Köşe Yazarları

Melek misin? Şeytan mı?

Ece Uslu yazdı






İnsanoğlu etiketlemeyi sever. Etiketlemek belirsizliği ortadan kaldırır. Kendini güvende hissettirir çünkü. İyi, kötü, tembel, çalışkan, sakin, öfkeli vs vs… Saymaya kalksak sayfalara sığmaz etiketler. Peki gerçekten her şey bu denli basit bir düzeyde mi yaşanıyor hayatta? İnsanları iyi-kötü diye sınıflandırmadan önce iç dünyalarında neler oluyor bir bakalım ister misiniz? Bence halen bu yazıyı okuyorsanız istersiniz.

İnsanı anlarken, insanın davranışlarının önemli bir belirleyicisi olan özgüven ve kendini sevme durumundan yola çıkmak isterim. Özgüven eksikliği olan insanlar için reddedilmek, özgüven sahibi insanlara kıyasla başa çıkması çok daha zor bir durumdur. Bu nedenle bu kişiler ilişki kurarken karşılarında 2 seçenek varmış gibi hareket ederler. Ya reddedilmeye imkan vermemek için her şeyi düzgün ve en iyi şekilde yapmaya çabalarlar ya da özgüvenlerine zarar verebilecek insanları kendilerine yakınlaştırmamak için inatla kaçarlar. Düşük özdeğer duygusu, yaralanmamak için sağlam sığınaklara ve koruyucu askerlere ihtiyaç duyar. Kendi sığınağını korumaya o denli odaklıdır ki bu kişiler karşılarındaki kişileri (ihtiyaçlarını, kırdığını, üzdüğünü, yalnız bıraktığını vs) gör(e)meden bencilce yaşarlar. Ve bencillikleri yüzünden, savaştıkları hayaletlerin arkasında duyguları incinebilen insanlar olduğunu algılayamazlar. Sığınağına ona destek olmak onu sarıp sarmalamak için girmek isteseniz bile o geçmiş yaşantılarının etkisinde bunu bir saldırı gibi algılar. Sığınağına yanaştığınız anda artık onun benliğini ele geçirmeye çalışan bir düşmansınızdır onun için. Bu noktada paniklerler; benliklerini ve özdeğerlerini düşman akınından korumak adına kaçar, saldırır veya donakalırlar. Bu ilişkinin bedeli ise her iki taraf için de yalnızlık ve yaralı insanlar olur. Sonuç itibarı ile aslında kendini daha fazla yara almaktan korumaya çalışan bir aslanın, kendini korumaya/iyileştirmeye çalışan bir insana saldırısı gibidir bu. Siz aslanın yuvasına, yarasını sarmak için, tamamen iyi niyetli yanaşsanız da onun geçmiş tecrübeleri onu yaralayacağınız üzerine kurulu olduğundan beklemediğiniz bir saldırı ile karşılaşırsınız. Peki bu senaryoda kim kötü? Kim melek? Kim şeytan? Aslında hiç kimse… Kendini sevmeyi öğrenmemiş, insanlara güvenmeyi öğrenmemiş bir insanın tamamen farkında olmadan etrafı, kendi hayatını yakıp yıkışından başka bir şey değildir bu.

Ve kendini sevmek dedik… Yukarıda yazılanlar bir yerden tanıdık geliyorsa muhtemelen kendinizi pek sevmiyorsunuz, ya da nasıl seveceğinizi bilmiyorsunuzdur. Size şöyle anlatayım. Dünyaya yeni gelen bir çocuğa kötü niyetle, nefretle, ne kıymetsiz şey bu diye baktığınız oluyor mu? Yoksa o bebeği severek mi karşılıyorsunuz? Peki o bebekten farkınız ne? Siz de zamanında o bebektiniz. Aldığınız yaralar şu an size değersiz gibi hissettiriyor olsa da lütfen yetişkin haliniz içinizdeki o küçük yaralı çocuğa fısıldasın; değerinin ölçüsünün başkasının sevgisine bağlı olmadığını… Bu onu geçmişte ihmal etmiş, sevgisini gösterememiş, hissettirememiş annesi olsa bile! Siz şu an neden böyle davrandığınızla ilgili, yeni bir farkındalık yaşamış oldunuz. Şimdi bunu içinizdeki küçük çocuğa öğretmekle yükümlüsünüz. Hem kendiniz için hem fark etmeden canını yaktıklarınız için buna sorumlusunuz. Bunu başardığınız noktada hem kendinizle hem de başkaları ile yakın ve doyum alacağınız ilişkiler yaşayabileceksiniz, çünkü. Size hayatınızın kontrolünü ele geçirmenin anahtarını sunuyorum aslında bu cümlelerle. Kendi değerinizin farkında olun ve kırıp dökmeden de kendi özgür alanınıza sahip çıkabileceğinizi bilip görün istiyorum!

Karşınızdaki sizin eşiniz, size hükmetmek için değil sizi sevdiği için orada. Ve siz ondan değersiz değilsiniz. Onu bir güç olarak algılayıp ezilmeniz, sizin kendinize yeterince değer vermeyişinizle alakalı. Kurban rolünden çıkmadan hayatının iplerini elinize alamazsınız. Kurban rolünde kalıp size değer verene yaşattıklarınız ise ne yazık ki, sizi haklı iken haksız duruma sokuyor. Sığınağınızdan çıkın! Ve etrafınıza bir bakın! Sırf sizi sevdiği için yanınızda olmaya çalışırken, sizin davranışlarınızla yaraladığınız biri var orada. Daha önce sizi yaralayan insan değil O! Sadece yaralarınızı sarmanıza yardımcı olmak istiyor. Sizin kendinizde göremediğinizi görmüş, sizi seven biri. Ama sizin geçmişinizle buğulanan gözleriniz, önyargılarınız onu olmadığı biri gibi algılamanıza ve onu incitmenize sebep oluyor. Ve iyice anlamanız gerekiyor ki bunu yaptığınız sürece çocukluğunuzda bir kurbanken, şu an için bir suçlu oluyorsunuz. İçinizdeki derin reddedilme korkusu yüzünden çekmek istemediğiniz tüm acıları sizi sevenlere çektiriyorsunuz.

Şunu anlamanız gerekiyor ki eskiden bir kurban olan ve hala öyle hisseden içinizdeki çocuğun elinde, bugün yetişkinlerin silahları var. Siz bu gerçeği görmemekte direttikçe hala çocukken kullandığınız basit silahları kullanmaya devam edecek ve hem yara alıp hem de yaralayacaksınız. Yaralamak istedikleriniz sizi yaralayanlar olsa da karşınızda duranlar çoğunlukla onlar yani; gerçek suçlular olmayacak. Ve böyle davranmaya devam ettikçe hayatınızı asla akışta ve keyifle yaşayamayacaksınız.

Şimdi ayağa kalkma, korkularınla yüzleşme ve yara almamak için yaraladığınızın farkına varma zamanı. Ancak korkularınızla yüzleşirseniz onların davranışlarınız üzerindeki yansımalarını kontrol altına alabilirsiniz. Can yanmasının ne demek olduğunu en iyi siz bilirken, gerçekten can yakmak istiyor musunuz? Melek de olabilirsiniz şeytan da! Tercih sizin elinizde…








Başa dön tuşu