EkonomiKöşe Yazarları

Mutluluğun ekonomisi


MS 65 yılında roma yangın ile sarsılmış ve dönemin imparatoru saygınlık kaybına uğramıştır. İmparator Nero saygınlığını geri kazanmak için bir grup barbarın aslanlar tarafından yenileceği bir oyun düzenler. Aç bırakılan aslan barbarların üzerine salınır. Bu barbarlardan biri, beklenmedik bir şekilde, aslana doğru gider ve bir şekilde aslanın kulak içine birkaç kelime mırıldanmayı başarır. Aslan anında ruh halini kaybeder, yere çöker ve hareketsiz kalır. İmparator hemen ikinci bir aslanı, salmaları için emir verir. Ancak aynı sahne tekrarlanmaya devam eder. Aynı durum 4 kez tekrarlanır ve mucize gibi görünmemektedir.İki asker barbarı İmparator’un yanına götürür. İmparator sorar “Ne dedin?”Adam masumca sorar “aslanın kulağına mı?” ve sonrasında devam eder “Dedim ki, bırakmayı öğren mutluluğun anahtarı budur!”

Mutluluk hepimizin kendimize özgü olarak tanımladığımız bir olgudur. Mutluluğu genel olarak tanımlamaya çalışırsak İmparator Nero’nun yaşadığı çaresizliğe düşebiliriz.
1960’ların başında, sosyal psikolog Hadley Cantril, insanların hayattan ne istediklerini ve neye ihtiyaç duyacaklarını anlamak için açık uçlu sorular sorarak on dört ülkede yoğun bir mutluluk araştırması gerçekleştirmiştir. Ülkeler arasındaki büyük sosyoekonomik ve kültürel eşitsizliklere rağmen, Cantril’in araştırmasında çıkan sonuçlar ülkeler için şaşırtıcı şekilde benzer gerçekleşmiştir. Bulgulara göre her ülkede, en önemli mutluluk kaynağı maddi koşullar çıkmıştır. Bu durum aslında Protestanlığın sosyal hayatta ortaya çıkardığı değişimlerden biridir. Protestanlık kapitalizmin ruhunun benimsenmesine ve de yayılmasına uygun bir ortam oluşturmuştur. Bu sistem kısaca paranın iş etkinliğinde kullanılması,sermayeye dönüştürülmesi, arttırılan yatırımın kazançla ödüllendirilmesi,kazançtan faizin de ayrılarak borç veren kimselerin sağladıkları bu katkılarından payını almalarının sağlanması olarak açıklanabilir.

Bugünün mutluluk ekonomisi, kapitalizm, aldığımız salatalığın buzdolabında büyümesiyle, hormonlu domateslerle, yoğurt kullanılmadan yapılan ayranla hayatımızın içinde bulunuyor. Sistemin işlemesi için ucuz iş gücü sağlanması gerekiyor. Ucuz iş gücü için ise ucuz gıda sağlanmalı. Her geçen gün azalan geleneksel tarım ve insanları yavaşça ölüme götüren endüstriyel tarımın artması ile birlikte gıda fiyatları düşük seviyelerde tutulabiliyor. Endüstriyel tarımın ortaya çıkardığı karbon salınımına rant için yakılan ormanları, akarsulara atılan kimyasal atıkları, okyanuslara atılan plastikleri de eklediğimizde ortaya bozulmakta olan bir ekosistem çıkmaktadır.

“Kedere bir övgü yazmak değil niyetim, sadece seher vaktinde tüneğinde dikilen bir horoz gibi kuvvetle ötmek ve komşularımı uyandırmak.”[1]

Gelin mutluluğa farklı bir bakış açısıyla bakalım. Milattan önce 300’lü yıllarda yaşayan zengin bir kişi olan Kıbrıslı Zenon tüm mal varlığını bir gemi kazasında kaybetmiş. Kendini Eflatun’un öğretilerine adayan Zenon başına gelen kazayı insan için önemli olan, başına gelenler değil, uğranılan kaza ve talihsizliklere dayanmaktır diyerek değerlendirmiştir. Zenon’a göre mutluluk iradenin ahlaksal olarak iyiye yönelmesidir. Bu bağlamda Farabi, ne kadar mutlu olmak istiyorsanız o kadar iyi olmalısınız demektedir. Farabi’ye göre mutluluğa ulaşmak için sürekli çaba içerisinde olmak ve gelişi güzel zevklerden kaçınmak gerekmektedir.

Bir ağacı düşünelim bu dünyaya iyiliği nedir? Açtığı güzel çiçekleri ve meyvelerini söyleyebiliriz. İnsanlar neden meyve vermek yerine her zaman daha fazlasını isteyip kök salıp meyve vermeden kaynakları kurutuyor?

Korona sürecinden dolayı günlerce evlerde sıkıntılı zamanlar geçirildi. Sürecin bitişi durumun normalleşmesini şafak sayarak bekliyoruz. Bu süreçte deniz suyu temizlendi, yunuslar ve balıklar kıyılara geri döndü, hava kirliliği azaldı.

Belki de korona sürecini değil, doğanın kendisine gelmesini bekliyoruz. İyi Bayramlar.

[1]Thoreau, H. D. (2006). Walden. Yale UniversityPress.

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı