Köşe Yazarları

Kuzey sahilleri, sanki ikinci bir Maraş


Eminim Girne-Karpaz sahil yolunu kullanmayan, o yolda seyahat etmeyeniniz yok. İnanılmaz güzel ve sürüş için çok uygun.
Cumartesi gününü, siyasetten ve şehrin gürültüsünden uzak geçirelim dedik…
Yola çıktığımızda aklımızda politikadan başka her şey vardı. Kuzey sahil yolunun güzelliğine kendimizi kaptıracak, gidebildiğimiz kadar ileriye gidecek ve sonunda da bir balıkçıda konaklayacaktık…
Önce yol boyu, Esentepe ve sonrasında giderek sıklaşan yarım inşaatları konuştuk. Milyarlarca liranın ölü gibi yatışına bir kez daha tanıklık ettik. İçimiz cız etti. Ardından kandırılan, tapularını alamayıp, İngiltere’de internet siteleri kurarak durmadan KKTC’yi kötüleyen yayın yapan İngilizleri konuştuk…
Bundan 4 yıl önce, yani 2011’de hizmete açılmasına rağmen asfalt, alışılmışın dışında oldukça temiz, halk tabiriyle kaymak gibi… Ne bir tümsek, ne bir çukur, arabalar yol üzerinde adeta kayıp gidiyor. Kenar korkulukları, su arkları, doldurulan kısımlarda erozyona karşı dikilen binlerce ağaç, mola vermek ve etrafı seyretmek için yapılmış park yerlerini gördükten sonra, neden diğer yollarımızın da böyle olamadığını konuştuk…
Yolun ve manzaranın güzelliği yanında, kafamızı kurcalayan, insanı düşünmeye sevkeden, lanet ettiren çok şey var bu bölgede…
Örneğin, yol boyunca atıl durumdaki sitelerin ve tek tek villaların içler acısı durumu. Esentepe, Tatlısu ve Yeni Erenköy’e kadar uzanan kıyı şeridi üzerinde binlerce yarım ve hatta bitmiş ev, şu an kaderine terk edilmiş durumda…
Hepsi, 2000’li yıllardan sonra başlayan ve Annan Planı ile tavan yapan inşaat furyasının ürünü. Bu görüntü, sadece ekonomik akılsızlığı, aç gözlülüğü değil, yüzlerce zeytin ve harup ağacın kesilmesiyle çevreye ve yeşile verdiği zararı da yüzünüze vuruyor, tokat gibi…
Olay 2003 seçimleri öncesinde, Alçak Orman Arazilerinin yatırıma açılmasını öngören yasa ile başlıyor. O zamanlar “Orman arazisi sayılmayan” diye bir kulp takılmış, imara açılmışlardı. Kapanın elinde kaldı.
Ardından, o yıllarda doğru dürüst yolu bile olmayan, arazi değerlerinin yerlerde süründüğü yerlerde, daha çok İngilizlere satılmak için başlayan inşaat furyası, hiçbir plan ve öngörüye dayanmadığı için, yatırımcının elinde patladı. Ne yazık ki, 10-15 bin civarında boş evin, bine yakını tamamen hurdaya dönmüş durumda. Bunların ekonomiye yıllık kaybı inanılmaz boyutlarda… 2011’de yapılan bir hesaplamaya göre bir milyar sterlin’den bahsedilmekteydi.
Yazlık olarak inşa edilen bu binalar, satış değerleri düşmüş olsa da, şehirden uzak olmaları nedeniyle rağbet görmüyor.
Tekrardan ekonomiye kazandırılmaları için hükümet, müteahhitler ve emlakçılar arasında zaman zaman tartışılsa da, bugüne kadar ne yazık ki olumlu bir adım atılamadı ve yüzlercesi günden güne harabeye dönüyor. 
Halbuki, inşaata sektörünün planlı ve programlı bir şekilde büyümesi sağlanabilseydi, arz talebe dayalı bir inşaat politikası düşünülseydi, durum bugünkünden çok daha farklı olabilirdi. Dağ ve denizin ortasında inanılmaz bir manzaraya sahip bölge, dünyada ender rastlanan ve hem turistik, hem de yerleşim yeri olarak dünyada aranan bölgeler arasındaki yerini alabilirdi… Devlet yatırımcıyı çekmeyi başarabilirse, kendi gelenin önüne de dağ gibi bürokrasiyi yığmazsa, hala da yapılabilir.
Yanlış politikalar ve siyaset, üzerine bir de herkesin kısa sürede köşe dönme hayalleriyle, aç gözlülük, bu güzelim sahil şeridini delik deşik etti…
Her konuda günü birlik kararlarla, temelsiz uygulamalarla, popülizmle, oy avcılığıyla hareket ettiğimizin bir göstergesi bu bölge.
Oysa Türkiye’nin son yıllarda yaptığı en akıllıca yatırımlardan biri olan Doğu sahil yolu, adam gibi bir planlamayla New York’un Long Island’ı gibi olabilecekken,  neredeyse yeni bir Maraş’a dönüştü….

 

 

YERİN KULAĞI VAR
ORTAK BİR ENVANTER:

Güney’de malların durumu konusunda bir envanterimiz olup olmadığını sormuştuk geçenlerde. Bir kısmı “var” dedi. Sonradan öğrendik ki, bilgilerin çoğu beyana ve 1974 kayıtlarına dayanıyor. Önemli olan, bir dönem Rum Yönetimi’nin de göz yummasıyla Güney’de satılan Türk mallarıydı. Şimdi Rumların da benzer bir sorunla karşı karşıya olduğunu gördük. Bir çok Rum’un Kuzey’deki mallarına ilişkin yalan beyanda bulundukları görülmüş. Onların da bizim tapu kayıtlarına ihtiyaçları varmış. Kriterler ya da kategorilerden sonra, bence öncelikle yapılması gereken, gerçek kayıtlara ulaşmak olacak. Bunca yıldır mülk konusunda yaşanan haksızlıklara yenileri eklenmesin…

YENİ BİR KİT:
Hükümetin, Türkiye’den gelecek suyun yönetimi için yeni bir KİT oluşturma ısrarı sürüyor. CTP Genel Sekreteri Tufan Erhürman, bunu “özerk bir yönetim” olarak ifade ediyor ve kurulmasıyla ilgili çalışmaların tamamlanmak üzere olduğunu söylüyor. Diğer taraftan Belediyelerin suyu yönetmek için kuracağı şirkete 318 kişiyi istihdam etmeyi ve 2016 için de 16 milyon liralık bir bütçeyi öngördüklerini öğreniyoruz. Tamam devlet elini çekmesin ama, bir süre sonra arpalık haline gelecek bir KİT oluşturmaktan başka yolu yok mu? Türkiye’de  35 yıldır uygulanan yap-işlet-devret modeli niye denenmiyor? Bu devirde, devletin sırtına yeni bir yük yaratmak rasyonel midir? İdeolojik saplantılardan kurtulmadığımız sürece, rantabl olamayacağız…

ÖNCE PARAYI GÖRELİM:
Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz gün CTP Genel Başkanı Talat, olası bir çözümde tarafların ödeyeceği tazminat konusunda, ortaya çıkacak bedellerin kişiler tarafından değil, devletlerin yanısıra yabancı kaynaklar tarafından karşılanmasının beklendiğini söylemişti. Rum Yönetimi Başkanı Anastasiades ise,  gerekli finansman bulunmadığı takdirde, çözüm anlaşmasını imzalamayacağını, bunu kesinlikle referanduma getirmeyeceğini söyleyerek, finasman konusunda kimlerin elini taşın altına koyacağını önceden bilmek istediklerini ifade etti. Boşuna dememişler, sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer” diye…

ZEYTİN ÜRETİMİ VAR MI:
Her hasat dönemi bir ürün için felaket zilleri çalar. Şikayetler, şikayetler. Sıra zeytinde… Kabul edelim ki, bir kaç modern üretici ve işletme dışında bu ülkede zeytinin değerlendirilmesinde hala ilkel yöntemler geçerli. Dünyada kabul görmeyen oranda yüksek asitli zeytinyağları, ilkel yöntemlerle çıkarılır ve satılır. Kaderine terkedilmiş ağaçlar, iklime göre ürün verir veya vermez. Buna üretim denir mi, gerçekten şüpheliyim. Doğru dürüst bir yatırım yoktur. Zeytin üreticilerinin bir birliği var. Ve madem ki, ZEYKO’nun fabrikası gibi bir tesise ihtiyaç var, üreticiler birleşip bu yatırımı yapabilmeliler. Korumacılık da, nereye kadar…

BARIŞA HASRET:
Avrupa Ralli Şampiyonasının Kıbrıs ayağının Güney ve Kuzey’de gerçekleşmesi, neredeyse tüm gazetelerde, “siyaset değil ama ralli birleştirdi” manşetleriyle yer aldı. Ortak bir dil olan spor ve sanatın, toplumları nasıl biraraya getirebileceğini, önceki gün bir kez daha gördük…

BİLDİK GÖRÜNTÜLER:
Bayramın ilk günü aile ve dost ziyaretleriyle rahat bir gün geçiren sınır kapıları, ilk günün ardından yine o bildik görüntüleri yaşadı. Kilometrelerce uzayan kuyruklar ve çekilen eziyetler, isyan eden vatandaşlar. Aslında her tatil gününde bu görüntülerin yaşanacağını bile bile, ille de Güney’e geçmek için sıraya girenler, kusura bakmasınlar ama, bu eziyete de katlanmak zorundalar…

ZİRVEDEKİLER
Mehmet Ali Erbil: Bu bayramı ilk kez çalışmadan geçirdiğini söyleyen Erbil, “80 yılından beri terör var ülkede, birden bire mi milliyetçi oldular? Oradan tasarruf ettikleri paraları Mehmetçik Vakfı’na bağışlasınlar da görelim doğru bir karar aldıklarını. Etkinlikleri iptal ediyorlar ama, kumarhaneleri şakır şakır çalıştırıyorlar…”  diyor. Haksız mı?

DİPTEKİLER
Suçluların Sığındığı Cennet KKTC: Kadın hemşirelikten atılmış, sahte doktorluğa başlamış, yetmemiş sahte avukatlık yapmış. Hakkında sahtecilik, ihaleye fesat karıştırma da dahil 50'den fazla dava varmış. Yurt dışına çıkma yasağı olsa da, ikametgahı KKTC görünüyormuş. Bir zamanlar dünyanın tüm suçlularına kucak açan Latin Amerika ülkelerine döndük…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı