ManşetPoli

Mağusa Sürgünleri: Suphi Ezel ve Miskin Qalam


14 Eylül 1868 tarihinde, sabahın erken saatlerinde yelkenli bir gemi Mağusa limanının rıhtımına, bazı önemli yolcuları bırakmak için yanaşacaktı. Rıhtımda, hamallar yanında bazı zaptiyeler de bu kişileri karşılamak için bekliyordu.  Ayrıca, Mağusa’nın Kale komutanı da gelmiş ve rıhtımda bekleyenler arasında tedirgin bir vaziyette duruyordu.. Kimdi acaba bu önemli yolcular? Nereden geliyorlardı?

Gemiden ilk önce uzun bir kaftan giyen sarıklı ve uzun sakallı bir adam inecekti. Limandaki kalabalığı başıyla hafifçe selamladı. Daha sonra sonra gemiden inen iki eşi, 7 çocuğu ve hizmetkarları ona katılacaktı. Bu kalabalık aileye hamallar ve zaptiyeler yardım ederken, gemiden dört kişi daha çıkacak ve kendilerini bekleyen güvenlik güçlerine teslim edeceklerdi. Bu arada Kale komutanı, kaftanlı adama yaklaşarak, “Mağusa’ya hoş geldiniz, Mirza Yahya Nuri Efendi” diyerek kendini takip etmelerini söyler.

Mirza Yahya Nuri Babilik dininin halifesi Suphi Ezel’den başkası değildi. Babilik dini 19. Yüzyılın ortalarında İran’da ortaya çıkmıştı. İranlı din adamı Seyyid Ali Muhammed (1819-1850), 1844 yılında kendinin müjdelenen mehdi olduğunu iddia etmiş ve kısa sürede binlerce taraftar bulmayı başarmıştı. Seyyid Ali Muhammed tüm insanlığı birleştirecek bir din yarattığı iddiasındaydı. Tabii o dönemde güçlü bir Şii Müslüman geleneğe sahip İran gibi bir yerde böyle bir  açıklamada bulunmak çok riskli bir şeydi. Mamafih, İran yönetimi mollaların da kışkırtmasıyla 1850 yılında artık Bab (Arapçada kapı anlamında kullanılır) unvanını kullanmakta olan Seyyid Ali Muhammed’i kurşuna dizecekler ve tüm Babileri yoğun bir kovuşturmadan ve işkencelerden geçirteceklerdi. O dönemde yüzlerce Babi yakalanıp zulüm görmüş veya ortadan kaldırılmıştı. Bazı kaynaklar bu kovuşturmalar sırasında yaklaşık 10,000 Babinin öldürüldüğünü iddia ederler.

[images_grid auto_slide=”no” auto_duration=”1″ cols=”three” lightbox=”no” source=”media: 161800,161799,161798″][/images_grid]

Babiliğin kısa sürede bu kadar popüler olması, belki de dönemin Kaçar iktidarında vezirlik yapmış olan Mirza Buzuq’un iki oğlunun Babi dinini kabul etmesinden de kaynaklanıyor olabilirdi. İran hükümeti bu iki kardeşi bir süre için cezaevinde tuttuktan sonra Osmanlı İmparatorluğuna sürgün edecekti. Bunun üzerine kardeşler ilk önce, o dönemde bir Osmanlı şehri olan Bağdat’a yerleşeceklerdi. Bu arada Babi dininin halifelik görevini Bab’ın ölmeden hemen önce Suphi Ezel’e verdiği iddia edilir.

Öte yandan, Suphi Ezel, 1853 yılında hapisteyken kendine vahi geldiğini ve Allah’ın seçilmiş Mesih’i olduğunu yakın çevresine söylemeye başlayan kardeşiyle yavaş yavaş arası bozulacaktı. Kardeşi Mizra Hüseyin Ali Nuri, ailecek Bağdat’tan Edirne’ye taşındıktan bir süre sonra Bab’ın Allah tarafından müjdelenen Mesih’i olduğunu iddia edecek ve 1863 yılında önce ailesine ve yakınlarına daha sonra ise 1866 yılında tüm dünyaya kendinin beklenen Mesih olduğunu açıklayacaktı. Tabii ki bu olay iki kardeşin arasını sonsuza dek açacaktı. Mizra Hüseyin bu açıklamadan sonra Allah’ın gururu anlamına gelen Bahaullah  ismini kullanmaya başlayacak ve Babilerden kendi ile kardeşi arasında seçim yapmalarını isteyecekti. Birçok Babi bir süre sonra Bahaullah’ın yanına geçecek ve Bahai olarak inançlarına devam edeceklerdi.

Bir iddiaya göre bu kitlesel katılımın en önemli nedenlerinden bir tanesi, 1867 yılında Suphi Ezel’in, Bahaullah’ı Edirne’deki Selmiye camisine bir çeşit düelloya çağırmasıymış. Ezel’e göre gerçek Mesih’in kim olduğuna Allah karar verecek ve yalan söyleyen çarpılacaktı. Fakat düelloyu kendi çağırmasına rağmen camiye son anda gitmeyen Ezel, Babiler arasındaki saygınlığını büyük oranda yitirecekti.

Bu olaydan sonra Ezel, çok uğraşmasına rağmen, Babilerin çoğunun Bahaileşmesine engel olamayacaktı. 1868 yılında Osmanlı Bahaullah’tan ve kardeşinden yine rahatsızlık duymaya başlayacak ve iki kardeşi yeniden başka yere sürgün edecekti. Bahaullah Akka’ya, Suphi Ezel ise Mağusa’ya gönderilecekti.

[images_grid auto_slide=”no” auto_duration=”1″ cols=”three” lightbox=”no” source=”media: 161797,161796,161795″][/images_grid]

Ezel Mağusa’ya iki eşiyle birlikte gelmişti birinin adı Rukiye diğerinin adı ise Fatma  idi. Onunla birlikte gelen yedi çocuğunun üçünün erkek dördünün ise kız olduğunu biliyoruz. Ekipte ayrıca bazı hizmetkarlar da vardı. Yalnız bazı kaynaklar Suphi Ezel’in on iki tane daha eşinin olduğunu ve ikisi hariç diğerlerini geride İran’da, Bağdat’ta v.s yerlerde bıraktığını yazarlar. Ezel’in bu eşlerden yüze yakın çocuğa sahip olduğu iddia edilir.

Suphi Ezel’in yaşadığı dönemde Mağusa kalesi başka birçok ünlü kişiyi de siyasi sürgün olarak misafir ediyordu. Bunlardan tabii ki en önemlisi “Hürriyet şairi” Namık Kemal idi. Mağusa’da kaldıkları süre içerisinde Ezel ile Namık Kemal’in tanıştıklarını biliyoruz. Namık Kemal için Babi oldu dedikodusu bile çıkartılmıştı. Yükselen bu dedikoduları yalanlamak için ünlü şair İstanbul’a yazdığı mektubunda Ezelileri kötüleyecek ve hatta onları bölücülükle bile suçlayacaktı:

“Gâh nübuvvet ve gâh ulûhiyyet davasında bulunan ve hatta haşa Cenâb-ı Hakk’ı kendi-leri yaratmış olmak zu’mlarına kadar çıkışan Babiler burada … Babiler hazarâtı, yevmiye nâmı ile memleket memurlarından ziyade maaş alıyorlar. Yiyorlar, içiyorlar; saye-i seniyyede Memâlik-i Osmaniyye’nin taksimine çalışıyorlar; hele Devlet-i Âliyye’nin kahr-ü izmihlaline duadan bir dakika hâli oldukları yoktur.”

Namık Kemal başka bir mektubunda Babileri  “eşerr-i mevcudât” (en kötü yaratıklar) olarak nitelendiriyordu. Öte yandan, başka kaynaklar bize Namık Kemal’in bazı Ezelilerle teşrifi mesai yaptığını göstermektedir. Örneğin Kemal’in Mağusa’da yazdığı Gülnihal adlı tiyatro oyununu Suphi Ezel’in oğlu Ahmed Ezel’e yazdırdığını biliyoruz. Ayrıca, o dönemde bazı genç Osmanlıların gerek Babiler ve gerekse Bahailerle ilişkiye girdiklerini biliyoruz. Özellikle Babilerin ve Bahailerin dine karşı gösterdikleri reformist tavır onların epeyi ilgisini çekmişti. Bazı tarihçiler Namık Kemal’in Ezeliler haricinde Akka’daki Bahai liderlerinden Abbas Abdulbaha ile de mektuplaştığını iddia ederler.

Öte yandan, adada yaşadığı sürece Suphi Ezel’in Babiliği teşhir etmekten kaçındığını biliyoruz. Kıbrıslı Müslümanlar tarafından kutsal bir Müslüman din adamı olarak biliniyordu. O da onların bu inancına karşı çıkmamış ve kapılarını dini bayramlarda Müslüman komşularına açmaktan çekinmemişti. Torunlarından İsmet Ezel, Ezel’in Mağusa’da iki ev tuttuğunu ve bunları iki eşi arasında bölüştüğünü iddia eder. Son yaşadığı ev ise hala daha İran’dan gelen yakınları ve Babiler tarafından ziyaret edilmektedir. 29 Nisan 1912’de ölen Suphi Ezel’in cenazesi  ise Müslüman din adamları tarafından kaldırılmıştı. Mağusa surlar içinden bir kilometre kadar uzakta bir araziye defnedilen Suphi Ezel’in türbesi hala daha orada durmakta ve zaman zaman Kıbrıs’ı ziyaret eden Ezeliler tarafından ziyaret edilmektedir.  Geriye kalan ailesi tarafından gerçek bir Müslüman gibi her yıl ölüm yıldönümünde mevlit okutulduğunu biliyoruz.

[images_grid auto_slide=”no” auto_duration=”1″ cols=”three” lightbox=”no” source=”media: 161794,161793,161792″][/images_grid]

Öte yandan Suphi Ezel’in oğullarından Rıdvan Ali’nin, babasının ölümünden önce Hristiyanlğa geçtiğini ve Constantin Persianis ismini aldığını bazı kaynaklar yazmaktadır. Persianis olmuş Rıdvan, uzun yıllar başarılı bir tercüman olarak İngiliz İdaresinde görev yapacaktı. Diğer oğlu Ahmet ise İstanbul’a göç etmiş ve orada bir bankada çalışmaya başlamıştı. Bazı kaynaklar onun kızlarının da Hristiyanlığa geçtiğini ve Protestan olduklarını söylerler. Öte yandan 20. Yüzyılın ilk yıllarında İstanbul’daki işini kaybeden Ahmet, bir süre yoksulluk içinde yaşamak zorunda kalmıştı. Ahmet 1912 yılında Kıbrıs’a tekrar gelmiş ve bir süre Mağusa limanında hamal olarak bile çalışmıştı. Daha sonra Akka’ya göç ederek Bahai dinine geçecek olan Ahmet ölümünden bir süre önce inzivaya çekilecek ve 1933 yılında hayata gözlerini yumacaktı.

Yazımın başında söz ettiğim Suphi Ezel’in indiği gemideki diğer dört kişi ise irdelemeye değer bazı önemli kişilerden oluşmaktadır. Bu kişilerin isimleri Miskin Qalam, Abdul Gaffar İsfahani, Mirza Ali Seyyah ve Muhhamet Bakır Mahhaleti’dir. Bunlar arasındaki en fazla bilinen ve tanınan kişi ise Kaligrafi üstadı ve şair Miskin Qalam’dan başkası değildir. Bu kişilerin hepsi de Bahaullah’ın adamlarıydı. İnançlı birer Bahai önde geleni sayılan bu kişilerin Suphi Ezel ile olan ilişkileri tabii ki soğuktu. Hatta birbirlerinden devamlı surette uzak kalmaya çalıştıkları bilinmektedir. Bahai olan bu dört arkadaş arasında Kıbrıs’ta en fazla zaman geçirecek olan kişi ise Miskin Qalam idi. Abdul Gaffar’ın 1870 yılında adadan kaçmayı başararak, Akka’ya yerleştiğini ve kimliğini değiştirdiğini biliyoruz. Ali Sayyah ise kısa bir sürede ailesini Kıbrıs’a getirtmeyi başarmasına rağmen 1871 yılında hayatını kaybedecekti, arkadaşlarından Mahhaleti’nin ise 1872 yılında öldüğünü biliyoruz. Miskin Qalam’ın ise arkadaşı Ali Sayyah’ın dul karısıyla evlenerek 1886 yılına kadar Kıbrıs’ta kaldığı bilinmektedir. Miskin adadan ayrılmadan kısa bir süre önce Qalam’ın Namık Kemal ile de arkadaşlık yaptığı bilinmektedir. Hatta Namık Kemal’ın Mağusa’daki sürgün yoldaşı meşhur Kuleli isyanının sorumlusu Şeyh Ahmet Efendi, Miskin Qalam tarafından ikna edilerek Bahai dinine geçecekti. Arkadaşının Bahai olmasından sonra İstanbul’a mektup yazacak olan Namık Kemal kendisinin de Bahai olduğu dedikodularını yalanlayacaktı.

Miskin Qalam sanatıyla ününü kısa bir sürede tüm Kıbrıs’a duyurmayı başarmıştı. İngilizler adanın idaresini devraldıktan sonra, Qalam dönemin ünlü tarihçilerinden ve İngiliz idarecilerinden biri olan Cobham’ın yanında işe başlayacaktı. Bu nedenle 1879 yılında Mağusa’dan Lefkoşa’ya taşınmış, Cobham Larnaka kaymakamlığına atanınca onunla birlikte 1885 yılında Larnaka’ya taşınmıştı. Qalam Kıbrıs’ta iken onlarca kaligrafik eser yapmıştı. Ne yazıktır Kıbrıs’taki hiçbir müze ve galeride onun eserlerine rastlayamadım. Eminim ki onlarcası Şarkiyatçı İngiliz yetkililer tarafından İngiltere’ye taşınmıştır. Bazı kaynaklara göre Miskin Qalam kaligrafi işi haricinde gerek İngiliz yöneticilerine, gerekse bazı Müslümanlara Farsça dersler de veriyordu. Adada kaldığı süre içerisinde Qalam Naim Efendi adlı bir Kıbrıslı Müslümanı da Bahai dinine kazandırmıştı. Bu şahsın hem kendisinin hem de ailesinin Kıbrıs’ta ve Türkiye’de bazı önemli pozisyonlara geldikleri iddia edilir. Şu an bu aileden gelen bazı Bahailerin halen Kıbrıs’ta yaşamakta olup olmadıklarını bilmiyorum.

Miskin Qalam, 1886 yılında adaya getirildiği tarih olan 14 Eylül tarihinde adadan ayrılacaktı. Cobham 18 Eylül tarihli bir mektubunda Qalam’ın İngiliz hükümetinin ona verdiği fukaralık parasından ve hükümet korumasından vaz geçtiğini ve 14 Eylül günü adadan ayrıldığını yazacaktı. Qalam’ın eserleri bugün 15-50,000 sterlin arasında satılmaktadır. Miskin Qalam’ın bugün 1877 yılında Mağusa’da yapılmış bir eserinin ünlü sanat müzayedesi kurumu Christies’de 18,500 sterline alıcı bulabildiğini görmek, onun nice eserlerinin adada görev yapan İngilizler tarafından acaba kaç paraya satın alındığı sorusunu getirmektedir. Fukaralık parasına layık görülen böyle bir sanatçının eserlerinin bugün hala birçok ünlü galerinin kataloglarında bulabilirsiniz. British Museum 2013 yılında eserlerinin bazılarını sergilemiş ve onun için bir de katalog çıkartmıştı.

Miskin Qalam Akka’da diğer Bahailerle birlikte yaşamayı tercih etmesine rağmen ailesini Kıbrıs’ta bıraktığı bilinmektedir. Ailesine daha sonra ne olduğu bilinmemektedir ama oğlunun onu ziyaretine geldiği bazı dokümanlara girmiştir. 1912 yılında hayatını kaybedecek olan Miskin Qalam’ın Mağusa’da kaldığı sürece kaligrafiyle uğraştığını, bugüne kadar gelmeyi başaran bazı eserlerinden anlıyoruz.

Miskin Qalam’ın Suphi Ezel ile Mağusa’da görüşmekten kaçındığını bilinmektedir. Daha doğrusu birbirlerini görmemelerine rağmen aralarında bir çeşit soğuk savaş oyunları da oynadıkları bilinmektedir. Miskin Qalam’ın nüktedanlığı da meşhurdu. Bugüne kadar gelen hikayelerden birinde Miskin Qalam’ın Suphi Ezel’in mektuplarını bazı Mağusalılara nasıl yaktırdığı anlatılır. Ben de Kıbrıs’taki Babilerin hayatına bir çeşit girizgâh olacak bu yazıyı bu küçük hikayeyle bitirmek istiyorum.

Miskin Qalam bir gün Mağusa’da bir kahvede otururken bazı Mağusalıların kuraklıktan şikayet ettiğini ve bir kaç senedir doğru dürüst yağmur yağmadığını duyar. Qalam onları dinlerken aklına Suphi Ezel’e bir oyun oynamak gelir. Şikayet edenleri yanına çağırarak onlara yağmur yağmamasının nedeninin Suphi Ezel’in evinde yaptığı “büyücülük” faaliyetlerinden kaynaklandığını söyler. Kuraklığın önlenebilmesi için onun yazdığı sözde bazı büyülü yazıların yok edilmesi gerektiğini iddia eder ve der ki, “bakın bu büyücü, bu yazıları her sabah bir sepete koyarak hanaydan aşağıya postacıya sarkıtıyor, evde olmadığı sırada bu sepeti bulup yok ederseniz, eminim ertesi gün yağmur yağacaktır.” Mağusalıların Miskin Qalam’a saygıları sonsuzdu. Ona inanarak Suphi Ezel’in ve ailesinin evde olmadığı bir vakit, Ezel’in odasına girerek sepeti ve içindekileri yakarlar. Daha sonra koştura koştura kahvehaneye giderek yaptıklarını tüm detayıyla Miskin Qalam’a anlatırlar. Fakat bu vukuatı yaparken çok korktuklarını ve eğer yarın yağmur yağmazsa, bu defa ceza olarak Qalam’ın eserlerini yakacakları tehdidinde bulunurlar. Bu tehditten çok korkan Miskin Qalam olayın devamını şöyle anlatır: “ O akşam eve gittikten sonra çok korktum. Ya yağmur yağmazsa düşüncesi beni bütün gece ayakta tuttu. Sabaha doğru yorgunluktan uyumaya çalışırken, damın üzerinde düşen damla sesleriyle uyandım. Aman tanrım! Yağmur yağıyordu….”

 

Kaynakça:

Moojan Momen, Bahá’í Studies Bulletin, vol. 5, no. 3 – vol. 6, no. 1, June 1991, pp. 84-113.

E.G. Browne, A Traveller’s Narrative written to illustrate the Episode of the Báb, Cambridge: University Press, 1891

Necati Alkan, “Bahailik ve Jön Türk devrimi,” Tarih ve Toplum Yeni Yaklaşımlar, Sayı 11,  Güz 2010.

[newsbox style=”nb3″ title=”POLİ 287″ display=”tag” tag=”287″ number_of_posts=”6″ sub_categories=”no” show_more=”no” post_type=”post”]
Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı