Köşe Yazarları

MİCOTAKİS’TEN ANTALYA’YA, ORADAN LEFKOŞA’YA VE İŞTE HÜKÜMETİ ALİMİZ!







Erdoğan’la Yunanistan Başbakanı Micotakis arasında




biraz da merakla beklenen  görüşme gerçekleşti hatta biz bu konuda bir şeyler yazmak gereğini duyduğumuzda eskidiydi bile!



Erdoğan Yunan Başbakanını İstanbul’daki Valide Sultan Köşkünde  ağırladı.. Tutun ki onore edilmenin bir nişanesi oldu..

Tabi ki iki devletin zirvesinde oluşan bu görüşmeden  şimdilik sadece karşılıklı tanışmalar,  yüz yüze oluşun yakınlığında yeni sayılacak  tanışmalar, bilmiyorum ama iki ülke arasında her zaman zor sayılan sorunların  etrafında şöyle peşrevmsi  dolanmalar  olmuştur..                                                                           Aslında bu görüşmeden iki tarafın beklentileri yoktu..   Nitekim orada konuşulanlar da “artık iki ülke arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi gerektiği” üzerineydi..

***

OYSA HUSUMET  ve düşmanlıklarla hiçbir siyasi sorunun çözülemeyeceğini şu anda en somut örneğiyle Rusya Ukrayna savaşında görüyoruz.

Ki söz konusu savaşın bir nedeni de “nereden nere” dediğimize nazire , Rusya’nın sınır komşusu Ukrayna’yı NATO’nun üyesi yapma kararıydı!

KISACA AB’deki   30 NATO üyesi ülke yetmiyor, Ukrayna’da örgüte dahil edilerek Rusya’ya nefes alacak bir gıdımlık alan, hareket edeceği iki adımlık yer bırakmama üzerine bir abluka oluşturuluyordu!..

ÖTE YANDAN belki  bire bir eşleme mümkün değildir.  Fakat “olay’’  iyi biliniyor:                            Uzun süredir Yunanistan’ın  Ege denizindeki 2 binin üzerindeki çoğu kayalıklardan ibaret adalarını dolayısıyla o adaların oluşturduğu  karasuları  egemenliğine dayanarak Kıbrıs adasını da içine alacağı bir büyük deniz alanının  hükümranı olmak yollarındaki iştahıdır ki Türkiye ile kavgası da Kıbrıs sorununu da aşarak bu nedenle sürmektedir..                                           Kİ Bir öteki neden de Türkiye’nin  1974’de Kıbrıs’a yönelik harekâtıdır. Yunanistan hâlâ  o harekâtın  rövanşını alarak , adada uğradığı bozgunu izale etmeyi   adeta bir Helenizm  ukdesi haline gelmiştir! Buna karşılık acaba diyoruz:                                                                                        ***

ERDOĞAN ile Yunan Başbakanı Micotakis’in önemli sayılması gereken söz konusu “görüşmeleri” bundan sonrası yeni ve barışçı politik ilişkilerle  sadece Doğu Akdeniz’deki sorunları değil, Kıbrıs sorununu da çözüme götürebilir mi?                                                                    TABİ ki Sanmıyorum! Şöyle ki ne onlar yani komşumuz Rum tarafı ne Kuzey’deki Türk halkı henüz kendi toplumlarımız bünyelerinde  bile sorunun çözümüne ilişkin bir  karara varamadık!

NİTEKİM Annan planı referandumunda Rum tarafı kendisine sunulan adadaki büyük ödünlere karşılık “hayır” derken; Türk tarafı bir kez daha kaybetme pahasına fakat sırf çözüm olsun diye “evet” dediydi..                                               ***

BUGÜNE DÖNERSEK:  Galiba hâlâ ne Rum ne de Türk tarafı bu adada nasıl bir çözüm sorusuna hâlâ cevap veremeyecek kararsızlıktadırlar.

Nitekim çözüme yönelik ortada sadece  iki kelime dolaşıyor..  “Federal sistem” yada “iki egemen devlete dayalı çözüm!” Hadi  yeri gelmişken soralım ama:

BAŞBAKANIMIZ  ve bazı Bakanlarla vekiller hatta parti başkanlarından oluşan “heyeti” ile  Antalya’daki “Konferansa katıldılardı.”  Konferans bitti, katılımcılar ülkelerine döndü ama  gözlerimiz yollarda kaldığı halde bizimkilerden ne haber geldiydi  ne kendileri!”

SONRA geldiler ki hâlâ bekliyoruz: Kıbrıs sorunuyla ilgili çalışmalarını, bu nedenle yeşertilen çözüm umutlarını, istikbalimize yönelik aydınlıklar umutlarının açıklamalarını  yapsınlar! Tıs yok! Sanki Antalya’ya hiç uğramamışlar bile!

***’

ÖTE YANDAN: Evet tanınmış Devlet değiliz ama sonuçta tüm siyasi, sosyal ve kurumsal yapılanmalarıyla  bir Devlet gibiyiz!.

Meclisi, Bakanları, vekilleri,yıllık  programları, sürekli seçimleri nedeniyle gelip giden Hükümetleri, her yeni hükümetle bir kez daha oluşturulan bütçesi, sürekli tekerleği dönen bürokrasisi ile falan…

Ki 1974’lerden önce oluşturulan  “Yönetimler sistemlerinden” bugünlere kadar “Devlet” olarak geldik…

FAKAT ya Kıbrıs Türk halkı Devlete alışamadı yada Devlet otoritesini elinde tutan yönetim takımları devlete sahip çıkacak beceriyi gösteremedi!  beceriksiz

NİTEKİM: Şu anda bile   memleketin vaziyeti umumiyesine bakıyorum bir de  Hükümete,  biri gider Mersine öteki gider tersine!                                                                                        ***

HÜKÜMET   bir gün önce yaptığı zamma yönelik olumsuz tepkiler nedeniyle ertesi gün zammını geri çekmekte! Olduk mu yaz boz tahtası! Üstelik kimseleri memnun edememe gibilerinden  bir garip duruma düşmüşlüğünde!   Öte yandan:

AKARYAKIT pahasına yenik düşer  beklersiniz piyasayı pahadan pahaya sürükleyecek olası etkileşime karşın (elinden geldiğince) çalışsın, çare üretsin; oysa bakarsınız ki “çaresizliği” bile çatlatacak “çaresizliği” oynamakta!

…GİTGİDE “Aşiret ”  esamesine düşüyoruz! Peki çare? Aklımızdan çıkmıyor. Antalya’ya bir uçak dolusu vekil bakan parti başkanı kısaca kim girmişse sıraya gidiverdi… Beklersiniz ki onca  parasal gidere, tantanaya, yaşatıldı sanılan Devlet iddiasına karşın en azından şu Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili “faydamıza oldu” diyeceğimiz bir olayın kırıntısı yaşansın… Yokkk!

Onun yerine ne var? Pahalılık, denetimsizlik, elden kaçırılan siyasi irade dolayısıyla yaşanan siyasi iradesizlik ve Kıbrıs Türk halkının, iktidarının muhalefetinin, zenginin fakirinin arşı âlâda  yankılanan feryadı: “Battıkkk!”                                                                       BATTIK  tabi! Sormak hakkımızdır ama: “Kimin sayesinde?” Bu soruya doğru cevap verdiğimiz gün “kurtuluşa giden yolu” bulmuş olacağız…









Başa dön tuşu