İçinden geçmekte olduğumuz dönem, tarihi bir dönem olmasına rağmen, her taraf çok sessiz.
Bu sessizlik, mevcut durumun sürmesini kabul etmek mi?
İnsanlarla, tek tek konuşulduğunda, gerek Kuzey’de gerekse Güney Kıbrıs’ta, mevcut durumun sürdürülemeyeceğini çok rahatlıkla tespit edebiliriz. Buna rağmen sessizlik, hareketsizlik ve PASİFİZM devam ediyor.
Güney Kıbrıs bu dönem, Kuzey Kıbrıs’a göre daha hareketli. Güney’de yeni yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre, yeni gelecek plana EVET diyecek olanların oranı % 65’leri geçmiş durumda.
Kuzey’de ise, belli bir kesimin akıllıca uyguladığı bir siyaset var. Bu siyasete KRİZ SİYASETİ diyebiliriz.
KRİZ SİYASETİ ile çözüm karşıtı güçler, halkı günübirlik sorunlarla uğraştırarak, Kıbrıs görüşmelerine halkın katılmasını engellemektedirler.
CTP, bu kriz siyasetlerinin içinde, suni gündemlerle meşgul edilerek, CTP’nin çözüm yönünde hareketlendirilmesi engellenmek istenmektedir.
Özellikle Özdil Nami ve Kutlay Erk’in akıllıca çabalamaları olmasa, Kıbrıs’ın en büyük partisinin bu tarihi dönemde, neredeyse sesi kısılacak.
CTP’nin bu ayak oyunlarını etkisiz hale getirebilecek en önemli gücü, Halkı ve Sivil Toplum Örgütlerini harekete geçirecek siyasi çizgiye geri dönmesidir.
Türkiye’deki siyasi yetkililerin, Kıbrıs sorununu görüşmeler yoluyla çözme kararlılığı, çözümcü güçler için ÇOK ÖNEMLİ bir destektir.
AB ülkeleri ve Amerika, yeni dünya koşullarında, özellikle Ukrayna- Rusya krizinden sonra, Kıbrıs sorununu çözme noktasında, daha da kararlı bir çizgi izlemeye başladılar. Bu çizgi, tarihte ilk defa, Kıbrıs’ta olumlu bir rol oynamaktadır.
Son olarak ALMANYA Kıbrıs Büyükelçisi’nin, HAVADİS Gazetesi’ndeki demeci çarpıcıdır:
Almanya Büyükelçisi bu demeçte, Kıbrıs’taki BÖLÜNME’nin çok uzun sürdüğü, Kıbrıs Sorununun artık bir an önce bitmesi gerektiğini ÖZELLİKLE VURGULAMIŞTI.
Almanya, bir yönüyle TÜM AB demektir. Zaten, Güney Kıbrıs’ta, Rusya’nın ekonomik ve siyasi etkisini kırmak için, EKONOMİK KRİZİ oluşturup yöneten esas güç Almanya değil miydi?
Kuzey’e gelince, çözüm karşıtlarının Cumhurbaşkanlığı’nı kullanarak, Görüşme Sürecini yavaşlatma çabaları, bir noktadan sonra Türkiye’nin tepkisini çekmektedir.
Mevlüt Çavuşoğlu’nun birkaç gün önce, Kuzey Kıbrıs’a gelerek, ÖZDİL NAMİ ile birlikte, çözüm konusunda konferans vermesi çok çarpıcı bir olaydır.
Toplumlararası görüşmeleri başlatmak için gerekli belgeyi imzalamayan Eroğlu ve ekibine oldubitti yaratıp, belgenin imzalanmasını sağlayan Davutoğlu’nun Kıbrıs’a yaptığı ziyaret değil miydi?
Şimdi de AB den sorumlu BAŞ MÜZAKERECİ Mevlüt Çavuşoğlu’nun Kuzey Kıbrıs’a ziyareti ve Özdil Nami ile konferansta çözümü vurgulaması çok anlamlıdır.
Çözüm karşıtı güçler, yeni Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmak için, şimdiden Eroğlu etrafında örgütlenirken, çözümü destekleyen güçlerin hala dağınık bir yapı sergilemeleri çok üzücüdür.
Çözüm yönündeki çalışmalarıyla, tüm dünya tarafından desteklenen bir lider olan MEHMET ALİ TALAT’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusundaki en büyük kafa karışıklığının CTP içerisindeki bazı gruplarda olması da mutlaka ele alınmalıdır.
CTP’nin Cumhurbaşkanı adayının Talat olmasına karşı çıkan bu çevreler, yakın geçmişte DP-CTP koalisyonunun olmasını hararetle destekleyen çevrelerden başkaları değildir.
CTP-DP koalisyon hükümetini destekleyip, bu hükümeti kurduran çevreler, bu hükümet modeliyle, CTP’yi yıpratan ve etkisiz hale getiren KRİZ SİYASETİ’nin figüranı haline geldiklerinin farkında mıdırlar? Bu soru mutlaka cevaplandırılmalıdır.
Bu kritik dönemde, CTP tarihi önderlik rolünü yapamaz halde iken, diğer kitle örgütlerinin, sendika ve sivil toplum örgütlerinin ÖNE ÇIKARAK, çözüm güçlerini hareketlendirmesi gerekmektedir.
Sendikalar ve sivil toplum örgütleri, üzerlerine atılan ÖLÜ TOPRAĞI’ndan kurtulmak için, ekonomik mücadele alanından siyasi mücadele alanına inip, ÖNDERLİĞİ ELE ALMALIDIRLAR.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























