Köşe Yazarları

Mistik ama fakir bir ülke, Nepal


Size Mart 2019 da bir bölümünü  ezdiğim Güney Asya’da yer alan Nepal’i dilim döndüğünce anlatacağım. Türk Hava Yolları’nın konforunda İstanbul’dan sekiz saatlik bir yolculuktan sonra oraya ulaşmıştık. Uçaktaki personelin güler yüzlü yaklaşımı, servisleri kadar, vizyona yeni giren dört filmi ardı ardına seyretme olanağı bulmamız da yolculuğun nasıl geçtiğini anlamamamıza neden olmuştu.

Uçağa binerken en çok dikkatimi çeken şey, çok sayıda insanın özel teçhizatlarıyla Nepal yolculuğuna çıktığıydı. Genç ve orta yaş grubuna ait insanlar özel çadır ve kamp teçhizatıyla uçağa binmişti. Bu gruplar öğrendiğim kadarıyla  aslında Himalaya’lara yürüme turları için gidiyorlardı. İlk anda bunun çok zor olduğunu düşünebilirsiniz. Zira dünyanın yüksek yeri Everest tepesinin de bulunduğu dağlara tırmanmanın çok kolay olmayacağını düşünürsünüz. Açıkçası ben de öyle düşünmüştüm. Bu düşüncemi paylaştığım bazı yolcular olayın aslında o kadar zor olmadığını, tırmanmanın yürüyüş patikalarından seviye seviye gerçekleştiğini, amacın Everest’in en yukarısına çıkmak olmadıkça Himalaya’ların güney tarafında yürümenin çok da zor olmadığını söylediler. Nitekim bagajları üzerinde dahi takip edecekleri güzergâhların ismi yazıyordu. İşin ilginç yanı bunu defalarca yapan gruplar da vardı. Her defasında farklı rotaları seçiyorlardı. Belli ki çok zevkli bir şeydi.

 

Nepal’e gitmeden önce de biliyordum ki burası bir kara ülkesiydi. Çin ve Hindistan arasında kalmıştı. Himalayalar Çin’le doğal sınırını oluşturmuştu ve söylenenlere göre Çin tarafından tırmanılması çok daha zordu. Güneyde Hindistan’la daha düz bir zeminde sınır vardı. Zaten bu sebepten olsa gerek yüzlerce etnik guruba mensup olan Nepal Halkı’nın yüzde seksen beşi Hindistan orijinliydi. Hem bu orijinden hem de Nepal’in deniz ticareti için tek alternatifi olduğundan olacak, Hindistan’ın etkisi her alanda hissedilmekteydi. Her ne kadar özellikle Tibet’in Çin tarafından işgal edilmesiyle oradan göç edenlerin ülke ticaretinde söz sahibi olmaya başladığı söylense de bu gerçeği değişmesi hâlâ olası değildi.

 

Tarihi karmaşalarla dolu olan Nepal, genellikle ailelerin hükmettiği Krallıklar olarak tarihte yer almıştı. Bizim 1974 Barış Harekatı sonrası varlıklarını öğrendiğimiz Gurka’lar da bu etnik köken ve ailelerden biridir ve aslında Hindistan’dan buraya göç etmişlerdir. Nepal’e hükmettikleri dönem ülkenin yegâne parlak dönemi olmuştur.

Çok ilginç bir bayrakları vardır. Nepal bayrağı dünyada dikdörtgen olmayan birkaç sayılı bayraktan birisidir. Kırmızı bir renge sahip olan bayrağın kenarları mavidir. Kırmızı, savaştaki zaferlerini; mavi ise barışı simgeler.  Bayrağın üstünde hem güneş hem de ay sembolleri vardır. Güneş sarayı, ay ise 1951 yılına kadar ülkeyi yöneten Rana ailesini temsil edermiş.  Nepalliler esas ve Tek Hindu krallığının kendilerine ait olduğunu, zira Hindistan’da kurulan imparatorlukların, Moğol olduğunu savunurlar. Aslında bu tezlerinde bana göre de yüzde yüz haklıdırlar. Haklıdırlar haklı olmasında da bu onları dünyanın en fakir ülkelerinden biri yapmaktan kurtarmamaktadır.30 milyona yanaşan nüfusu ile kişi başı gelir sıralamasında  çok gerilerde kalmışlardır.

Başkent Katmandu, para birimi Nepal Rupisi’dir. Halkın dini inanç olarak yüzde sekseni Hindu dinine mensup olduğunu en çok da tanrı Shiva adına tapınaklar yapıldığını söyleyebilirim. Budistler ikinci din gurubunu oluştururlar. Zaten bu dinin kurucusu olan ve asıl adı  Sidhartha olan Gotama Buda da Nepal’de ki Limbuni denilen yerde doğmuştu. Bir prens olan Sidhartha’nın geliştirdiği bu din Japonya Çin ve Tayland’da daha çok taraftar bulmuştur.

Katmandu’ya geldiğimizde insanların ulaşımı daha ziyade motosikletlerle yaptığını gördük.  İnsanlar araba alacak ekonomik güce ulaşamadıklarından olacak bu yolu tercih etmekteymişler. Ailelerini de bu motosikletlerle taşımaktadırlar. Bir yolda aynı anda binlerce motosikleti üzerinde en az 3-4 kişiyle görmek mümkündür. İnsanlar fakirliklerine karşın güler yüzlü ve mutludurlar. Sanırım mensup oldukları dinin verdiği bir durum bu. Yani bu fakirlik bizim buralarda olsa ihtilaller olur. Ama orada insanlar rahat.

Katmandu vadisinde birbirine çok yakın üç şehir vardır. Zamanında Nepal toprakları da bu üç şehir kralı tarafından paylaşılırmış. Katmandu, Patan ve Baktabur. Birbirine çok yakın olan bu Şehirler arasında savaşlar bile olmuş. Sonunda krallıklar birleştirilmiş ve Katmandu başkent olmuş.

Katmandu’da görülmesi gereken en önemli yerlerden biri Pashupatinath’dır. Pashupatinath, Hindularca kutsal sayılan Ganj Nehri’nin bir kolu olan Bamati Nehri üzerinde kurulan tapınak ve ölü yakma yeridir. Dini ritüeller rahiplerce yapılmakta ve yaklaşık 3 saat süren yakma işlemi sonunda kalan küller Bamati’ye dökülmektedir. İşin ilginç insanların bu işlemi yaparken, bu bölgeyi gezen turistlerin fotoğraf video çekimine ses çıkarmamalarıdır. Tabi bunu karşı terastan yapmanıza izin veriyorlar ve ölü yakılan terasa Hindu olmayan birinin geçmesine izin vermiyorlar. Yine burada turistik rahiplerle de bir dolar karşılığı fotoğraf çekmeniz mümkündür. Turistik rahiplerin dini rahiplerle ilgisi yoktur. Onlar bu şekilde para kazanmaktadırlar. Zaten oralarda fazla durmak da mide ister. Zira yaktıkları ölülerin kalıntılarını orada yaşayan maymunların yemesini seyretmek sindirim sisteminizi alt üst edebilir.

Durbar Meydanı, Katmandu’nun görülmeye değer yerlerinden biridir.  Gerçi 2015 yılında yaşanan deprem yüzünden çoğu tapınak kalaslarla desteklenerek ayakta tutulmaktadır. Restorasyonun çok pahalı olması bu fakir devletin gücünü aşmaktadır. Son bir yıldır Japonya UNESCO kapsamında bu dünya mirasına el atmış ve finansmanın bir kısmını karşılamak adına adım atmışsa da bu yönde alınması gereken çok yol vardır. Bu meydanda, tanrılara adanmış  Hindu ve Budist tapınakları  bulunur. Ve en önemlisi KAMURİ’Yİ görebilirsiniz. Şimdi nedir bu Kamuri diyeceksiniz. Bende size “yaşayan tanrıça” diye yanıt verince iyice şaşıracaksınız.  Kamuri olarak seçilen küçük kızın aslında tanrıca Taleju’nun insana dönüşmüş hali olduğuna inanılıyor.  Bu kız çok küçük yaşta Budist bir aileden seçilmekteydi. Ve turistler bu kızın kendilerine pencereden bakıp el sallaması karşılığında 10 dolar ödemek durumundaydılar. Fotoğrafını çekmek ise kesinlikle yasaktı. E tabi oraya kadar da gidince onu görmemek olmazdı. Edindiğim bilgiye göre Kamuri, ilk adetini görünceye kadar burada özel bakıcıları ile kalıyordu. Adet görmesi ile görevi sona eriyor evine ailesine normal yaşantısına döndüğü söyleniyordu. Gerçi üç yaşından 12-14 yaşına kadar kendini tanrı olarak bilen birinin normal yaşantıya dönmesi mümkün müdür?  Bunu tam anlamıyla öğrenemedim.

Boudhanath Stupa’sı Katmandu’daki en büyük Stupa’dır. Beyaz  mermerden yapılmış Budist tapınağıdır ve içinde Sidartha Buda’nın kemikleri olduğu iddia edilmekteydi. Nirvana’ya ulaşmayı katlarıyla temsil ediyordu. Budizm gerçekten ilginç ve karışık bir din . Anlamak için birkaç gün yetmez. Bu nedenle ayrıntıyı ciddi kaynaklardan okumanızı tavsiye ederim. Ben sadece gördüklerimi yazıyorum. Etrafında saat yönünde dönerek ibadet eden insanlar rahipler vardı. Burada rahipler Strupa etrafında dönerken birden kendilerini yere atmakta ve önceden belirlenmiş hareketlerle yerde sürünerek ayağa kalkıp dönmeye devam etmekteydi. Gaflete düşüp birini fotoğrafladım. Bana kızdı. Meğer mesele bir dolarmış verdik de kurtulduk. Buranın bir başka özelliği de etrafında mağazalar kafeler olmasıdır. Bu sayede burayı ziyaret ettiğinizde hem dini seromonileri izleyip hem alışveriş yapma şansınız vardır.

Maymunlar Tapınağı da bir Budist tapınağıdır. İçinde çok sayıda maymun bulunması nedeni ile bu ismi almıştır. Şehre hakim bir tepe üzerine kurulmuştur. Panaromik olarak şehri buradan seyredebilirsiniz. Katmandu’da yeşil alan olarak da gördüğüm yegane yerdir. Her yere beton hakimken burada yeşili bulmak ayrı bir heyecan vermektedir. Tapınağa ulaşmak için 360 merdiven basamağını çıkmak gerekir. Birde maymunlara çok yanaşılmaması önerilmektedir. “Sizi ısırabilecekleri gibi çantanızı alıp kaçabilirler” diye uyarıldık. Bu nedenle onlara uzaktan yiyecek atıp fotoğraflarını çektik. Maymun kralla da böyle tanıştık.

Daha sonraki iki günde Patan ve Baktabur’daki ünlü tapınakları meydanları gezdik . Genelde birbirine benzeyen erotik figürlerle donatılmış tapınaklar vardı. Erotizm onlar için yaşam felsefesi. Bu nedenle bu durum onlar için yadırgatıcı değildir. Budist ve Hindu tapınaklarını da hoşgörü içinde yan yana görebilirsiniz. Ama özellikle Patan’daki Tanrı Krişna adına yapılan mabedi ve onun yanındaki müzeyi görmelisiniz.

Baktubar ise Nepal’de bu bölgede kurulan krallığın yansımasını yapan bir açık hava müzesi gibidir. Bir birine geçişli iki tarihi meydanı etrafına yerleşen inanılmaz estetik eski binaları, mabetler, saraylar hamamlar ile görülmeye değerdir.

Nepal, yemekleri hemen hemen Hint yemekleri ile aynıdır. Acılıdır. Curry içermektedir. Biz daha sonra gittiğimiz Hindistan’da bile bu kadar güzel curry yiyemedik. Aklımızda hep Katmandu’da yediğimiz curry kaldı. Ama bunu söylerken ilave edeyim de sonra papaz olmayalım. Temizliğine güvenemediğimiz için , kesinlikle kaldığımız beş yıldızlı otel dışında hiçbir yerde yemek yemedik.

Üç günün sonunda özel bir hava yolu ile Himalayaları sollayarak Delhi’ye doğru yola çıktık.

Mistik ama fakir bir ülkeyi görmek isterseniz, trackinge meraklıysanız eğer, “Nepal tam sizlik bir yerdir” derim.

Benden bu kadar gerisini siz planlayın…

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı