EğitimKöşe Yazarları

Lütfen bugün bir çocuk kitabı satın alın…


Çocukları yetişkinlerden farklı görmek önemli. Onların farklı nitelikleri olduğu kabul edilmeli. Onlarla geçirilen zamanların ‘kalitesi’ çok değerlidir. Yirmidört saat amaçsızca çocukla birlikte olmak yerine, yarım saat çok kaliteli zaman geçirmenin değeri tartışılmaz. Peki nasıl, bunun yolu nedir?

Davranışçı yaklaşım dilsel davranışların, çeşitli uyaran-tepki dizilerinin çeşitli şekillerde bir araya gelme biçimlerini temsil ettiğini savunur. Psikodilbilimsel yaklaşımcılardan dil ve konuşmada genetik yapı üzerinde duran araştırmacılar, dilin doğuştan ve biyolojik kökenli olduğunu ileri sürerler; dilin öğrenildiğini savunan kuramcılarsa çocukta düzgün bir anatomik yapı, bilişsel, algısal-sinir sistem/motor olgunluğun olması ile dilin öğrenilebileceğini savunurlar.

Ünlü dil bilimci Noam Chomsky’e göre çocuklar doğuştan iç dil kapasitesiyle doğar, dil sistemi ile ilgili kuralları, kendilerinin keşfedecekleri özel bir yetiye sahiptir ve öğretilmeye ihtiyaçları yoktur. Hatta zihinsel engellilerin dahi bazı klasik dil yapılarını kullanarak iletişim kurabileceklerini savunur (Atay, 2007).

Etkileşimci yaklaşımcılarsa ‘davranışçı’ ve ‘psikodilbilimsel’ yaklaşımların güçlü yönlerini birleştirerek, dil gelişim sürecini etkileyen faktörlerden (sosyal, dilbilim, biyolojik ve bilişsel faktörler) neden-sonuç ilişkisi içinde görüşler ileri sürerler (Atay, 2007).

Etkkileşimci yaklaşımda; Bilişsel Gelişim Kuramı, Bilgiyi İşleme Kuramı ve Rakabetçi kuram yer alır. Sosyo-Kültürel kuramda ise Vygotsky çocuğun kendi kendine kounuşması; yapacağı işlere yoğunlaşmasını, bilgiyi ezberlemesini, gerektiğinde bilgiyi ortaya çıkarmasını, problem çözerken bilgiyi nasıl kullanacağını içeren bir aktivete olduğunu belirtir (Atay, 2007).

Sonuç olarak dil gelişiminde çevrenin önemi büyük (özellikle yoksulluk ve olanaksızlık yaşayan çocuklarda). Özellikle Vygostky çocuğun çevresindeki yetişkinlerle kuracağı etkileşimin önemine vurgu yapar. Hem bilişsel işlevlerin hem de dil gelişiminin çok iyi gelişmesi için bu çok önemli.

Peki kendi çocuklarımız ve özellikle okul öncesi ile ilkokulun ilk yıllarında dil gelişimi için yetişkinler yani aileler ve öğretmenler neler yaplamalıdır? Bu soru sürekli sorulup, çocuklarımızın geleceği için dil gelişimine katkıda bulunmak adına adımlar atılmalıdır.

Literatüre göre çocuklar 24 ayda 50’den ve 3 yaşta 1000’den fazla kelimeye sahip olmalıdır. Üç yaşta başkalarının konuştuklarının %80’i anlarlar. Çocukların bilişsel gelişimleri ile dil gelişimler arasındaki ilişki 2 yaşta görülmeye başlar. Ayırca öğrenmeye etki eden herşey dil gelişiminde de önemlidir.

Yetişkinlere düşen çocuklara zengin uyarıcılar sunmaktır. Bu amaçla kitap okunmalı, masal anlatılmalı, birlikte pasif ve aktif kelime sayısını artıracak filmler birlikte izlenmeli, tiyatroya, sinemaya gidilmeli. Yakın çevredeki müze, hayvanat bahşesi, çiçekliklere gidilmeli. Ormanlık alanlarda geziler yapılmalı. Kelime haznesi arttıkça çocuklar sosyal etikleşime girecekler ve dil gelişimi de artacaktır.

Aile olarak bize çok görev düşer. Sürekli kitap alıp çocuklara doğduğu andan itibaren okumak en önemlisi. Çocuklara masallar anlatmak. Kitaplarda ve masallarda geçen olgu ve olaylar ile ilgili onlara sorular sorulmalıdır. Çocuklarla kaliteli zaman geçirmek işte bunlardır.

Ayırca çocuklarla oyun oynamak da inanılmaz etkilidir. Oyunlarda yeni kelimeler kullanmak, yeni sosyal olayları gündeme getirmek, onun olayları analiz etmesi için sorular sorulmalıdır.

Son söz; çocukları okulöncesi ve ilkokula göndermeden, kelime sayısını artırmak şarttır. Okul sizin çocuğunuz için uğraşmayacaktır. Zengin bir sosyo-kültürden gelen çocuklar öğretmenlerle iletişime geçecek, sizin çocuğunuz ise iletişim kuramayacaktır. O nedenle lütfen hemen bugün bir çocuk kitabı alıp ana okuyun. Yoksa formal eğitim sizin çocuğunuzu hiç düşünmeyecektir ve bu amaçla da önlem de almamıştır sistemsiz KKTC eğitimi. Söylemesi bizden…

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı