“HALA SULTAN’A GÖMÜLMEK İSTERDİ”: Alemdar: Şeyh Nazım’ın nereye defnedileceği konusunda bir vasiyeti yoktu. Son dönemlerde Hala Sultan’a gömülmek istediğini söylerdi. Burayı çok severdi ve son döneminde burada kalmak istedi ancak sağlığı elvermedi
“TASAVVUFİ TEMSİLİYET OĞLUNDA”: Alemdar: Şeyh Nazım Efendi’nin temsil ettiği değişik departmanlar var. O departmanların ne olduğunu bilmedikleri için bazıları bir departmanın temsiliyetini aldığında zannediyor ki tüm departmanların temsiliyetini aldı. Sufizim ve tasavvufi yönündeki temsiliyeti oğluna verdi
“İSTEYEN KABUL EDER İSTEYEN ETMEZ”: “Oğlu bir şirketin veya hanedanlığın başına gelip de parmağını kımıldattığında binleri hareket ettirecek pozisyonda değil. İsteyen kabul eder isteyen etmez. Bunda bir mecburiyet yoktur. Tasavvuf terbiyesindeki biat bağlanma tamamıyla gönül meselesidir”
Bertuğ TOPAL
Din İşleri Dairesi’nin Güney Kıbrıs Müftüsü Şakir Alemdar, Şeyh Nazım Kıbrısi’nin temsil ettiği değişik departmanlar olduğunu ifade ederek “o departmanların ne olduğunu bilmedikleri için bazıları bir departmanın temsiliyetini aldığında zannediyor ki tüm departmanların temsiliyetini aldı. Sufizim ve tasavvufi yönündeki temsiliyeti oğluna verdi” dedi. Alemdar tasavvufi yöndeki liderliği oğluna verildiğini söyleyerek “bunu isteyen kabul eder isteyen etmez. Bunda bir mecburiyet yoktur. Tasavvuf terbiyesindeki biat bağlanma tamamıyla gönül meselesidir” diye konuştu.
İşte Güney Kıbrıs Müftüsü Şakir Alemdar ile yapılan röportajın ikinci bölümü:
Soru: Şeyh Nazım’ın vefatının ardından toplum nezdinde yeniden dikkat çektiniz. İlk defa toplumda bir kabul görme durumu oldu. Şimdi bir Lefke hayatı var şey Nazım’ın orada bir kitlesi var. Efendi oraya defnedildi. Bunun bir meali var mı?
Şakir Alemdar: Şeyh efendi hakkın rahmetine kavuştu. Lefke’ye dergahına defnedildi. Nereye defnedileceği konusunda bir vasiyeti yoktu. Aslında Hala Sultan’a gömülmek isterdi. Şam’a da söylerdi ama son Hala Sultan’a gömülme isteğini söylerdi. Burayı çok severdi hatta gelip burada kalırdı. Fakat artık sağlığı kötü olunca yetiştiremedik burada zaman geçirsin. Sağlığı el vermedi. Gömüldüğü yer bence çok uygun bir yerdir. Çünkü hikmeti zaten bu gibi zatlar biliyorsunuz dergahlarının yanına gömülür. Şeyh efendinin de ana dergahı zaten Lefke’deydi. Merkezi orasıydı. Bu işin manevi boyutu bir de Lefke’deki insanlara karşı bir sorumluluğu vardı. Uzun seneler 80’lerden itibaren Lefke’de devamlı Şeyh efendi bir katkı koymaya çalışırdı. Ben de çok çalıştım. Terk edilmiş portakal bahçelerinin içinde dikenli sarmaşık temizlerdik. Şeyh Efendi tımar etmeye fayda vermeye çok meraklı idi. Ve Lefke’ye da bu konuda çok emeği olmuştur. Bir sürü insanın girmediği bahçeleri icar etti kimilerini satın aldı. Fakat bu portakalların satılması konusunda istediği verimi alamamıştır. Bir gün sohbet ederken aldı eline Lefke’nin portakalını ve bu dedi common wealth zamanında altın madalyayı almış portakaldır dedi. Niçin dedi bu portakal satılamıyor. Ben de o zaman İngiltere’deyim. Yahu dedim bakın bir şeyler yapın portakal bu kadar önemli satalım.
“Ziyaretler artacak”
Soru: Kabrin orada olması manevi bir durum ortaya çıkarır ve muhtemelen inananların ziyaretler olacak. Bunun önemi böyle mi olacak?
Şakir Alemdar: Şeyh Efendi’nin kabrine ziyaretler sevenleri tarafından devam edecek. Oraya gidilecek Lefke’de kalınacak. Otelde kalınacak yine alışveriş yapılacak. Şeyh Nazım Efendi tarafından Lefke’ye giden mürit akımı sayısı hakkında spekülasyon yapamam ama devam edecektir. Hatta yüksele de bilir bu sayı. Çünkü Lefke Şeyh Nazım Efendi için önemli bir yerdir. Dolayısıyla atıl kalacağını zannetmem. Ayni şekilde hizmet devam edecek orada. Birileri dergahın bakımında mutfağında çalışacak.
“Tasavvufi lider oğlu olacak”
Soru: Merkez Lefke’de mi olacak mı? Yerine kim vekalet edecek?
Şakir Alemdar: Bu sorunun cevabını vermek kolay değil ama ben size anlatmaya çalışayım. Şeyh Efendi’nin dünyada yüzlerce vekili vardır. Ben de bunlardan birisiyim. Kıbrıs’taki misyonunda fark ettiyseniz ağırlık bizim üzerimizdedir. Çünkü kendisinin vazifelendirmesiyle gerek Hala Sultan’da biz burada vazifeye başladık. 2008 ‘de tamamıyla Şeyh Efendi’nin ‘gel burada bu vazifeye başla’ demesiyle biz Londra’dan her şeyimizi satıp savıp geldik burada. Ve 2008’den itibaren de başladık buraya. Tamamen Şeyh Efendi’nin işareti ile başladı bu iş. Resmi otorite ortada yoktu. Resmi otorite sonradan bizim oluşturduğumuz bir konuydu. Tabii burada Talip Atalay’ın önemi büyüktür. Büyük bir uyum içerisinde bizimle çalışmaya ve hiçbir şekilde sıkıntısız şekilde bizi devlet bünyesine almak için elinden geleni yaptı. O olmasaydı olmazdı. Yoksa bizi yetkili makamlarımız bağırlarına basmak için yarışmıyorlar. Halen daha senelerdir resmi olduktan sonra 2011’den beri birçok problemi aşamadık. Şey Efendi’nin belki de sayısını kendisinin bile bilmediği kadar merkezi vardır. Ve Şeyh Efendi bunların açılması için hizmet vermesi için devamlı desteklemiştir. Ve bunlar açılmaya devam edecektir. Şeyh Efendi’nin temsil ettiği farklı olaylar var. İnsanlar bu olayları iyi analiz edemedikleri için bu soruların cevaplarını da karıştırıyorlar. Şeyh Efendi’nin temsil ettiği bir tarikat Şeyhliği var. Dış dünyada Şeyh Efendi temsil ettiği global olarak Sufizmi, tasavvufu ve tarikatı yayan bir numaralı kimsedir. Bütün dünya çapında onun yapabildiğini yapan başka biri çıkmadı daha. Ama Şeyh Nazım’ın Kıbrıs’taki kimliği bundan çok daha geniştir. Şeyh Nazım’ın bir Kıbrıslı olarak buradaki hizmeti tarikatın dışında olan bir hizmettir. Şeyh Nazım’ın Kıbrıs’a geldiği 1950’li yıllarda tarikat kelimesini duymak imkansızdı. Şeyh Efendi milletin örf ve ananelerine İslam’a, Osmanlılığa ve kendi özlerine olan canlılığı artırmaya çalışırdı. Tarikat meselesi Avrupa’daki mesele meydana çıkınca dillendirilmeye başlandı. Dolayısıyla bizim burada Şeyh Nazım Efendi’nin Kıbrıs’taki etkisi bu açıklamanın içerisinde yatır. Bütün dünyadaki temsilcilikle Kıbrıs ayrıdır.
Soru: Kıbrıslı insanlar baktığında bir lider vardı ve vefat etti. Gelenekte ne diyor? Nasıl olur?
Şakir Alemdar: Şeyh Nazım Efendi’nin temsil ettiği değişik departmanlar var. O departmanların ne olduğunu bilmedikleri için bir departmanın temsiliyetini aldığında zannediliyor ki tüm departmanların temsileyiti aldı. Öyle değil. Sufizim ve tasavvufi yönündeki temsiliyeti oğluna verdi. Oğlu bir şirketin veya hanedanlığın başına gelip da parmağını kımıldattığında binleri hareket ettirecek pozisyonda değil. O değil bu liderler. İsteyen kabul eder isteyen etmez. Bunda bir mecburiyet yoktur. Tasavvuf terbiyesindeki biyat bağlanma tamamıyla gönül meselesidir. Sevip inanırsan birine ona bağlanın. Halifeye biat etmeyenin hakkı kılıçtır. Ya biat eden ya da kılıcı alın. Bu ikisi arasında çok fark vardır. Tasavvuf terbiyesindeki biat yeni gelecek olan insanlar ve bu yolda yürümek isteyen insanlar için Şeyh Nazım Efendi’nin dünyada kendisine vekalet eden bir sürü insan vardır ama bunların içinde manevi olarak bu terbiyeyi en sıkı bir şekilde oğlu almıştır. Ve kendisini bu terbiyeyi benden sonra gelenlere de öğretebileceğine inanarak kendisine vekalet verilmiştir. Sadece oğlu değil oğlundan başka bir sürü insan vardır. Oğlunu kendinden sonraki temsilci olarak atamıştır. Bunun manevi ve maddi yönleri vardır. Birincisi Şeyh Nazım Efendi çok global bir insan olduğu için pozisyonu almak isteyen haklı veya haksız bir çok insan vardır. Dolayısıyla haksız ve gereksiz sıkıntı yaratmamak için tasavvuf ile ilgili bu kısmını bu şekilde çözmüştür. Şeyh Nazım Efendi Kıbrıslıdır. Dolayısıyla Efendi’nin bu adaya hizmeti sadece tasavvufi anlamda değildir. Gazetelerde Şeyh Efendi Nakşibendi Tarikatı lideri diye yazar. Kıbrıslıların kaç tanesi bilir Nakşibendi Tarikatı’nı. Bilmez. Nazım Hoca’yı bilir Kıbrıslılar. Nazım hocanın temsil ettiği Kıbrıs’a katmak istediği bir değer vardı. Bu değeri da en iyi yapabilecek Kıbrıslı talebeler olarak bize bırakmıştır.
“Oğlu İstanbul’da yaşayacak”
Soru: Bu oğul nerede yaşayacak?
Şakir Alemdar: Çok büyük bir ihtimalle İstanbul’da yaşayacak. Çünkü İstanbul’da kendisinin hale hazırda çevirdiği bir cemaat vardır. Orada dergahlar vardır. Hayatının büyük bir kısmını İstanbul’da geçireceği kanaatindeyiz. Babası hayattayken zaten gelip Kıbrıs’ta geçirmedi hayatını. Neden çünkü orada vazifesi vardı. Orada nüfus da daha çok. Şey Efendi kendisine daha önce emirler verdi Şam’a git, Irak’a git diye ama Kıbrıs’ta kal diye bir emri olmamıştır. Oğluna Türkiye ile ilgilenmesi için görev verdi. Kıbrıs görev tanımı içerisinde yoktu.
Soru: Lefke’ye zararı olur mu bu durumun?
Şakir Alemdar: Hayrı vereceğini düşünmüyorum. Şeyh Efendi’nin mezarı yine orada. Lefke’ye gelenler zaten Şeyh Efendi için geliyor. Oğlunun ne kadar katkı yapacağını zaman gösterecek. Çünkü hazır bir sistem var. Bu mekanizma çalışıyor. Hazır mekanizmanın çalıştırılması ve büyümesi. Bunların ne seviyede gerçekleşeceğini zaman gösterecek. Hazır mekanizmanın çalışmasında bir sıkıntı yaşanmaz çünkü o hazır mekanizma zaten çalışıyor. Şeyh Efendi hastanedeki makinelere bağlanmak istemezdi. Son 2 hafta hep onlarla hayata tutundu. Kendisi türbe olarak gömüldüğü yerin güzel olduğunu düşünüyorum.
“Dini liderler arası yakınlaşma çözüme katkı yapacak”
Soru: Geçen hafta 50 yıldan sonra restore edilen Ermeni Manastırı’nda ayin yapıldı. Siz bu ayinde ev sahibi gibiydiniz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Şakir Alemdar: Ermeni Kilisesi’ni biz verdik onlara. Onların gidip de orada özgürce ibadet etmeleri bizim mirasımızdır. Bunun bu şekilde yapılması bizim için kazançtır. Ermenilerin Ortodoksların ibadet yapması hiçbir şekilde ne bizim dinimizi ne bizim milletimizi rahatsız eder. Eğer kendinden eminsen. Kendinden emin olmayanlara her türlü korku açıktır. Psikiyatriste gidip tedavi olsunlar. Dini liderler arası görüşmelerde verilen bir mesaj vardır. Kıbrıs sorunu dini bir sorun değildir. Ortodokslukla İslam’ın arasında yaşanan bir sorun değildir. Ortodoks ve İslam arasında uç seviyede milliyetçilik akımlarının arasında çıkan bir çatışmaydı. 308 sene yaşadı bu iki din bir arada. Ve lütfen din adamlarından hiç kimse politik mesajlar vermesin. Talip Atalay da söylüyor Hrisostomos’a bunu. Ve yararlı da oluyor. Bizim vermemiz gereken mesaj barış mesajıdır. Dini liderler arası diyalogun Kıbrıs sorununa katkısı olacağını düşünüyorum. Şu an için de yapmaktadır.
“Biz ev sahibiyiz”
Şakir Alemdar: Biz ev sahibiyiz. Bu memleketin her tarafında biz ev sahibiyiz aslında. Bu memlekete dini özgürlükleri 1571’de biz getirdik. O insanların dini özgürlüğü yoktu. Ortodoks Ortodoks’tu diyemiyordu, Osmanlı altında bu insanlar dini özgürlüklerine kavuştular. Ve Ermeni Kilisesi’ni de biliyorsunuz Latinler terk ettiği için adayı Ayasofya ve bazı yerler camiye döndürüldü bazı yerler da ihtiyaç dışında olduğu için Ermenilere verildi. Ve bu insanlara biz ev sahipliği yaptık. Yüzlerce yıl bu insanlarla yaşadık ve bu insanlar bizden öğrendiler dini özgürlüğü.
































