Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Röportaj

Maliye Bakanı Özgür’den su yönetimi açıklaması!

İHALEYİ BİZ AÇACAĞIZ: Özgür: Biz siyasi beklentilerimizi parmağımızın arkasına saklanmadan masaya koyduk. Biz yöneteceğiz dedik. İhaleyi biz yapacağız dedik. Türkiye de zaten kendi kamu finansman kaynaklarıyla bu altyapı yatırımlarının gerçekleşmesini istemiyor. Bu konuda biz de hemfikiriz

ANLAYIŞ DEĞİŞİYOR: Özgür: Biz Maliye olarak çıtayı yükselttik. Bütçe uygulamalarını tamamen değiştireceğiz. Kamu Mali Yönetimi Yasası’nı hazırladık. 3 yıllık bütçe uygulamasına geçiyoruz. Bütçe hazırlama süreci kökten değişecek ve bundan böyle ihtiyaçlar değil imkânlar ön planda tutulacak

TÜRKİYE DE SORUMLUDUR: “Türkiye de buradaki vesayete dayalı insanımızı hiçleştiren bozuk düzenden sorumludur. Dolayısı ile bu bozuk sistemin düzeltilmesine de yardımcı olmakla mükelleftir. Ne mutlu ki şimdi yaşadığımız süreç tam da bu minvalde gelişmektedir”

RETÇİLER- RANTÇILAR: Bir yerde retçilik varsa orada rantçılık vardır. Vesayet sistemi ranta dayalı bir sistemdir. Biz rantçılığı ortadan kaldırıp bunun yerine çağdaş standartlarda kaliteli ve uygun maliyetlerle halkımıza hizmetler sunulması için yapısal dönüşüm diyoruz

Baykan GÜRSES ÖZDAĞ

Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin hükümete geldiği andan itibaren, su yönetimi konusunda hassas olduğunun altını çizen Maliye Bakanı Birikim Özgür, “Suu bir yöneteceğiz dedik, şimdi finansmanını Türkiye’nin ödemeyeceği bir modeli hayata geçirme arifesindeyiz. Bu Kıbrıs Türkü için tarihi bir dönemeç” dedi.
Havadis’ten Baykan Gürses Özdağ’ın sorulrını yanıtlayan Birikim özgür, “Kamu özel ortaklığı” modelini benimsediğini söyleyerek, “Bütün dünyada belirli alanlarda finansman ihtiyacını karşılamak için kamu özel ortaklığı modeli uygulanıyor. Küba’nın başkenti Havana’da bile su dağıtımı bu modelle gerçekleştiriliyor. Sol bilince sahip insanların kamu özel ortaklığı modeline karşı çıkması akıl kârı değildir” ifadesini kullandı.
Belediyelerin altyapı yatırımları ile ilgili sürekli T.C. Yardım Heyeti’nin kapısını çalmak zorunda kalmasından müthiş bir rahatsızlık duyduğunu ifade eden Özhür, “Altyapı yatırımlarımızı azami düzeyde biz yönetmeliyiz. Su konusu bu açıdan da siyaseten yeni bir döneme geçişin habercisi oluyor” diye konuştu. 

Havadis: Su konusundaki son aşama nedir? Ortaya çıkan son metnin CTP'nin reddettiği ilk metinden farkı nedir?
Birikim Özgür: T
ürkiye ile 2010’da Kıbrıs’a su taşınmasını sağlayacak projeyi başlatan bir anlaşma imzaladık. Aradan geçen süre zarfında Türkiye’de köyler yerleşime kapatıldı, insanlar evlerinden yurtlarından ayrılmak durumunda kaldı, barajlar yapıldı, deniz geçişi sağandı, hummalı bir çalışma ile bu dev proje son aşamasına getirildi.
2013-2015 Sürdürülebilir Ekonomiye Geçiş Programı’nda ise Kıbrıs’a gelecek suyun dağıtımına yönelik altyapı yatırımlarının özel sektörle işbirliği çerçevesinde gerçekleştirileceği öngörüldü. 7 Nisan 2015’te suyun dağıtım modeline yönelik bir hükümetler arası anlaşma taslağı hazırlandı. Cumhurbaşkanlığı seçimi ve akabindeki hükümet değişikliği nedeniyle bu taslak üzerindeki çalışma yavaş ilerledi ve Türkiye bu noktada bir algı geliştirdi.
Türkiye KKTC’ye resmen “Biz size güvenimizi yitirdik. Karşılıklı taahhütlerin bizi ilgilendiren kısımları yerine getiriliyor ancak siz taahhütlerinizi yerine getirmiyorsunuz” mesajını verdi ve sordu, “Taahhütlerinizi yerine getireceğinize dair somut adım atmazsanız bu güvensizlik ortamında 2016-2018 programı nasıl imzalanacak?”.
Biz 7 Nisan önerisini inceledik ve 2-3 yıldır toplumda tartışılan noktalarda iyileştirme önerilerimizi hazırladık. 24-25 Aralık’ta iki taraf resmi bir toplantı ile KKTC’nin önerilerini birlikte değerlendirdi. Yönetim, ihale süreci, suyun kime teslim edileceği, DSİ’nin üstleneceği roller, belediyelerin yeni sisteme katılım yöntemi, belediyelerin su birimlerindeki personeli, belediyelerin cirodan alacağı pay, yeni sistemde yerli personel istihdamı ile ilgili ilkeler ve tahkim mekanizması ile ilgili KKTC’nin tüm önerileri Türkiye tarafından kabul edildi.
Ortaya çıkan uzlaşıyı Başbakan imzalamadan önce doğal olarak gözden geçirdi ve hükümeti adına Ankara’ya ileri istişare maksatlı resmi öneriler sundu.
Bu önerilerde belediyelerin işletmenin karar alma mekanizmasına da aktif katılımını sağlama, suyun teslimatının doğrudan KKTC’ye yapılması ve belediyelerin cirodan alacağı payın biraz daha artırılması gibi hususlar var.

Havadis: Önerileri sunarken, murat edilen neydi? Reddedileceği yönünde endişe taşıdınız mı?
Birikim ÖZGÜR:
Bu önerileri sunarken amacımız Yap-İşlet-Devret modelinde kamumuzun devre dışı kalmaması, belediyelerimiz açısından risklerin ve fırsatların belirginleştirilmesi ve bu sayede imza sonrasında daha güçlü uygulamalara zemin yaratmaktı.
Dünyadaki diğer Kamu-Özel ortaklığı modellerinde olduğu gibi kamu kurum ve kuruluşlarının kamu gücünü ziyadesiyle kullanacağı ancak işletmenin verimli çalışma koşullarının siyaset tarafından engellenmeyeceği bir model olsun istedik. Bu önerilerimizi 8-9 Şubat’ta Ankara’da görüşeceğiz. Ardından Başbakanımızın imzasıyla hükümetler arası anlaşma resmileşmiş olacak.

Havadis:  Hazırlanan metin Türkiye'de hangi düzeyde müzakere edilecek?
Birikim ÖZGÜR:
8-9 Şubat’ta biz öncelikle ileri istişare maksatlı önerilerimizi yüz yüze görüşüp T.C. Teknik Heyeti’ne açıklayacağız ve gerekçelerimizi anlatacağız. T.C. açısından ortada siyaseten müzakere edilecek bir husus yoktur çünkü bu proje bağlamında Türkiye vereceğini verdi zaten. Ancak Kıbrıs’ta dağıtım modelini uygulayacak taraf olarak biz ileride kamu gücünü kullanırken sıkıntılarla karşılaşmamak adına en ince detayına kadar model üzerinde çalıştığımız için bakanlar düzeyinde bu görüşmeye katılacağız.
Bu bizim konuyu önemsediğimiz şeklinde değerlendirilmeli halkımız tarafından. Kamuoyumuzda bu denli tartışılan bir konuda ihmale ve hataya tahammülümüz yok. Türkiye’deki siyasiler bizi ilgilendiren uygulama detaylarını bilmiyor, bilmemesi de çok doğaldır. Onlar sadece anlaşmanın Türkiye’ye siyasi ve mali yönden yüklediği sorumluluklar açısından değerlendirme yapıyor.
Bizim pozisyonumuz ise çok farklı. Biz kendi açımızdan bize göre çok önemli olan anlaşmanın detaylarıyla ilgili yeni önerilerimizi T.C. Teknik Heyeti’ne anlatacağız. Burada siyaseten bir eşitsizlik var mı diye bir sorgulama yapmak bana göre yersizdir. Görüşmenin akabinde hükümetler arası anlaşma imzalanacak zaten. 

Havadis:  Türkiye'nin son metinle ilgili tavrı size göre nasıl olur?
Birikim ÖZGÜR:
Umarım Türkiye’nin tavrı olumlu olur. Türkiye doğal olarak yeni önerilerin ardından modelin uygulanabilirliğine bakacak. Altyapı yatırımları ile ilgili Türkiye’nin kendi kamu finansman kaynaklarının kullanılmasını gerektirecek herhangi bir zayıf nokta tespit etmesi halinde bu noktaların güçlendirilmesi önerilecek.
1,6 milyar TL’lik yatırımı tamamlamış taraf olarak KKTC hükümetinden beklentileri hızlıca dağıtım modelinin uygulanmasıdır.
Modeli benimseme noktasında 24- 25 Aralık sonrasında yaşananların Türkiye tarafından yanlış algılanmamasını temenni etmekten başka yapılabilecek bir şey yok gelinen aşamada. Eğer bilhassa belediyeler adına yapılan açıklamalar Türkiye tarafından modelin uygulanabilirliği açısından bir zafiyet yaşanacağı yönünde bir intiba yaratmışsa bunu da yaşayıp göreceğiz.
Yanlış anlaşılmak istemem, belediye başkanlarını suçlamak değil niyetim. Biz de hükümet olarak belediyelerimiz açısından riskleri bertaraf etmek için yürüttüğümüz çalışmalara ilişkin doğru zamanda doğru bilgileri onlarla paylaşarak belediye başkanlarının kamuoyuna görüşme sürecinde bizi zorda bırakabilecek bazı mesajlar vermelerinin önüne geçebilmeliydik.
Bu bağlamda Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma endişesi ile bu görüşmeye katılacak olmaktan memnun değilim çünkü bizim Hükümet olarak sorumluluğumuz bu modeli uygulamaktır her şeyden önce.

“Dedikodularla işim yok”
Havadis: Su konusunda parti içinde çok eleştirildiniz. Hatta "Türkiye’nin adamı" diyen bile oldu. Tüm icraatın dışında, duygusal olarak bu sizi nasıl etkiliyor?
Birikim ÖZGÜR:
Ben duygusal bir insan olmakla birlikte siyasete duyguların karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Siyaset bir bayrak yarışıdır. Önemli bir toplumsal alandır. Üstlenilen her görevin zorlukları vardır. Her siyasetçi bazen eleştirileceğini de bilerek üstlendiği görevleri bir sonraki seçimi de düşünmeden layıkıyla yerine getirmek zorundadır.
Dedikodu nitelikli eleştirilere takılıp kalırsanız Maliye Bakanlığı gibi zor bir görevi yürütmeniz imkânsızlaşır. Öneri içeren eleştirileri dikkate almazsanız da başarılı olmanız imkânsızlaşır. Günün sonunda gerek partide gerekse halk nazarında demokrasinin çarkları çalışır.
CTP eğer bir gün Türkiye ile sağlıklı ilişkileri değil karşıtlık ilişkilerini siyaseten ön plana çıkarmak arzusunda olursa parti temsilcilerini tayin ederken kriterlerini buna göre belirleyecektir. Bu demokratik bir olgudur.
Kıbrıs Türk halkı ve partim bana bir yetki verdiği müddetçe ben bu yetkiyi barış ve uzlaşı kültüründen bir milim sapmadan kullanacağım. Kıbrıslı Türklerin bölgemizdeki tüm muhataplarıyla iyi ilişkiler geliştirmesini toplumsal çıkarlarımız açısından hayati bir mesele olarak algılıyorum.
Bu nedenle CTP üyesiyim ve partimle de gurur duyuyorum.

“Kamu- özel ortaklığına inanıyorum”
Havadis:  Türkiye ile müzakere yaptınız. Ortak bir çizgiye gelirken, kim nasıl taviz verdi? O 48 saat sizin açınızdan nasıl geçti?
Birikim ÖZGÜR:
Bizim toplumsal siyasi birikimimiz kamu-özel ortaklığı konusunda henüz yeterli düzeye ulaşmış değil. Ben Maliye Bakanı olarak bu modele inanıyorum. İki sebeple inanıyorum. Birincisi, altyapı yatırımı gerektirecek belirli alanlarda kamumuzun finansman noktasındaki yetersizliklerini kavrayabilecek tecrübeye sahibim.
İki kez komite başkanı bir kez de bakan olarak bütçe hazırlık sürecinde yer aldım. Bütün dünyada belirli alanlarda finansman ihtiyacını karşılamak için kamu özel ortaklığı modeli uygulanıyor. Küba’nın başkenti Havana’da bile su dağıtımı bu modelle gerçekleştiriliyor. Sol bilince sahip insanların kamu özel ortaklığı modeline karşı çıkması akıl kârı değildir çünkü halkınıza nitelikli ve uygun maliyetle hizmetler sunmanın bir gereğidir bu model.
Bu modele karşı çıkanlar ise ister sağcı olsun ister solcu olsun statükoyu korumaya dönük bir pozisyon belirlemiş oluyorlar. Bu da bize yakışmaz.
İkincisi ise belediyelerimizin altyapı yatırımları ile ilgili sürekli T.C. Yardım Heyeti’nin kapısını çalmak zorunda kalmasından müthiş bir rahatsızlık duymaktayım. Altyapı yatırımlarımızı azami düzeyde biz yönetmeliyiz. Su konusu bu açıdan da siyaseten yeni bir döneme geçişin habercisi oluyor.
Türkiye ile bu konuda tam bir fikir birliğimiz var. Dolayısı ile aslında müzakere etmedik. Biz siyasi beklentilerimizi parmağımızın arkasına saklanmadan masaya koyduk. Biz yöneteceğiz dedik. İhaleyi biz yapacağız dedik. Türkiye de zaten kendi kamu finansman kaynaklarıyla bu altyapı yatırımlarının gerçekleşmesini tercih etmeyen bir pozisyon belirlediğinden birlikte bu modelin detaylarını ele almış olduk. İleri istişare maksatlı önerilerimiz de bu çerçevede görüşülecek.

Havadis: Size göre, gelinen aşamada CTP’nin yanlış anlaşıldığı bir nokta var mı, kendisini ifade etmekte zorlanıyor mu?
Birikim ÖZGÜR:
Şu nokta çok önemli: 1974 sonrasında bu ülkede bir vesayet rejimi kuruldu. CTP buna karşı çıktı. Vesayet rejimini tesis edenler CTP’yi Türkiye’ye düşman gibi lanse etti. Türkiye de CTP’yi düşman bildi, parti başkanının T.C. pasaportunu iptal edip CTP’yi ötekileştirdi.
Bir anlamda Türkiye de buradaki vesayete dayalı insanımızı hiçleştiren bozuk düzenden sorumludur. Dolayısı ile bu bozuk sistemin düzeltilmesine de yardımcı olmakla mükelleftir. Ne mutlu ki şimdi yaşadığımız süreç tam da bu minvalde gelişmektedir. Kıbrıs’ın kuzeyinde kendi ayakları üzerinde durabilecek bir yapıyı tesis etmek üzere Türkiye ile tam bir uyum içinde çalışıyor olmaktan büyük mutluluk duymaktayım.
O 48 saat boyunca ve sonrasında hep aklımın bir ucunda bu temel siyaset vardı. Dilim döndüğünce de su konusundaki uzlaşıya karşı çıkmanın gerçekte vesayet rejiminin devamından yana bir tavır olacağını konunun muhataplarına anlattım.
Bir yerde retçilik varsa orada rantçılık vardır. Vesayet sistemi ranta dayalı bir sistemdir. Biz rantçılığı ortadan kaldırıp bunun yerine çağdaş standartlarda kaliteli ve uygun maliyetlerle halkımıza hizmetler sunulması için yapısal dönüşüm diyoruz. Su konusunda düğümü çözen de bu bakış açısıdır.

“Tarihi bir projenin arifesindeyiz”
Havadis
: CTP içerisinde de popülizm var mı? Su konusundaki korkuları, endişeleri bağımlılık yaratma algılayanlar var. Su güç mü, bağımlılık mı?
Birikim ÖZGÜR: CTP toplumun hassasiyetlerini ve beklentilerini temsil eden partidir. Eğer bu popülizmse kimse kusura bakmasın biz popülistiz. Solcu partiler toplumdan kopuk siyaset üretemezler çünkü sırtlarını dayayacakları başka hiçbir güç yoktur, olmamalıdır. CTP iktidarda olmasaydı su konusu farklı gelişecekti.
CTP kendi içinde konuyu enine boyuna tartıştı ve belediyelerimiz başta olmak üzere konuya duyarlı tüm kesimlerin hassasiyetlerinin dikkate alındığı bir yönetim sergilendi.
Su dağıtımı projesi tarihimizin en büyük projesidir. Bu proje bize güç katacak. Entegre Su Yönetimi yaklaşımıyla bir yandan Türkiye’den taşınan suyu doğru kullanmış olacağız diğer yandan da ülkemizin su kaynaklarını en doğru şekilde değerlendirmiş olacağız. Bu bağlamda su dağıtımındaki kamu özel ortaklığı ile Su Kurumu’nun kurulacak olmasını eş değerde değişim hamleleri olarak ele alıyoruz.
Biz Türkiye ile ilişkilerin mali yardım bağımlılığından artık arındırılması gerektiğini düşünüyoruz. Su konusunda Türkiye kamu finansman kaynaklarına bağımlılık tamamen ortadan kalkıyor. Bunun yerine tüm dünyada geçerli olan ekonomik karşılıklı bağımlılık ilişkimiz güçleniyor. Bu olması gerekendir.
Bu yaklaşımı Türkiye ile ilişkilerimizde tüm diğer alanlara da yansıtmayı öngörüyoruz. Mali yardım bağımlılığını ortadan kaldırıp proje bazlı ve teknik destek içerecek ilişkilerle yola devam edeceğiz. Bunu sadece Türkiye ile değil AB ile de yapacağız. Günün sonunda bölgedeki tüm muhataplarımızla karşılıklı ekonomik bağımlılık ilişkileri üzerinden barış ve işbirliği ortamına katkıda bulunmayı öngörmekteyiz.