu bitirmedim. Yarı buçuk galdım. Merağımız yoğudu. 12 gardaşıdık biz. Onun için babamız üstüne düşmedi. 1955’de EOKA devri başlayınca İngiliz polisi yazdılar beni. Yerelokkonun üstündeydi uçak alanı. Ben orda görevliydim. ‘63’e gadar gizli teşkilatta çalıştım. Silahlar dağıtılınca bize köyün müdafasını yapmaya başladık. ‘74’e gadar sürdü bu vazife. Mücahitlik yaptık.

Ali Atamer: İngiliz devri sizin için ne ifade eder?
F.R: İngiliz devrinde okula giderdim ben. Eyiydi yahu idare.
M.R: Ama İngiliz süt verirdi bize bir da 3 fincan. Kraliçenin resmi vardı okullarda. Bayrak, İngiliz bayrağıydı. Karpaz yolunda kral geçecek diye öğretmen sıraya gordu bizi da yolun kenarında alkış tutardık ‘’Yaşasın Kralımız Yaşasın Kralımız’’ diye.
Ali Atamer: Siz eskileri anlatırken bu güzel güneşli havada anason nane karışımı çaycığımızı yudumlarız. Aklıma gelmişken Fatma teyzeciğim sizler yaşınız itibarıyla da Alman harbini de gördünüz değil mi?
F.R: Nartane nenem vardı hacıdan geldiydi şu bubası. Bir gün Neneminan ovadan gelirik. Kimyon ekerdik o zaman. Dönüşte da uçakları görürkandan hayvancıklarımızı çapık çapık sürdük geldik köye. Bombalama olduğunda da bubam hendek gazdıydı da onun içine girerdik.
Ali Atamer: İki Çatozlu gencin aşk hikayesi nasıl başladı?
F.R: Ben buldum gendini. Ben terziydim bubamın evinde. Gızgardaşı gelirdi yanıma terzilik öğrensin. Bir gece geldi bu Mustafa dayınız alacak gızgardaşını. Ama yağmur yağar galdı dışarıda. Dedik gel içeri da sılanacana. O geceden başladı bizim iş. Vay valavat, yok öyle yok böyle oldu iş. Bu zaten garı arardı deng geldi. Biz aracı goyduk sordurduk Mustafa’yı tamamdır dediler alın. Ben gurcaladım bu işi.
M.R: Nisan yağmurlarının altında başladı bu iş.
Ali Atamer: Fatma teyzeciğim eskiden dünürcülüklerde manilerle kız istenirmiş.
F.R: Dünürcü geldiler. Bir yataklık yün verdilerdi bana beni almaları için. Ağırlık derlerdi. 2 sene nikahlı galdık. Yemekli oldu nikahımız. Menekşe gelinlik geydim nikahta. Dediğin gibi beni maniciklerinan istediler.
‘’Havlısında var bir padem
Biz geldik uğur gadem
Sizden bir cevahır isterik
Olur olmaz bir haber’’. Derdi. Garşısındaki da derdi yani gız tarafı
‘’Tencerede biten ottur
Şimdi yedim garnım toktur
Allah kısmet ettiysa
Bir deyceğimiz yoktur’’ derlerdi.

Ali Atamer: Mustafa dayıcığım senin duygucukların neydi?
M.R: Ben evlenme isterdim. Birkaç yerden gittik istedik ama olmadı. Kısmet değildi. Ne zaman bunuynan buluştuk. Biz da garı arardık zaten. Rast getirdik.
F:R: Harbın içiydi diye yapamadık düğün. Anamın evinden çıktım beyaz gelinliğinan geldik eve. Davul-zurna da çaldı.
Ali Atamer: “63”ten “74”e kadar olan sürede neler yaşadınız?
M.R: 3-5 gecede bir nöbetimiz vardı. Tepelerdeydi nöbet yerlerimiz. Hanım galırdı yalnız çocuklarınan. Zorluğu oyudu. Boş günlerimizde da hayvancılığınan uğraşırdık. Örf idare vardı dışarı çıkamazdık köyden. Çıkanı tutardı Rum. İngiliz da eskortluk yapardı bize. Rum endirirdi Türkleri yoklardı. Mesela bu adam lüzumdur derdi alırdı elinden İngiliz’in. Rum, eziyet yapardı, tutardı seni hapiste ama öldürmezdi. Çünkü barış gücünün yanından aldığı için. Görneç’ten aldılar esir ve İskeleye götürdülerdi. Ama bizim köyden öyle şey olmadı. Eyi savunduk biz köyümüzü. Kanton bölge olduğu için herkes bize gelirdi. Rum geldiğinde barikatlardan geçemedi. 3.gün ateşkes oldu. 22 gün garşı garşıya nöbet bekledik. Sonraki günlerde Yenice köyden aldılar 2-3 Türk esir. Geldiler dayandılar barikata da der gene Rum söylesin bizim Türk esire ki herkesi öldüreceyik. Çoluk çocuk bırakmaycayık köyde. Yarın sabah gelecekmiş Değirmenlik köyünden Bedaksi da camiye çıkacak. Gorguturlardı bizi. Biz tabi okka olduk. Dedik harp olacak gene. Ertesi gün 2. harekat başladı uçaklar göründü. Rumlar gaça gaça bir oldu.
Ali Atamer: Fatma teyzeciğim savaş yıllarında bir anne ve bir kadın olarak neydi yaşadıkların?
F.R: Çekerdik biz zorluk. Bulgur, bulamaç verirdi bize Hükümet yerdik. Sokağa pek çıkmazdık. Köy’ün içinde serbesttik ama dışarı çekinirdik çıkalım. Sadece 2 gün Ayhadira köyünde galdık. Okulların yanına yakarak yıkarak girdi Rum askeri. Ama okullara gadar gelebildi… Benim evi mücahitler gullanırdı. Ben babamın evinde galırdım. Bir gece Rum askerleri Enosis Enosis diye gecenin bir yarısı bağırırlardı. Gorkardık gendilerinden acaba esir mi alınacayık yoksa köye mi girecekler diye. Bizim buracıkta yani barikatta tek başına bir mücahit galdı. Garşıdan gördü Rumlar gendini çekindiler girsinler köye. Ama ne bilsinler ki köy bomboş. O adam gider gelir barikatta. Meğerlim onunda haberi yok ki yalnızdır köyde.
Ali Atamer: O zamanlar ülkede bir savaş hali vardı ama bu zor günler sosyal hayatı yaşamanıza engel değildi herhalde.
F.R: Bizim Çatoz’da hem gışlık hem yazlık sinemamız vardı. Bir eğlencemiz oyudu. Ayhan Işıklar, Kartal Tibetler, Türkan Şoraylar gösterilirdi. Çevre köylerden insanlar bizim sinemalara gelirdi. Köyden dışarı çıkamazdık fazla. Ama köyde eyiydi yaşantımız. Lefkoşa’ya Gidersan bile İngiliz’in eskortuynan giderdin. Ve barikatlarda Rumlar tarafından yoklanırdın. Rum gaylesi vardı hep içimizde. Türkiye gelecek miydi, Esir mi düşecektik yoksa öldürülecek miydik?
Ali Atamer: 50 yıl nasıl geçti?
F.R: Ben bilmem. Unuttum geldi geçti. Rüya mıydı gerçek miydi yaşadıklarım hiçi bilemem: Aslında benim sözüm geçer da ondadır sır.
M.R: Onun sözü geçer zanneder. Varsın öyle bilsin. Ne gavga ne bir tokat olmadı. Hanım biraz inat olduğu için uyum sağladım. gavga olmasın diye ne dersa tamam derim.
Ali Atamer: Bir yastıkta nice nice yıllara diliyoruz.
































