Köşe Yazarları

Kum fırtınası


İnsan günlük hayatında bir çok söz verir. Bir kısmını tutar, bir kısmını tutamaz. Bu yazının konusu verip de tutamadığımız sözler. Bu aslında tahmin ettiğimizden çok daha büyük bir sorun. İnsanlar bunu küçümseme eğilimi gösterebilir ancak maalesef ciddiyetle ele alınması gereken bir konu. Aslında birinci adımda “söz verme” fiiline basit bir gözle bakılmasının sebebi genelde verilen sözlerin küçük küçük parçalardan oluşması. Düşünün ki sizden içi sulu dolu bardağı kaldırıp havada tutmanız istendi. Bunu kolaylıkla başarabilirsiniz. Hatta çocuk oyuncağı. Peki o bardağı bir de 6 saat boyunca kımıldamadan havada tutmayı deneyin bakalım… Muhtemelen hastahanelik olursunuz. Bütün kol kasları paralize olacak, başta gayet hafif olan o küçük bardak, 6 saatin sonunda dünyanın en ağır yüküne dönüşecek. İşte küçük bir söz verip tutmamak, ertelemek ve hatta verdiğiniz sözün varlığını unutmak tıpkı o bardak gibi: Başta gayet kaldırılabilir bir yük ama zaman geçtikçe dayanılması güç bir ağırlık. Verilmiş ancak tutulmamış bir söz. Peki bir adım daha ileriye gidelim. Şimdi bir de sadece 1 adet değil, 4-5 tane bardağı saatlerce havada tuttuğunuzu düşünün. Bugüne kadar verip de tutmadığınız sözler bundan daha mı fazla? O zaman tutulamayan sözlerin çölüne hoşgeldiniz…

 

Bir insan neden sözünü tutmaz?

 Önce şunu belirtmek lazım: Hiç bir bahane, yerine getirilmiş bir sözün yerini tutmaz. Biliyorum muhteşem bahanelerimiz var hepimizin. İnanın bana ben de bu konuda çok yetenekliyim. Bahaneler… Bahaneler… “Ama ben şundan dolayı bunu yapamadım…”,

“Ama benim yerimde kim olsa yapamazdı zaten…”, “Bu kadarına da şükretsinler…”, “ E ben da bir gişiyim be gavvole!”, “Vallahi beğenmeyen koştursun!” Bunun gerçekten sonu yoktur. Bir de bize insanın zeki olmasının iyi bir özellik olduğu öğretilmiştir. Oysa bu gibi durumlarda ne kadar zeka o kadar zarar! Zihin öyle gerekçeler uydurmaya hazırdır ki insan der ki: “Yahu evet ben bu sözümü tutamadım ama haklıyım be arkadaş! Tutamadıysam da tutamadım yani napayım!” Tekrar ediyorum: İsterseniz dünyanın en güzel bahanelerini bulun, en dramatik timsah gözyaşlarını dökün, mağdur olun, isyan edin hiç bir şey var olan gerçeği değiştirmez: Bir söz verdiniz ve tutmadınız!

 

İnsanın kendine verdiği sözler de vardır…

Elbette tutulmayan bir sözün, hayatımızda, yolumuzda, tekamülümüzde yaratacağı tahribat bellidir. Ancak burada insanın kendi kendine verip de tutmadığı sözlere bir parantez açmak yerinde olacaktır. Bir başkasına verilen bir söz tutulmadığı zaman, eğer çok canımız sıkılırsa, söz verdiğimiz kişiyi hayatımızdan çıkarabiliriz. “Bir daha bu adamın/kadının yüzünü dahi görmeyeceğim. Evet bir söz verdim ama tutamadım o da kusura bakmasın.” deyip geçebiliriz. Peki kendi kendimize verdiğimiz sözlerde ne yapacağız? Aynalardan mı kaçacağız? Kendi zihnimizin içinde kendimizle yüzleşmemek adına duvarlar mı öreceğiz. Ortalama bir insan hayatı boyunca kaç kez söz verir kendine acaba? Kaçını tutabilme bahtiyarlığına erişir bu sözlerin bir ömrün sınırları içerisinde… Kaçı yarım kalır… Yarım kalan sözler ülkesinin başkenti neresidir bilir misiniz? Uğramayı pek sevmediğimiz bir yerdir. Ama duysanız mutlaka bilirsiniz. Hepimiz ordan geçmişizdir. Adı “Keşke” olan bir şehirdir. Yarım kalan sözler ülkesinin başkentidir…

 

 Kum Fırtınası ve Kumlardan bir kale…

 Çok sık kahve falı baktıran bir insan değilim. Sanırım en son 2015 yılında falan baktırmıştım. Baktırmama sebebim de şudur: Hayatımla ilgili bilmem gereken şeylerin zaten kendi önüme çıkacağına inanırım. Bu bakımdan ekstra bir merakım yoktur. Fal baktırmaya ihtiyaç duymam bu sebeple. Ancak fala inanma, falsız da kalma dediğim günlerden birinde bir arkadaşımın bana bir kahve falı baktığını hatırlıyorum. Falda bakıp şunları söylemişti: “Senin hayatında bir kum fırtınası var, ortalık toz duman, göz gözü görmüyor hatta bu yüzden sen çöl insanları gibi yüzünü örterek dolaşıyorsun. Halbuki istersen bu fırtınayı durdurabilirsin ve bu kadar kumla, kendine büyük bir kale yapabilirsin.” Çocukluğundan beri kumdan kaleler yapmaya çok meraklı olan bendeniz, bu yorumu duyduktan sonra bir tuhaf olmuştum. İçinde bulunduğum ve gerçekten genellikle hep bir koşuşturma halinde geçen günlerime, yıllarıma, başka bir deyişle kendi ruhumun kum fırtınasına başka bir gözle bakmıştım. Bitirilmesi gereken bir kaos değildi bu fırtına… Aslında bizzat benim inşaa edeceğim yeni yolun ham maddesini içinde barındırıyordu. Kum… Hem kaosun hem de kurulacak kalenin ortak hammaddesiydi. Mesele aslında sadece aynı şeye (Kaos/Kale) farklı bir açıdan bakabilmekti… İnsan kendi kum fırtınasından bir kale yapacaksa, bu kadar kumu, taşı birbirine yapıştırmak için güçlü bir yapıştırıcıya ihtiyaç duyuyor. Eski zamanlarda taştan kaleler inşaa ederkeni iki taşı birbirine yapıştırmak için yumurta akı ile birlikte bir karışım kullanılırmış. Bize de bir yapıştırıcı lazım kuşkusuz… Hayatımızın temel taşlarını birbirine bağlayacak güçlü bir yapıştırıcı… Bir söz… Verdiğimiz ve arkasında durduğumuz, güçlü, dayanıklı bir söz… İki taşı birbirine bağlayan, kumları bir arada tutan, arkasında durduğumuz bir söz lazım bize…

 

Aliyaba’ya verdiğim söz…

Bir süredir geriye dönük olarak verip de tutmadığım tüm sözlerin izini sürüyorum. Onlarca yarım bırakılmış sözüm var. (Onlarca yapıştırılmamış ama üst üste konmuş taş.) Hedefim orta ve uzun vadede verdiğim tüm sözleri tutmak. Bunu bir gün başarırsam çok mutlu bir insan olacağım. Bugüne kadar verdiğim küçüklü büyüklü bir sürü söz var.  Mesela bir tanesini örnek verecek olursam, dün Göçmenköylü  Aliye Deyze ile bir sohbet ettim, nam-ı diğer “Aliyaba”. Kendisine birkaç sefer söz vermişim ki, bir sabah evine gidip kendisiyle bir sabah kahvesi içeceğim. (En az 3 kere gideceğim dedim ve gitmedim.) Aliyaba beni bir ortamda gördü, yanıma geldi ve kulağıma fısıldadı: “Sözünün eri değilsin Memedim…” Başımı kaldırdım. Gözlerine baktım. Önce özür diledim… Ve tekrar söz verdim: “Yarın (Pazartesi) sabah 10:00’da sabah kahvesine geleceğim Aliyaba…” Bakalım bu sefer kum fırtınasından bir kale yapabilecek miyim… Yarın sabah göreceğiz… Bu satırları okurken sen de kendi kum fırtınanı düşündün mü peki?




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı