Poli

“Makul” Kıbrıs Türkü’nün peşinde: 1950’ler ve Köycülük faaliyetleri


1950’li yılları incelediğimizde, Kıbrıs’taki milliyetçi kesimlerin faaliyetlerinin sadece Rum karşıtlığı üzerinden bir siyaset kurgulaması olmadığını, aynı zamanda yeni bir toplum yaratmayı da hedeflediklerini gözlemleriz. Yani bir çeşit modernleşme denemesi olan bu dönemde uygulanmaya çalışılan kültürel ve sosyal siyasetlere baktığımızda birçok beden ve toplum mühendisliği projeleri görürüz.

Kıbrıslı milliyetçi elit daha önce yazdığım birçok yazıda da belirttiğim gibi, Kemalist Türkiye’yi hep bir model olarak almaya çalışmış, ona öykünerek kendi modern bedenini yaratmaya çalışmıştı. Bir çeşit “makul,” “milli” ve “medeni” Kıbrıs Türkü inşasıydı bu. Bu doğrultuda 1950’lerin ortalarına doğru İngiliz Sömürge idaresinden Türkiye’den daha fazla öğretmen getirme iznini koparan, aynı elitlerin yönetimindeki  Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu, kısa sürede bazı Kemalist öğretmenleri Türkiye’den getirtmeyi başarmıştı. İbrahim Zeki Burdurlu, Sadi Baydar, Hüseyin Metin gibi aktivist birçok Türkiyeli öğretmen, kollarını sıvayarak, Kıbrıslı Türkleri kendi tahayyüllerindeki modern Kemalist Türk’e dönüştürmek için, Tek parti döneminde, halkevlerinde öğrendikleri eğitim programlarını Kıbrıs’taki okullara taşımışlardı.

Bu öğretmenler, erken Cumhuriyet döneminde uygulanmış bir çok projenin tekrardan Kıbrıs’taki uygulayıcıları olmuşlardı. Bu tür projeler ilginç bir şekilde Türkiye’de rafa kaldırılmış olmasına rağmen bu dönemde, tekrardan adada yoğun bir şekilde uygulamaya sokulmuştu. Artık getirilen bu T.C’li öğretmenlerin yardımıyla, edebiyattan tarıma, gençlikten köylüye kadar birçok kesimi ilgilendiren onlarca önerge ve proje hazırlanacaktı.

[images_grid auto_slide=”no” auto_duration=”1″ cols=”three” lightbox=”no” source=”media: 156829,156828,156827,156826,156825,156824″][/images_grid]

Bu dönemde EOKA’nın ortaya çıkmasıyla birlikte Kıbrıs’taki Türkler yavaş yavaş Türkiye’deki bazı milliyetçi kesimlerin de dikkatini çekmeyi başarmıştı. Artık Kıbrıs Türkiye basınında daha çok yer alıyor, birçok yazar ve gazeteci Kıbrıs’ı ziyaret edip durumu yerinde anlamaya çalışıyordu. Kurulan her köprü, Kıbrıs Türkünü biraz daha Türkiye’nin siyasi yörüngesine sokuyor ve onları farklı bir biçimde şekillendirmeye başlıyordu. Bu yaşadıkları ilk dalga milliyetçilikten biraz daha farklıydı. Daha önce, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlının egemenliğinden çıkarılan Kıbrıs’ın Müslümanları, kısa bir sürede daha “grassroots” ve aşağıdan diyebileceğimiz bir yerden gelen tepkiler ve taleplerle modern Türk kimliğine sarılmışlardı. Burada yanlış anlaşılmasın, öykünme o dönemde de vardı, fakat bu daha çok Kıbrıs’tan yönlendirilen bir fenomendi. Dönemin İngiliz’e yakın elitleri, Türk milliyetçiliğini kabul etmelerine rağmen, stratejik ve pragmatik nedenlerden dolayı kendilerini Brito-Müslüman kimliğinin içerisinde tutmayı yeğliyorlardı. Öte yandan halk ve eğitimli yeni orta sınıf ise gözlerini Türkiye’den bir saniye bile uzak tutamıyordu. Türkiye’nin ise gündeminde herhangi bir Kıbrıs sorusu veya sorunu yoktu. Kıbrıs çok nadiren konuşulan bir meseleydi denizin öte yakasında.

koyculuk koy envanter listesi

Şair Mehmet Yaşın Türkiye’nin Kıbrıs’ı yeniden keşfetmesinin İkinci Dünya Savaşının bitmesinden sonra gerçekleştiğini yazar. 1947 yılını, Türk (Türkiyeli) aydınlarının Kıbrıs’la ilgileri açısından bir çeşit başlangıç tarihi olarak görür. Bunun nedenlerini de II. Dünya Savaşı’ndan sonra Akdeniz’de oluşan ABD ağırlıklı dengeye, Truman Doktrini ile Marshall Planına bağlı yeni Türk dış politikasına bağlar. Ona göre bu tarihten sonra yalnızca Adadaki Rumların Enosis mücadelesi değil, sömürge karşıtı hareketleri de artık Türk basınında tepkiyle karşılanmaya başlanmıştı. Yaşın, o dönemde Türkiye’deki önde gelen yazarların hemen hemen tümünün, Kıbrıs’ın İngiliz sömürgesi olarak kalmasını, ama İngiltere’nin ayrılması halinde, Adayı eski “sahibi” Türkiye’ye bırakmasını önerdiğini iddia eder. Ayrıca, yazar bu tavrın öncülüğünü, çoğunluğu CHP edebiyatçısı olan ve de Kıbrıs’a eğitimci olarak gönderilen “ilerici” öğretmenlerin çektiğini yazmıştı. Yaşın ayrıca, Kıbrıs’taki görevi sırasında edebiyat öğretmeni Nihad Sami Banarlı’nın Kıbrıslı Türk şairleri hececiliğe ve Türkçü-folklorik temalara yönelmesini teşvik ettiğini iddia eder. Bu zat Kıbrıslı şairlere ayrıca Türkiye’de yayımlanan Yedi Gün dergisinin sayfalarının da açılmasını sağlamıştı.

Biz bugün bu öğretmenlerin edebi alanda yaptıkları değişiklikleri değil de, Türkiye’de rafa kaldırılmış Halkevleri programları çerçevesinde uyguladıkları faaliyetlere bakacağız. Bunlardan en önemlisi ve bugün yakından bakacağımız olanı ise “Köycülük” faaliyetleridir. Nedir Kemalistlerin bu “köycülük” faaliyetleri?  Gelin şimdi ona kısaca bir bakalım.

Kemalist ideolojinin -özellikle erken Cumhuriyet dönemi boyunca- merkezinde hep bir modernleşme veya modernleştirme projesi vardı. Bu hedef doğrultusunda onlar toplumu baştan aşağı, hemen hemen her düzeyde yeniden yapılandırmak gerekliliğine inanıyorlardı. Kurucu elitler, yeni bir toplum ve/veya yeni bir hayat yaratmak için “Osmanlı’dan çok farklı bir Türk” (Feroz, 1993: 77) yaratma peşindeydiler. Korporatist bir yapıya sahip Kemalist tahayyülün, halkçılık ilkesi, “cumhuriyetin halk egemenliği temelinde yükseldiğini ifade ederken, öte yandan halkı sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış̧ bir kütle olarak tanımlar. Türk toplumunda farklı sınıfların ve bunlar arasında çıkar çatışmalarının varlığı reddedilirken, farklılıklar sadece meslekler bazında zikredilmektedir” (Onbaşı 2011).

Atatürk ve diğer reformcu elitlere göre halkın rasyonel düşünme potansiyeli vardır fakat, bu potansiyelin ortaya çıkartılması, etkin hale getirilmesi gerekmektedir. Tabii ki bu potansiyel aktif hale gelene kadar “muassır medeniyet seviyesine ulaşmak için gerçekleştirilmesi gereken siyasal ve kültürel değişiklikler elitler tarafından yürütülmeli ve yerleşmesi sağlanmalıdır” (a.g.e.). Atatürk’ün 1918 yılında yaptığı konuşma ise bu keyfiyeti teyit etmektedir:

“Zira ben bazıları gibi efkar-ı avamı, efkar-ı ulemayı yavaş̧ yavaş̧ benim tasavvuratım derecesinde tasavvur ve tefekkür etmeye alıştırmak suretiyle bu işin yapılacağını kabul etmiyor ve böyle harekete karşı ruhum isyan ediyor. Neden ben bu kadar senelik tahsil-i ali gördükten, hayat-ı medeniye ve içtimaiyeyi tetkik … için sarf-ı hayat ve evkat ettikten sonra, avam mertebesine ineyim. Onları kendi mertebeme çıkarayım, ben onlar gibi değil onlar benim gibi olsunlar” (a.g.e 2011).

1950’lerin Kıbrıs’ına baktığımızda ise buna benzer bir “medenileştirme” hareketinin başlatıldığını görürüz. Bu hareketin öncülüğünü ise yukarıdaki satırlarda da anlatmaya çalıştığım gibi Kıbrıslı Türk milliyetçi elitlerle birlikte Türkiye’den getirtilen Kemalist öğretmenler yapıyordu. Bugün sizlerle Federasyon ve öğretmenler arasında yapılan yazışmalardan bazılarını paylaşarak o günün havasını ve mantalitesini göstermeye çalışacağım. İlk paylaşacağım alıntı halkçılığın en önemli unsurlarından biri olan “köycülük” faaliyetinin neyi amaçladığını izah eder yöndedir. Bu alıntı dönemin ilk “köycülük” kulübünün kurucusu Namık Kemal Lisesi öğretmenlerinden Sadi Baydar’ın 1958 yılında Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu’na yazdığı bir rapordan alınmıştır:

“Her yeni şeye köyden başlamak gerekir. Orada muvaffak olmayan, anlaşılmayan metotlar, planlar, müesseseler ve teşebbüslerin bütün bir cemiyetin için faydası olmaz. Bütün bunlar köylünün ve köyün sosyal varlık ve sıhhatine sıkı surette bağlıdır. Köy ve köylünün maddi ve manevi hacmi bütün köylüyü içine alır.”

Köyü ve köylüyü şehirlere değil, şehrin medeni havasını köye ve köylüye götüreceğiz. Biz toprağı seven ve onu aziz bilen bir milletiz.”

Sadi Baydar da Türkiye’den gelen gönüllü Kemalist öğretmenlerdendi. Aynı raporda “Köycülükle” ilgili bir de harekat planı hazırlayan Baydar, bir an evvel “Köycülük” neşir organı, köylerde okuma odaları, eğitim faaliyetleri v.s gibi eylemler talep etmişti. Bunun yanında, köylerde kurulacak sosyal kurumlarda

“milli menkıbeler, destanlar, halk edebiyatı, halk müziği, milli oyunlar, temsiller köy dilinde, köycülük ruhunun ifadesi ile işlenerek köye yayılmalıdır. Böylece din, ahlak, yaygın hukuk, dil, estetik hakkında müşahhas bir şuur hasıl olur. Düşüncede, duyguda ve fiilde beraberlik, müşterek anı ve geleneklere sahip olmanın sevinç ve gururu altında kolayca doğar. Sosyal kurumlar milleti yapan öğelerin şüphesiz başında gelir. O halde köye tarihimizi, Türk cemiyetinin estetik ve kültür zenginliklerini götüreceğiz ve köyü ve köylüyü inceleyerek milli harsın derinliğine ineceğiz.”

Baydar, bu tür faaliyetlerle halkın “terbiye” edileceğine inanıyordu. Erken Cumhuriyet dönemi “Köycülük” akımının önde gelen isimlerinden Nusret Kemal “Halk Terbiyesi” kavramını şöyle tanımlamıştı:

“Halk terbiyesi, psiko-fizyolojik vasıflar itibariyle normal bir inkişaf seviyesine varmış̧ insanların kafalarını işlemeğe ve nizamlı işlemeğe, yani onları karışılacakları her vaziyette kendi düşünceleriyle hareket etmeğe, her meseleye kendi kafalarıyla hal aramaya alıştırmak gayesiyle yapılan faaliyetlerin hepsine denir. Kafası hür ve salim düşünceye alışmış̧ insanların çoğalmasıdır ki, demokrasileri muvaffakiyete ve memleketleri, dolayısıyla beşeriyeti, saadete erdirecektir” (Onbaşı 2011).

Öte yandan Sadi Baydar, aynı raporda “Köyde Moral eğitim” adı altında yapılması gereken faaliyetleri şöyle sıralamıştı:

“Çalışan, özellikle toprak gibi çetin hamuru yoğuran işçinin dinlenmesi şarttır. Haftanın belli gün ve saatlerinde, köy kahvesi veya okuma yerinde moral eğitim yapılmalı, adeli yorgunluk ve gerginlik müzik şiir ve oyunlarla giderilmelidir. Köyde eğlenmek ve dinlenmek lüzumu, adap ve muaşereti öğretilmeli, köy eğitsel faaliyetlerine veçhe verecek bir tarz bulunmalıdır. Moral eğitim psikolojinin emek dünyasına bir ihtarıdır. Bütün cephede moral eğitim, okulda moral eğitim, fabrikada, hastanede moral eğitim gibi ihtisas konuları doğmuştur. Onun için okullardan öğrenci ve öğretmen ekipleri senede birkaç defa moral eğitim seferine çıkmalıdır.”

Kurumlar Federasyonu kısa bir sürede Baydar’ın önerileri doğrultusunda harekete geçecekti. Baydar raporunda, ayrıca tüm köylerin envanterinin çıkartılması için bir çalışma önerisinde de bulunmuştu. Kurumlar Federasyonu, bu öneriyi de yerine getirecekti. Köycülük kolunu kısa sürede kuran Federasyon, sendikacı Necati Taşkını “Köycülük” kolunun sekreteri yapacaktı. Gönüllü öğretmenlerden küçük bir ekip kurulacak ve yollara düşülecekti. Onlarca köyün kısa bir sürede envanteri çıkarılacaktı. Bu tür etütlerin içeriğini şunlar oluşturmaktaydı:

Köyün plan taslağı; köye giriş; köyü tarif; civar Rum köylerinin umumi görünüşü; köyde medeni hal ve ruh; nüfus, okur yazar; örf adet yaşayan hikayeler; köyde teşkilatçılık ruhu, dayanışma yardımlaşma; imar durumu, gelişme, zenginleşme, güzelleşme; muhtar, öğretmen ve en yaşlı köylü ile hasbihal;  köyün tabii zenginlikleri; akarsular, ormanlar, yağmur rejimi; ekilen arazi ve karakteri; köyde ziraat, köyde yaşayan el sanatları; köyün hayati ihtiyaçları; köyden resimler; istatistik, mukayese ve münakaşa.

Onlarca gönüllü yüzlerce rapor hazırlayacaktı bu dönemde. Adeta tüm Kıbrıs Türk toplumunun mal, mülk ve nüfus envanteri çıkartılmıştı. Bu tür raporlamaların yanı sıra, yukarda söz ettiğim, Atatürkçülük, “moral eğitim,” Anadolu halk dansları, kursları gibi “medeniyet” faaliyetleri de götürülmeye çalışılmıştı köylere. Tabii şehirli çocuklar 1958 yılındaki toplumlararası olaylarda iyice perişan olmuş fakir köylüyle karşılaştıktan sonra “moral eğitimden” ve köylünün boş vakitlerini şiir dinleyerek ve milli oyun oynayarak geçirmesinden çok daha önemli, köylerdeki sefaleti ortadan kaldırılmasının gerektiğini göreceklerdi.

Eğitim faaliyetleri yavaş yavaş yerini imar faaliyetlerine bırakacaktı. Köycülük gurubu kısa bir sürede önceliklerini değiştirip yerlerinden edilen göçmenlerle ilgilenecekler ve yardım toplamadan tutun da, bir fiil imar faaliyetlerine kadar birçok olayın içerisinde yer alacaklardı. Tabii diğer köylerdeki şikayetler de bir türlü durmuyordu. Yıllardan sonra şeherden gelen bu parlak gençler onlarla ilgilenmeye başlamıştı. Bunun üzerine herkes birikmiş, bazen kişisel, bazen toplumsal, tüm sorunlarını köylerindeki öğretmenlere yazdırıp Federasyon’un “köycülük” koluna göndermeye başlamışlardı. Köyler “SOS” gönderdikçe, Lefkoşa yerinde rahat duramıyor ve gönüllülerden oluşan onlarca ekip basın aracılığıyla yardıma koşmaya davet ediliyordu.

Yazımı “köycülük” gurubunun hazırladığı köylülerin ihtiyaç ve istek listesini ihtiva eden bir belgenin tasnifiyle bitiriyorum:

“15 Eylül 1959 Salı günü Baf kazasına yapılan geziden notlar:

Mansur: Orhan Rezvan okutulacak.

Erenköy (Koççino):

1-Caminin tamiri

2-Köy yolları çok berbat. 12 yıldır tamirat yapılmadı.

3-Köy imamı Mulla H. Nazım’a bir cübbe (bu yapılacaktır).

4-Melek Asaf için bir ev yapılması. Yapıcı ustası zaman zaman gelip para alacak.

Poli: Viran Evkaf binaları aynen duruyor.

Altıncık:

1-Su kafi değildir, Suyun ve çeşmelerin çoğaltılması için 1,500 pound lazım. Hükümet para yok diyor.

2-Köy içi yolları çok berbat asfaltlanması isteniyor.

3-Hükümet size artezyen suyu vereceğim diyerek Türklere ait çiftlik suyunun bir kısmını Rumlara vermişti. Bu vaadini hala tutmadı..

4-Kasrappiden çıkıp da Prodromi’ye giden suyu çeşitli hilelerle Rumlar almak istiyor.

 

Çakırlar

            1-Caminin tamiri için 150 pound para lazım.

2-Un değirmenleri yok. Cemal İrfan’ın evi, traktörü var. Traktörle çalıştırmak için bir değirmen almak istiyor. Federasyon’a müracaat  etmişler.

Aşağı kalkanlı

1-Mallarının çoğu köyden 6-7 mil mesafede Lona mevkiindedir. Gidilecek yol yok. Hükümet böyle bir yol için 9,000 pounda ihtiyaç var dedi. Köylü bu miktarın yarısını vermeye hazır. 500 amale ile üç otomobil 15 gün bedava çalışacak. 244 pound toplayıp bu amaç için komiserliğe yatırdılar. Hükümet harekete geçmiyor.

2-Cuma günler camii doluyor. Yeni ve minareli bir cami yapılması için Evkafla müzakere.

3-Doktor her Pazartesi gelirdi şimdi ayda bir gün.

4-Bir kamini ocağının çalıştırılmaları için aralarında anlaştıkları takdirde daha önce ayrılan 200 poundun Derviş Darbaz ile Kemal Kanaka’ya verilmesi….”

Kaynakça:

Ahmad, Feroz (1993), The Making of Modern Turkey, Routledge, London, New York.

Funda Gençoğlu Onbaşı, “Halkevleri ve Ülkü Dergisi: Erken Cumhuriyet Döneminde Köycülük Tartışmaları,” Çağdaş Yerel Yönetimler, Cilt 20 Sayı 3 Temmuz 2011, s.69-88.

 “Köycülük,” Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu Dosyaları, KKTC Milli Arşiv, Girne.

Mehmet Yaşın, “Türk Aydınlarının Kıbrıs Tarihi ve Ümitsizlik İdeolojisi,” Birikim 115 Kasım 1998.

[newsbox style=”nb4″ title=”POLi” display=”tag” tag=”284″ number_of_posts=”5″ sub_categories=”no” show_more=”no” post_type=”post”]

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı