Köşe Yazarları

Kur artışları ve bu dönemlerde KKTC’de neler yapılabilir?








Türk Lirası’na karşı ülkemizde yaygın kullanılan dövizlerin dolar, sterling ve Euro kurlarının sürekli yukarı doğru artışı KKTC’yi de olumsuz etkilemektedir. Para değerinin korunması ile ilgili ana önlemler tabiatıyla Türkiye Hükümetlerinin ekonomik ve mali politikaları ile, TCMB’nin alacağı parasal önlemlerle, faiz oranlarının enflasyona paralel ve reel getiri sağlayacak seviyelerde tutulması,  zorunlu karşılık oranları ile piyasaya döviz müdahaleleri gibi  olabilecek tedbirlerle önlenebilir. Zaten genel olarak şimdi son piyasalarda yapılan değerlendirmelerde de kurların yukarı doğru özellikle de son hareketlenmenin, 3 ana nedeninin ABD Merkez Bankası’nın dolar faiz artırımının önümüzdeki aylarda artacağının güçlendiği haberleri, Türkiye’de genel seçim sonuçlarından sonra siyasi gerilimin artmış olması ve bir türlü hükümetin kurulamaması ile ekonomik politikaların belirlenmemesi ve ekimde de seçime gidileceğinin belli olması, üçüncüsü de artan terör olaylarının yarattığı güven bunalımı, olarak özetlenmektedir.
Ancak KKTC’de de eli kolu bağlı konuları seyretmek gibi bir politika izlenemeyeceği de açıktır. Bu koşullar altında neler yapılabilir? Koruyucu önlemler ve ekonomiyi en az zararla düzlükte tutma ve sektörlere açılım getirme önlemleri alınmalıdır. KKTC geçmişte, 1979 yılından başlayarak 2003 yılına kadar hep sürekli yüksek ithal enflasyonla yaşamıştır. Türkiye’ye, yabancı müttefiklerce 1974’lerden sonra uygulanan ekonomik dış baskılar ve silah dahil diğer emtea ambargolarından sonra bilindiği üzere ekonomik çıkmaza girmiş ve hep çift rakamlı hem de % 100’leri bulan ve hatta zaman zaman % 100’leri çok aşan yüksek enflasyonlarla, hiper enflasyonlar yaşamıştır. KKTC de ekonomik gelişmesini bu yüksek ithal enflasyon içinde sağlamaya çalışmış ve gerçekleştirmiştir. Yatırımlarını da kalkınmasını da reel olarak ortalama iyi seviyelerde bir büyüme hızı ile sürdürmüştür. En düşük seviyelerden başlayarak, gerek ticaret, gerek sanayi, turizm, eğitim, mali sektör, ulaştırma-haberleşme ve tüm sektörlerdeki gelişmeler ve büyümeler bu şartlar içinde olmuştu. Enflasyonun olumsuz etkilerini gidermek yönünde de her dönemde çeşitli önlemler alınmıştır. Bu dönemlerde maaş ve ücretler de eşelmobil sistemi içinde muntazam olarak her yıl içinde enflasyona paralel olarak uygulanmış ve halkın alım gücü korunarak sirkülasyon yoluyla  diğer sektörleri de beslemiştir. Türkiye yardım ve kredileri de destek olmuştur. Bu yardım ve krediler 2000’li yıllardan sonra bankalar olayından sonra çok daha fazla arttırılmış ve krediler de oldukça genişletilmiştir.
Türk Lirası’ndaki istikrar 2003 yılından sonra başlamış ve kurlar Türkiye’de alınan ekonomik önlemlerle bir dengeye getirilerek son 10 yılda istikrar kazanmıştır. Arada 2006 ve 2008 yıllarında eskisi kadar olmasa da kurlarda bir istikrarsızlık ve enflasyon yükselmesi olmuş, bu yıllarda da bazı önlemler alınmıştı.
Yüksek enflasyon döneminde ne gibi önlemler alınmalıdır?
Öncelikle alım gücü zayıflatılmamalıdır. Alım gücü zayıflayan halkın tüketim harcamaları meyli de zayıflamakta ekonomide durgunluğa neden olmaktadır. Özellikle de kendi ekonomik yapısından kaynaklanmayan bizim gibi ithal enflasyon yaşayan ülkelerde eksilen paranın yerine konmaması piyasada ve ekonomide darlık yaratmaktadır. Durgunluk yaratmaktadır.
Türkiye’de en çok konuşulan ve en yüksek enflasyon ve ekonomik kriz yaşanan 1994 Çiller döneminde, KKTC’ye de tarihinde en az yardım gönderilebilen ve bütçe için hiç kredi verilemeyen bir dönem olmuştu. Ancak KKTC’de alınan bir çok idari ve yasal önlemlerle hem kurlara paralel artan enflasyon seviyesinde hatta biraz fazla HP ödeneği ve konsolidasyon uygulanmış hem sektörlerdeki yatırımlara teşvikler verilmiş hem de bütçemiz de en az açıkla kapanmıştı. Kesin hesaplar ortada. Hazine olarak etkin denetim ve Vergide tahsilat yöntemleriyle yerel gelirlerimizle tüm toplam bütçe giderlerinin yatırım harcamaları da dahil % 90’a yakın kısmı karşılanmıştı.
Türkiye’de en yüksek kriz dönemi olarak bilinen 1994’de, TL’sinin bir yılda dövizler karşısında % 200’lere varan değer kaybı karşısında KKTC’de Ekonomi ve Maliye Bakanı olduğum bu dönemde bizim aldığımız diğer ekonomik gelişme önlemleri yanında, ani kur yükselişlerine karşı vatandaşları, üretici ve tüketicileri korumak amaçlı başlıca şu önlemler uygulanmıştı;   1- Öncelikle değer kaybeden TL’sinin kaybı ile düşen alım gücünün yerine konması bakımından maaş ve ücretlere, geçmiş yıllara nazaran çok fazla yükselen  enflasyon oranında eşelmobil sisteminin devamı sağlandı ve periyodik olarak yükseldikçe hayat pahalılığı ödeneği de kesintiye uğratılmadan uygulandı, hatta ilave olarak ilk defa 1994’te iki ayda bir mini konsolidasyon da eklenerek alım gücü muhafaza edilmiştir. Dolayısıyla piyasa da canlı tutulmuş ve kazançlardan ve harcamalardan bütçeye Vergi olarak, etkin denetim ve ciddi vergi uygulamalarıyla, hazineye önemli oranda gelir olarak geri dönmüştür. Bütçede ilk öngörülen gelir tahmini ile gerçekleşen gelir artışı enflasyon paralelinde olmuş, yerel gelirler de gider artışına paralel arttırılmıştı ki bu literatürde dahi çok zor olduğu izah edilir daima. Paranın devir gücünü arttırmak gerekir. Bu söylediklerim uygulanan fiili gerçeklerdir. Esasen KKTC’de eşelmobil sistemi mali tasarruf adı altında kaldırıldıktan sonra kapalı ekonomimizde piyasada durgunluklar zaman içinde artmış, alım gücü zayıflamış, kendine özgü yapısı içinde sistemin tıkanmasına yardımcı olmuştur. Bugün kamu yönetiminde bu nedenle geçim için ek gelir sağlama kaygısıyla gerek mesailerde kaytarmalar ve ikinci iş faaliyetleri idari zafiyetlerle de başlayarak çoğalmış ve kamu hizmetlerinde verim düşürülmüştür. Kamu hizmetlerindeki aksaklıklardan biri de mesai saatlerine uymama ve bu mesailerde başka iş takibi veya faaliyeti yapanların varlığı maalesef açık bir gerçektir.
1994 yüksek enflasyon döneminde, 1’deki alım gücünün korunması ile birlikte üretime yönelik alınan diğer önlemler;  2- Üretime yönelik teşviklerdir. Küçük esnafa, tarıma, sanayiye, turizm sektörlerine devletçe sübvansiyonlu daha düşük faizli krediler uygulandı. Üretim ve işletme kredilerinin faizlerine sübvansiyon uygulandı, ayrıca dolaylı vergiler düşürüldü maliyetler düşürüldü.  Yatırım ve işletme kredilerinde kredi cinsine göre ilk ödemede belli bir süre, 3 ila 9 ay arası ödemesiz uygulama yapıldı.  3- Bu evsafta olan kredilere kredi limitleri de arttırıldı. Ve Merkez Bankası kaynaklı krediler de devreye konarak sübvansiyonlu kredi hacmi genişletildi.  4- Sanayi üretimine, imalata tabi mallara yönelik hammadde Gümrük muafiyetleri çoğaltıldı, hemen hemen tüm ham maddelerdeki gümrükler o dönemde kaldırılmıştı.    5- Üretimin yurt dışına ihracatı ve dış piyasadaki fiyat avantajını muhafaza etmek ve maliyetleri düşürmek için kargo ücretleri kriz döneminde devletçe karşılandı.      6- Özellikle sanayi ve turizm sektörlerine yönelik yatırım ve işletme “reeskont” kredileri de devreye konarak düşük faizli krediler arttırılmıştır.  7- Maliye Bakanlığı’nın önerisi ile ilk defa bankalardaki yüksek döviz kredi faizini düşürmek için Merkez Bankası’ndan düşük faizli döviz kredisi verilmiştir o dönemde.      8- Eğitime yönelik araç ve gereçlerde, üniversitelere ve öğrencilere dönük olarak gümrük muafiyeti uygulanmıştır.     9-  Yerli üretim ve tüketimin arttırılması için gümrük muafiyetlerine ek olarak, temel tüketim mallarında ve turizme yönelik alımlarda ucuzluk sağlamak için 42 mamül malda gümrük indirimleri yapılmıştı.    10- Bir ekip kurularak sürekli maliyet analizleri yapılmış ve çok önemli bulgular saptanarak tüketiciyi koruyucu önlemler alınmıştı. Bu dönemlerde karlarını azamiye çıkarmak isteyenlerin önü alınmıştı.     11- Piyasada bu aşırı kur oynaklıkları karşısında kalite kontrolü, ve dönemsel önlem olarak  vatandaşı korumak amacıyla belli bir süre, kurulan özel ekiplerle fiyat kontrollerine gidilmişti. Üreticiyi korurken tüketicinin de istismarı önlenmeye çalışılmıştır.    12- Devlet ihalelerinde gerek yatırım-inşaat uygulamaları olsun gerekse araç ve gereç alımlarında, dövize bağlı ithal mallarında ihale bedelleri gözden geçirilmiş, mağduriyetin önlenmesi için haklı durumlar, revizyona tabi olmuştu. Bunlar rahatlatıcı ve devlete güveni arttırıcı, koruyucu ve iş hayatının da önünü açıcı önlemlerdir. Bu dönemlerde yatırımların da gerek devletin yatırımları,  gerekse özel sektörün devlet teşvikleriyle yatırımlarının cesaretlendirilmesi elzemdir. Çünkü istihdam seviyesinin de korunması gerekir.    
Bunları ilgililerin değerlendirmesinde yarar görüyorum.










Başa dön tuşu