Eğitim, kendisini toplum içersinde gösterir. Toplumsal yaşamın her alanında “eğitim” kendisini size gösterir. Sağlık, hukuk, ekonomi, siyaset, sosyal yaşam, eğlence, beledi hizmetler, restoran, sinema, tiyatro, konser vs yaşamın olduğu her yerde “eğitim” karşınıza çıkar. Yeter ki görmesini biliniz.
İnsanların davranışlarında, tercihlerinde karşınıza çıkar. Onun görünüş biçimine göre duygu durumunuz değişir; mutlu, mutsuz, huzurlu, huzursuz, kızgın veya sakin bir ruh durumuna bürünürsünüz. O zaman da eğitim sistemini yargılarsınız. Aslında eğitim sistemini değil ülkenin gidişatına yön verenleri yargılarsınız. Eğitim sistemini yapılandıran onlar çünkü. Yapılandırdıkları eğitim sistemi ve eseri, toplumdaki insanların davranışlarında, yaşamın her alanında her gün karşımıza farklı şekilde çıkmakta.
Dün (25 Nisan) babamın bizlere mirası çiftliğimizdeki portakal bahçelerinin kesimi vardı. TC’den getirilmiş işçi aileleri kesimde çalışmaktaydı. O insanların yaşam koşullarını hissetmek bizleri hayli üzdü. O insanları bizimle buluşturan her neyse, konu o değil. Konu, onlarla aynı sahnede buluşmak ya da buluşturulmak, onların yaşam koşullarını algılamaktır. İster istemez beyniniz kıyas yapmaya başlıyor. Değişik yaşlardaki çocuklar bahçelerde kesim yapan, insan onuruna yakışmayan yaşamın kurbanları. Üç, dört yaşındaki çocuklar okulöncesi kurumlarda gelecek için temel olacak becerileri öğrenecekleri yerde ailelerin yanında. Daha büyükleri ilkokul, ortaokulda gelecek için kariyer oluşturacakları okul sıralarında dirsek çürütmek yerine, çocuk haklarına ihanet edilircesine iş yaşamında çocuk işçi rolünde.
Fizyolojik ihtiyaçları tamamlanmamış; çeşitli vitaminlerle donanık gıdalardan yoksun. Sosyal ihtiyaçlardan yoksun; oyun yok, oyuncak yok, onlara yakışan giyim biçiminden yoksunluk.
Bu insanların dramlarını görmek, eğitim sisteminin problemi. KKTC denen aslında var olmayan, siyasilerin sürekli ‘ayakları üzerinde duracağı gün’ün geleceğini söyledikleri yani onların bile inanmadığı toplumda bu manzaraları görmek istemiyoruz.
Bu manzaralar Çocuk ve İnsan Hakları ihlalleridir. Bu ihlalleri izlemek, onlarla buluşmak insanların içini sızlatmakta. Kızgınlık, üzüntü, keder yaşatmakta. Kırk yılda yaratılan sosyal yapı ne yazık ki bu. Size sürekli stres yaşayacağınız ortamlarda figüranlık yaptırılmakta.
Eğitim sisteminden geçen insanlar 40 yıldır insan hakları, çocuk hakları ve hayvan hakları ihlallerini her gün, sosyal yaşamın her alanında görmenize neden olmakta. Sizin bunları görüp kahrolmanız için bu toplumu yaratmışlar. Lanetlenmiş bir toplum gibi. Her gün bu manzaralı görüp, yaşayıp kahrolmanız için; kasıtlıymış gibi…
Bu manzaraları görmek isteyen insan sayısı sanırım çok değil. Peki neden insanlar buna maruz bırakılmakta? Statüko yüzünden. İnsanları her gün kahreden bu ve buna benzer, eğitim sisteminin ürünü davranışlar, bazılarını hiç mi rahatsız etmiyor? Etmiyor çünkü onlar yaratılan düzenden nemalananlardır. Statükonun devamı onlar için farz.
Halbuki gelişmiş bir ülkenin yasal yapısını oluşturmak hiç de zor değil. Ülkeye çalışmak için gelen insanlar için önlemler alınabilir. İnsanların tümünün insan hakları, çocuk hakları gibi evrensel etik kuralları içine alınması hiç de zor değil; yeter ki niyet olsun. Böylece sosyal yaşamın her alanında insan onuruna yakışır manzaralar oluşturulabilir.
Ancak 40 yıllık bu statükoyu yıkmak hayli zor. Bu durumdan nemalanan var çünkü. Ancak onlar diğer insanları sömürürken bu manzaraları izlemek zorunda bırakılanlar da kahroluyor. Diyecek bir şey yok, buralarda statüko ve insanları sömürmek hala daha geçerli bir olgu; ne yazık ki. Lanetmiş bir toplum ve insanları rolü biçilmiş bizler de figüranlık yapmaya devam ediyoruz. Elli ya da yüz sene sonra, gerçek eğitim buralara da uğradığı zaman kurtuluruz; merak etmeyin.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























