Köşe Yazarları

Ne barış ne çözüm: (boşuna beklemeyin!)


Önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Adayların Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili neler söyleyeceklerini, nasıl mesajlar vereceklerini… Bunun ötesinde sosyoekonomik sorunlara yönelik görüşlerini nasıl ortaya koyacaklarını… Gelecekler yönünden halka neleri (hangi inandırıcılıkla) vaat edeceklerini tabi ki merak ediyorum.

Çünkü Kıbrıs siyasi sorununun çözümü bir kez daha, dışında yaşanan olaylar nedeniyle imkânsızlaştı..

Hatta rahatlıkla ve iddialı bir vurgulamayla diyebiliriz ki “bu adada çözüm ummak artık mümkün değildir.” Çünkü:                                              ***

BIRAKIN Kıbrıs siyasi sorununu! O zaten yılların müzmin  çözümsüzlüğüyle devam ediyor ki neredeyse “çözümsüzlük de çözümdür”  diyeceğiz de işte öyle olmadığını halâ kabul etmediğimizden olacak hep çözüm umudunu besliyoruz!

Ancak şunu da kabul ediyoruz. Çözüm için hem “taraflar” arasında hem AB de bünyesinde bir konsensüsün oluşması gerekir. O konsensüsun oluşması için de “Türkiye-Yunanistan ve Kıbrıs Rum-Türk Devletleri arasında “mutabakata” varılmalıdır ki AB desteğiyle birlikte çözüm için BM’ler yeniden devreye girsin..                                                ***

YUKARIDAKİ bu değerlendirmeyi yıllardır “çözümsüzlüğün kahrını çeken, olumsuzluklarının yarattığı sorunları kamburunda taşıyan her Kıbrıs’lı Türk iyi bilir.

Ben sadece “bilineni” tekrarladım çünkü bundan sonrası süreçlerde bu “konsensüs” umudu yeşertilemeyecek kadar bıçaklanıp kurşunlanmış, ayağa kaldırılamayacak kadar yaralanmıştır!

Çünkü bir Hristiyan kulübü olan Avrupa Birliği ile başından  beridir Erdoğan’ın yüzünü Arap dünyasına çevirmiş olmasından kaynaklı “islamik siyasi tutumu” ve son bağlamda  Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması, buna karşı Yunanistan’ın ve Kıbrıs Rum kesiminin avaz avaz bağırmaları  sonucunda oluşan beterince oluşn “husumet ve intikam alma duygularında debelenen    Yunanistan’ın harekete geçmesi; kabul edelim ki  müzakerelerin yeniden başlaması umutlarını söndürürken, haliyle çözümü de vuslata gömmüştür!

TABİ hiç yazmaya gerek yoktur. Anastasiadis Türkiye’ye karşı Makron’lu Fransa ile öyle sıkı fıkı oldu ki hem Baf’ta hem de Limasol’da Fransa’ya üs verdi..  Rum Dışişleri Bakanı Hristodulis ise  “Fransa ile ilişkilerimiz konusunda anlaşmalar vardır ama bunlar hakkında konuşamıyorum” diyecek kadar “büyük ve gizemli laflar” ediyor! Zaten bir Fransız fırkateyininin Rum tarafında konuşlanmış olduğunu medyadan çoktan öğrendik! Yunanistan’ın da katılmasıyla birlikte gerçekleştirilen askeri tatbikatlar da gırla! (Neyse ki son haberlerde Yunanistan’ın Doğru Akdeniz’deki savaş gemilerini geri çekmeye başladığıydı..)

Fakat bir süre estirilen havayı hatırladığımızda sandık ki  Türkiye ile savaşa hazırlanıyorlar!                                                                                        ***

BÜTÜN bu olumsuz gelişmelerin Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları ve sondaj çalışmalarından kaynaklandığını söylemeye gerek yoktur. Hatta Türkiye’nin Libya’da bulunmasının nedenlerinden biri  de petrol olmalı. Nitekim Doğu Akdeniz’de Libya ile oluşturduğu “deniz alanı” olayı ile son günlerin gündemde fırtınalar kopartan Nevtix olayı tutun ki asıl büyük ve ana sorun olan “Kıbrıs”  odaklı sorundan, yani Doğu Akdeniz’deki Rum tarafının  hidrobarbon kaynaklarını hem bizim hem Türkiye’nin haklarına çiğneyerek tek yanlı egemenlik sermek istemsidir.                                                      Fakat bütün bunları bilmek maalesef “çözüm” için yeterli bir anlayış ve basiret doğurmuyor!  Aksine sorun lime lime edilmiş! Kimseye hayrı dokunmayan, aksine taraflarını yeni çatışmalara sürükleyen bir sorun!                                                                                                     ***

Peki Cumhurbaşkanları adayları bu ahval ve şerait içinde KKTC halkına neyi vaat edecek, hangi müjdeyi verecek?

Mesela şimdi de dalında kalan zeytinlerden mi söz edecekler? Hayvancıların elde kalan sütlerinden mi? Hâlâ bir pandemi hastanesi oluşturulmamışken virüs vaklarının artışından mı? Gitgide artan illegal olaylardan, trafik kazalarından, okulların açılmasına bir ay kalmasına karşın hâlâ hiçbir hazırlık yapılmadığından mı? Pahadan, kadınlara yönelik tacizlerden, yılan hikâyesine dönmüş Emirnameden… Mi söz edecekler?

E canım! Asıl yetkili ve sorumlu olan hükümet bile  söz etmezken bunlardan, Anayasal yetkisizlik ve sorumsuzluklarıyla Sn.  Cumhurbaşkanı ve diğer Cumhurbaşkanı adayları mı konuşsunlar? Ne gereği var!

***

NOT: Yazımı bitirdikten sonra  gözüme Sn.Tatar’ın Maraş’la  ilgili şu açıklaması çarptı: Özetle aktarıyorum:

“Kıbrıs konusunda artık eski kalıplarla Kıbrıs Türk halkının çıkarına olan adil ve kalıcı bir sonuca ulaşılmasını beklemek hayaldir…”

Bugüne kadar Maraş’ın açılmasına müzakereleri ve çözümü olumsuz etkileyeceğinden dolayı karşıydım. Fikrimi de zikrimi de değiştirdim! Bu Rum ve Yunanistan’dan ne köy olur kasaba. Artık ben de  çözüm diye sittin sene daha kendimizi oyalamanın aldatmanın ancak budalılık olacağına inanıyorum. Eğer Rum siyasetlerinin  üzerine çıkacak etkin politikalar üretip emrivakide bulunmazsak bu davayı sonuçlandıramadan bu adada biz biteceğiz! Anastasiadis Maraş’ı istiyorsa bize “korsan Devlet” demekten vaz geçmeli, siyasi eşitliğimizi yani Devlet olduğumuzu kabul etmelidir!



Başa dön tuşu