Köşe Yazarları

Ne için olduğu kestirilemeyen kavga!







CTP Mağusa Milletvekili sevgili Asım Akansoy’un geçtiğimiz hafta Haberci gazetesinde “Kavga büyük olacak” başlığı ile yayınlanan uzun bir söyleşisi oldu.

Akansoy’dan duymaya alışık olduğumuz üzere “Ben sosyalistim elbette” diye başlayan cümlelerle KKTC’deki ekonomik sosyal ve siyasal düzeni eleştiren, “Neoliberal” yönelimlerle işlerin daha da kötüye gideceğini vurgulayan ve yeni bir kimlik inşasına gerek olduğunu ifade eden görüşlerini okuduk. Bildiğim ve gördüğüm kadarı ile pek çok kişinin rahatlıkla “ben de imzamı atarım” diyebileceği tespitlerine yine medyadan geniş bir izleyici grubuna sahip sevgili Mete Hatay’dan sert eleştiriler geldi. Kimilerin “Yerimiydi? Zamanımıydı?” eleştirilerine rağmen ben, giderek kısırlaşan fikir dünyamızda bu tür tartışmaların besleyici geliştirici olacağına inanıyorum.

Önce Asım Akansoy’un dediklerine bakalım:

Ben sosyalistim elbette, sol düşünceye ve felsefeye inanıyorum. Şu anda dünyada büyük sorunlar var. Milliyetçilik ve popülizm ciddi anlamda yükseliştedir. Tek adamcılık, otokrasi, biliyorsunuz dünyanın dört bir tarafında mevcut. Siyaset yani halkın kendi geleceğini belirleme hakkı, katılım hakkı öldürülmeye, teknokrasi yani uzmanlaşma yükseltilmeye, demokrasi zayıflatılmaya çalışılıyor. Ve siyasi modelleri de tek adamcılık üzerine kurgulamaya çalışan çok insanlar var. Biz siyasetin herkes tarafından yapılması gerektiğini düşünen, topluma yayılması gerektiğini düşünen insanlarız. Böyle olmalıyız.

…(TC-KKTC arasında imzalanan) Protokolde, sendikalaşmaya, sendikal örgütlenmeye yönelik büyük bir saldırı var. Örgütlü toplumu, çalışanların en temel örgütlerini yok etmek istiyorlar. Yapılmak istenen, Toplu İş Sözleşmesi düzenini yok ederek, Sendikaların gücünü zayıflatmak, yok etmektir. Sendika düşmanlığıdır bunun adı! Demokrasi düşmanlığıdır! Çok açık söylüyorum. Biz bu aklı biliyoruz. Neoliberal akıldır bu, ekonomik indirgemeci akıl. Bu toplumsal barışı, çalışma barışını, sosyal diyaloğu tamamen ortadan kaldırır. Bu ülkede ekonomik ve sosyal düzeni Neoliberal reçetelerle kurmaya çalışanların yeni projesi ile karşı karşıyayız. Bu durum bizim toplumsal varlığımızla doğrudan bağlantılı bir konudur.

Öngörülen model ile Kıbrıslı Türklerin kurumsal yapısının ortadan kaldırılması söz konusudur. Özelleştirmeler, İlahiyat Anadolu Lisesi projesi, sendika düşmanlığı peşi sıra Kıbrıslı Türklerin toplumsal varlığına dönük bir tavırdır.”

Sevgili Asım Akansoy’un uzun söyleşisinin içinden benim çekip aldığım bu tespitlerine karşılık Mete Hatay eleştirilerini şöyle ifade ediyor;

 

“Neoliberalizme karşı hassasiyetini kutlarım ama bu hassasiyetleri ” neoliberalizm” lafını sıklıkla kullananlarda biraz da icraatta görmek isteriz. Adanın kuzeyi de güneyi de yavaş yavaş köleci bir topluma dönüştü. 50 bin kayıtlı işçinin 15 bini üçüncü dünya ülkelerinden. Yaklaşık 15-20 bin de kayıt dışı işçi var. Artık Afrikalı, Ortadoğulu ve Pakistanlı öğrenciler bizim vahşi genç sermayemizin sömürülen kölelerini oluşturuyorlar, sendikalı olmamalarının yanında hiçbiri iş yasalarına göre çalıştırılmıyorlar. Bütün neneciklerimizin asistanları 24 saat görevde olan Türkmen kızları. Gece kulüplerimizi dolduran yeni adlarıyla “sex işçileri.” Bir baksan 14-15 saat günde ve asgari ücreti bile alamayan işçi dolu etrafın. Bu insanlar toplum tarafından “irademize müdahele” edecek potansiyel “sömürgeciler” olarak görüldükleri için hiçbir örgüt onların tarafına dönüp bakmıyor bile. Özel sektör işçi mezarlığına dönüştü. Taş ocaklarında ve inşaatlarda çalışanları “Allah korusun” dedikçe onlar da çocuklarını hocalara teslim etmeye başladılar. Sonra “vayyy yobazlaşıyorlar” diye bir o kadar daha nefret ediliyorlar. Kısacası “boş laflara” artık doyduk. Neo liberalizmle mücadele edeceksek sadece memurların özlük haklarıyla ve “öz Kıbrıslıların” “yok oluyoruk” yaygaralarının arkasına saklanarak başlamayalım. Gelin bu içimizdeki canavarı açık ve seçik ortaya dökerek ve bu canavarın bizi teslim almasının müsebbibleriyle mücadele edelim örneğin bir türlü bitmeyen açgözlülüğümüzle…. Hade kavgaya!!”

Mete aslında Asım’ın da ifade ettiği “yeni bir kimlik inşası”ndan bahsediyor. Kendimizi ve etrafımızda yaşananları ifade ederken kullandığımız dilin yetersizliği, kendimize yakıştıramadığımız sosyal ve kültürel yaşam. Irkçılık ve sömürücülükle imtihana girdiğimiz yabancılar politikalarımız. Koruyamadığımız kentler, iğdiş edilmiş kurumlar, üreticisini kaybetmiş sözde kooperatifçilik uygulamalarımız, içe ve dışa yönelik olarak yaşadığımız göç trafiğinin dengeleri altüst eden nedenleri ve sonuçları, bunların hepsi ve daha fazlası bugünkü sol açısından izaha muhtaç halde ortada duruyorlar.

Kimileri “eskiden CTP böyle değildi” diyorlar. Söylediklerini “daha anlaşılır ve daha doğrudan” söyleyebilen, toplumun dezavantajlılarından yana açık tavır alabilen CTP’nin gittiğini, yerine bir kesim orta sınıf insanın varlığına ve çıkarlarına yönelik politika gelgitleri yaşayan bir partiye dönüştüğünü düşünüyorlar.

Sorun sadece CTP ile de sınırlı değil aslında. Mecliste olan olmayan bütün sol partiler, hareketler, sendikalar, kooperatifler benzer bir yabancılaşma sorunu yaşıyorlar. Öyle olunca da meydan, toplumu zorla dönüştürüp kalkındıracağını ileri süren, Türkiye sermayesi ve siyasi iradesinin güdümüne girmiş ikinci sınıf politikacılara kalıyor.

Öncelikle kavganın kime karşı ve neyin kavgası olduğuna karar vermek gerekiyor. Bunun için de tartışmak gerekiyor.

 








Başa dön tuşu