Geçmişte adaya gelen birçok yabancı gözlemci,
Gezip gördükleri yerler hakkında bazen de olumsuz şeyler yazarlardı.
Osmanlı adayı alırken, özellikle Mağusa ve Lefkoşa’da taş taş üstünde kalmamıştı.
Ama eski Lüzinyan ve Venediklilerin sarı taştan yaptıkları evler ve konakların tümden ortadan kaldırmak mümkün değildi.
Adada Osmanlı nüfus çoğaldıkça, Lüzinyan ve Venedik yapılarının üzerine Osmanlı-Türk modeli köşklü evler inşa edilecek,
Ve buraları gelecekte hayranlık uyandıracak çok kültürlü özelliklere kavuşacaktı.
Fakat o dönemlerde adaya gelip de bunları görenler hayret etmekten kendilerini alamayıp, bu duruma olumsuz gözle bakıyorlardı.
…
Bunlardan biri “Türklerin üzerlerine sefil evler yaptıkları birkaç tane köşkün temeli ve yarı yıkılmış duvarların tümü de parçalanmamış haldedir” diye yazar.
…
Yazarın yolu, büyük ihtimal Lefkoşa’da Lüzinyan evinin bulunduğu Kirlizade Sokağından veya buna benzer yerlerden geçmiş olmalıydı…
…
Doğrusu,
Osmanlıların adayı fethinden sonra Hıristiyan dünyası bunu hazmedememiş,
Bir gün gelecek adanın tekrardan tümden Hıristiyanların eline geçeceği umudunu taşımışlardı.
Kıbrıs’ın çeşitli yerlerinde gözlemde bulunurken bu yargı ile hareket edip, izlenimlerini bu çerçevede ele alıyorlardı.
Hatta bu gözlemcilerden biri,
Osmanlının zulmü altında daha rahat yaşasınlar diye 12 bin civarında Kıbrıslı Hıristiyan’ın din değiştirerek Müslüman olduğunu söyler, ki hiç de azımsanacak bir sayı değildir bu,
Ve bir gün bunlar karşılarında Hıristiyan ordusunu görünce,
Tekrardan tüfeklerini Türklere (Osmanlılara) çevireceği umudunu belirtir…
…
Şimdiki nesiller Lüzinyan ve Venedik duvarları üzerine yapılan o “sefil köşkleri” duvarları ile birlikte korumak ve adanın kendine özgü çok kültürlülüğünü yaşatmak için çaba sarf etmektedir…
…
Genellikle Kıbrıslılar yaşadıkları memleketin özelliklerini,
Dağını, taşını, yolunu, tarihini, kültürünü bilmemektedir.
O sefil köşklü evlerin yanından geçip giderken,
Oralarda ne hayatların gelip geçtiğinin,
Aslında o duvarların, o köşklerin kendisini anlattığının farkında değildirler.
Ancak son zamanlarda buna yönelik güzel bir duyarlılığın belirdiğini de söylemek lazım…
…
Ne güzel şeydir,
Zahra ya da Yiğitler Burcunda yürürken Sadrazam Kamil Paşanın da aynı adımları orada attığını düşleyebilmek.
Ne güzel şeydir memlekete bir sevgiliye sarılır gibi sarılabilmek,
Ve ne güzel şeydir,
O sefil köşkler adına,
O Lüzinyan ve Venedik duvarları adına,
Girne Kalesi, Mağusa ve Lefkoşa Surları adına,
Beşparmaklar ve onu kucaklayan çam, harnup, alıç ve servi ağaçları adına,
Kelebekler, kırlangıçlar ve tekmil güvercinler adına,
Memleketten yana olmayan her şeyi reddedebilmek…
































