Köşe Yazarları

NEYDİ O “MENDİL”Lİ GÜNLER



Ne diyorduk? Avcı da ne zaman “pam” sesi işitse “hatırıma geldi dur sana söyleyim” diyerek filan tarihte avlanırken başına gelen (çoğu zaman palavradan ibaret) hatırasını anlatırmış!)

Şimdilerin Koronavirüsü de canlar almaya devam ettikçe yığınla olayı hatırlamamıza neden olmakta..

Önce anlıyoruz ki dünya hiç temiz ve arı olmadıydı. Nitekim şimdilerin “Koranavirüsüne” geçmişe bakıp “çağın vebası” diyorlar.

Dolayısıyla bir kez daha anlıyoruz:  Belki insanların gelişen beyin fonksiyonları uzaya merdiven dayamasına varacak kadar gelişti ama koronavirüs denilen göremediğimiz iblisi yenmesine elvermedi!

Ve şunu da anladık mı bilmiyorum? İnsan sanıldığı kadar muktedir değildir! Şöyle ki bir virüse yenik düşecek kadar.. Fakat ilanihaye değil.. Veba gider “colid 19” gelir ama o da gider nitekim gidecek..

…HA ne diyordum. “Pam” dedi hatırladım.

Yıllar yılıdır ada olduğumuz  içindir her halde Kıbrıs dışındaki ülkelerden deniz yoluyla gelenlerin  “bulaştırdığı” salgın hastalıklardan hiç kurtulmadıydı. Tabi şimdilerde uçaklarla gelmekteler!

“MENDİL” işte bu çaresizliğe panzehir olarak kullanılırdı. Şöyle ki daha ilkokul öğrencisiyken “ana babalarımız” bizi mendilsiz evimizin kapısından adım attırmazlardı. Ki o mendil sadece bozuk çeşmeler gibi akan sümüklerimiz için değil.. Rüzgârlı havalarda ağzımızı kapatmak.. Yıkanan ellerimizi silmek gibi temizlik işlerimizde kullanılır.. Ve caketin küçük cebine üçgen şeklinde katlanarak konurken de aksesuar görevi yapardı! Tutun ki mendil ayni zamanda bugünün virüse karşı kullanılan o yılların maskesiydi..

Hâlâ cebimde o kumaş mendillerden taşırım. Fakat yıprandılar mı artık satın alamıyorum çünkü satmıyorlar galiba da yok. Buna karşın envai türlüsünden kâğıttan olanları var.


ÖĞRENCİLERİN SORUNLARI DEVAM EDİYOR:

İngiltere’den gelen üniversite öğrencilerinin 14 gün süreyle ikamet edecekleri “yerleri” konusunda sürüp giden polemiğe ucundan ben de yapıştımdı.

Ancak “daha günler öncesinde başlayan eleştirilere karşın hükümet tarafından yapılmayan açıklamalar nedeniyle  ortalarda kalan  cevapsız soru işaretleri nedeniyle eleştirilerimin dozunu artırdıydım.. ZATEN medyada ayyuka çıkan ilgili şikâyet ve eleştiriler üzerine bir iki gün önce de Sn. Kudret Özersay Güzelyurt’taki öğrencilerin kalacağı kız yurduna giderek denetimlerde bulunduydu.

Nitekim hepimiz de Sn. Özersay’ın denetimden sonra yaptığı açıklamayı işittik yada okuduktu. Öğrencilerin kalacakları o yurdu öyle bir tarif ettiydi ki yeme de yanında yat! Sanırsınız dört yıldızlı otel!

Dolayısıyla öncesinde yazdıklarımdan dolayı utandımdı. Nitekim bugün sabah ilk yazımı adeta özür mahiyetinde yazdım ve sadece geç yapılan denetimle ilgili açıklamayı kınayarak şunu ekledim:

“BAKIN öteden beridir ‘ben yaparım olur’ alışkanlığının egemen olduğu devlet yönetiminde o sakız gibi çiğnenen “şeffaflık olayı” hâlâ gerçekleşmiş değildir!” Ve devam ettim:

“Öğrencilerin İngiltere’den getirtilmesinin devlet açısından tebrik edilecek başarısına karşın öncesi öğrenci kafilesinde de bu ikincisinde de eğer yoğun şikâyetler bombardımanına uğranılmışsa, bunun sorumlusu, “Hükümetin karantina olarak kullanılacak bina konusunda gecikmiş olmasıdır…”

ÇOK kısaca ve son zamanlarda sık sık yazdığımca diyorum ki Medyayı, kamu oyunu yanlış ve aykırı yorumlarla şikâyetlere iten olaylar, bizatihi hükümetin büyük olasılıkla kendi içindeki yetki ve sorumluluk paylaşımlarından kaynaklı zafiyetinden dolayıdır! (Ki Koalisyon hükümetlerinde olmazsa olmazlardandır bu tip anlaşmazlıklarla sürtüşmeler!) …SON günlerin olayı haline gelen öğrencilere tahsis edilen yurt konusunun da bu sürtüşmelerle ilgisi var mıdır bilmiyorum. Bildiğimiz asıl olay “öğrencilerin 14 gün kapalı kalacakları o mekândaki “sosyal hayatlarını” da sürdürmek zorunda olduklarıdır. Ki ben o yurda ne kadar donanımlı olursa olsun izbe dedim.”

***

YUKARIDAKİ yazımı bitirdimdi ki telefon çaldı. Arayan Güzelyurt’taki öğrencilerden birinin babasıydı.. Çocuğu ile temasa geçmiş durum vaziyetleri anlatıyordu.

“BAKIN Eşref bey diyordu. O yurt ne ilgililerin yaptıkları açıklamalarda olduğu gibi temizdir ne düzenlidir hatta ne de sterildir.. Tuvaletler pislik içindedir. Öyle diş macunu yada fırçası falan var hikâyedir!..”

“Üstüne üstlük oradan ayrılan bir önceki kafilenin bazı eşyaları hâlâ şurada burada açık saçık etrafa savrulmuş toplanmadılar! Söylemesi ayıp olsa da kız öğrencilerin özel eşyaları bile artıklıklar olarak yerlerde karyola dolaplarındadır!”..

“Artı uzun uçak yolculuğunda verilmeyen bir iki sokum yiyeceğe karşın yurda varıldığında da öğrencilere bir dilim ekmek verilmedi! Yani Özersay’ın açıkladığı gibi o yurtta ne sular sıcak akar ne temizlik var ne de yataklarda tertip ki örtünmeleri için verilen nevresimlerden başka!..”

TELEFONU hemen kapattım yeniden çaldı. Yine bir veliydi ve tıpkı önceki veli gibi o da yurdun ne kadar berbat olduğunu söylüyor, bari izin versinler de biz çocuklarımıza battaniye, yiyecek falan gönderebilelim” diyordu.. “Biz lüks otel derdinde değiliz yeter ki çocukların kaldıkları yer temiz tertipli olsun.”

“ŞUNU da söyleyim diyordu telefondaki öğrenci velisi: Orada hizmet veren görevliler öğrencilere bağırıp çağırıyorlarmış! Ki bu öğrenciler KKTC’e dönüş yaparken İngiltere’deki üniversiteleriyle ilgilerini kesmek zorunda kaldılar yani o kadar mağdur vaziyetteler!” Bunun ne olduğunu cehalet sahipleri anlayamazlar! Öğrencilere “şımarıklar” deyip onları sorumsuzlukla itham etmek de kimsenin haddi olmamalıdır!”

…KISACA telefonda anlatılanlar ve işittiklerim bunlar: Devlete gelince: Yıllardır ayni devlet! Ali’nin külahını Veli’ye Veli’ninkini Ali’ye giydirmekte ne vaatleri gerçekleşmekte ne faaliyetleri yararlı olmakta! Bir uçaklık öğrencileri bile “sorun haline getirecek kadar da “becerikliler” mi diyelim!

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı