Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Röportaj

“Köyün en güzel gızıydı”

Dayımızdan polislik ve mücahitlik dönemlerini dinledik, teyzemiz ise birbirinden güzel şiirlerle sohbetimize renk kattı. Geçmiş yıllarda gerçekleştirdiğimiz röportajın gerisini onlardan dinleyelim…

Ali Atamer: Pervin teyze Çamlıköy nasıl bir köydü?

P.B: Şirin bir köydür. Annemi babamı ailemi hatırlattınız bana şimdi. Çocukluk yıllarımız orda geçti. Babam madende çalışırdı. Maden bulmak için tiriller vardı onlarda çalışırdı. Babam çocuklarına iyi baktı. Köyün geçimi esas madendi. Tarlası olanlar ekerdi. İlkokul vardı. Gelişmiş bir köydü. İngilizce ders veren öğretmenlerimiz bile vardı. Beş taş, pılaka oyunları oynardık. Yayan Lefkeye gelirdik Sinemalara. Zaten büyümeye vaktimiz olmadı Mehmet dedeniz geldi aldı beni.

Ali Atamer: Genç biri için Leymosun’da yaşamın getirdiği zorluklar ve güzellikler nelerdi?

M.B: Çiftliklerde büyüdüm. Kasabadan 2 kilometre uzakta bahçelik bir yerdi. Şimdi oralarını Rumlar liman yapmışlar. Hep sebze yetiştirirlerdi. Hayvancılık da vardı. Leymosu’nun opvaları hep harıp ağacıydı. Kayısı incir de vardı. Babam rahmetlik akşamcıydı rakı şarap ne bulsa içerdi. Tek yıldız hacıbavlo vardı. Hatta babam beni bakkala yollar, bir da yarım şilin verirdi elime gider varelden alırdık içkiyi. İlk gördüğüm film Riyatos sinemasında Çarli Çaplinin sessiz komedi filimiydi. Ondan sonra başladı sesli filmler gelmeye. Hatırlarım Münir Nurettin geldi konser verdiydi o salonda. Daha sonraları 18 yaşında Çamlıköy’e geldik. Madende iş aldı babam ve artık burada galdık.
P.B: Aklıma kendi yazdığım şiirler geldi paylaşayım sizinle. Bir gün testiyi aldım gideyim doldurayım pınarlardan su. O gadar imrendim ki yemyeşil ovalar etkilendim ve onun üzerine bir şiir yazdım. “Köyün bir kenarında şirin bir evimiz var Eteğinde pınarlar yüksekte asfalt yollar bahçesine ağaçlar portakallar limonlar etrafa bir bakınca gözükür bütün dağlar. Zümrüt gibi ekinler al al oldu çiçekler çiçeklerin üstünde uçuşur kelebekler”.

Ali Atamer: 60 yıllık evliliğinizin ilk adımları nerde ve nasıl atıldı?

P.B: 14 yaşında bir çocuktum. Mehmet’in babasının benim babamın arkasından yürüyüp da ver elini toka be enişte dediğini hatırlarım. Meğerlim istermiş beni babamdan ama ben anlamazdım. Babam da derdi daha çocuktur. Sonra günün birinde hep beraber yemek yerik. Gaynatam anzsıdan uzattı elini omzuma ve dedi gelinim olur mun? O vakit çok utandım 2 gün odadan dışarı çıkmadım.

Ali Atamer: Mehmet dayı eşinle tanışıp görüşmek için çaba gösterdin mi?

M.B: 1949’da motosiklet ehliyeti aldım ve Çamlıköy’e geldim çaldım kapıyı. Bir baktım Pervin açtı kapıyı ve annesine der gel da bir çocuk ister seni. İlk tanışmamız oydu. Ben tekrar Leymosun’a döndüm. Babam ne zamanki garar verdi gelsin Çamlıköy’e uzun bir süre galdık Pervinlerin evde te ev bulalım. Bak sen tesadüfe gelip yerleştik aynı köye. Hiç görüşmediğimiz için teyzenizle ganımız gaynadı Devamlı görüşseydik belki de olmaycaktı bu iş. Bunu da söyleyim köyün en güzel gızıydı. O zaman ki beraber gezerdik gıpta ederlerdi bize.
P.B: Nişan oldukdan 7 ay sonra nikah gıydık. Köyün şirket katipiydi gıyan nikahımızı.
M.B: O ilk dönemler daha heycanlıyıdı. Motosikletinan Trodosa İskeleye giderdik. 1958’de araba alabildim. Voksol Viktorlar vardı o zaman 650 Kıbrıs lirasına aldım.

Ali Atamer: Birbiriniz için yaratıldığınızı ne zaman ve nasıl anladınız?

P.B: Nişanlılık döneminde. İstemesek birbirimizi almazdık zaten güvenilir biriydi dedeniz.
M.B: Davranışlarını beğendiğim birisiydi. Zaten öyle olmasa 60 sene beraber olmazdık.

Ali Atamer: Düğün yapamadığınız için nikah töreni güzel geçti sanırım…

M.B: Ben nikahta pembe gelinlik geydim. Başıma elmasdan taç yaptılardı. Lefkede udcu Zehra geldiydi gelin etsin bei hem da ud çalardı. Yemeli içmeli olduydu nikah düğünü. Eskiden saat 11 de gelini evden çıkarırlardı. Annem bırakmadı bizi Lefkoşa’ya gidelim. Biz de Lefkede çekdik fotoğrafı. O zamanda renksizdi ama sonradan boyatırdın fotoğrafı. Lefkoşa da ermeni Agop diye bir fotoğrafcıda başka bir fotoğraf çektik. Yeri Arapahmet camiinin karşında dar sokakların içindeydi.
P.B: Mehmetaliler geldiydi nikaha. Sirto, zeybek, erkek oyunları vardı oynardı erkekler. Zurnacı ziya dayı ve Abdulazim da davul çalardı.

Ali Atamer: Burcu ailesi için “50”ler “60”lar nasıl geçti?

M.B: Evlendiğimizde Polisdim. Maaşlar düşüktü o zaman 14 buçuk Kıbrıs lirası alırdık. Ucuzluk da vardı geçinirdik. İngiliz dönemiydi ‘53’de Lefke’ye tayin oldum 72’ye gadar. Erken terfi aldım. “56”da çavuş oldum. İngiliz gumandan çek severdi beni. İngiliz okulunu bitirdiğimden dolayı İngilizcem de vardı. Polis o zaman çok zor çekerdi. Sabahın 4’ünde devriye yapardın. Hep bütün Lefke civarını yayan devriye gezerdik. Daha sonraları bisikletle gezerdik. Vasıta yoktu.

Ali Atamer: Mücadele yıllarında çok zorluk çektiğinizi söylediniz?

M.B: Bütün yolları kapattıydı Rum Lefke’ye giremezdin. O zaman hatırlarım kahve öğüden makinelerde köyün bakkallarından topladığımız buğdayları arpaları öğüdür kepekli ekmek yapardık.
P.B: 16 sene Lefke’de kaldık. Rumlar Trodos dan Lefkeyi basmaya geliyor diye duyduk. Ben da o gün çocuklarımı yıkarım. Çıktık gittik bütün köyün genç kızları kızkardeşimin evine. Kapıların arkasına da şişeler goduk Rumlar gelirsa atalım gendilerine. Bir ara ses duydum gındırdım kapıyı bir baktım köylü ayşeba direğe dayalı bir da baltacık elinde durur bekler Rumları. Böyle geçti o günler. Erkek nöbete gider biz çocuklarınan evde. ‘74 harbında günlerce eve gelmediği oldu Mehmet’in.

Ali Atamer: Mehmet dayımız yemek konusunda yetenekli olduğunu duyduk…

M.B: Ben 12 yaşından beridir yemek yaparım. Nenemin yanında çorbaynan başladım. Evin başahcısı benim. Bişirmek zorundaydık o yaşlarda. Çünkü Leymosunda ikinci dünya savaşı esnasında İngiliz, Türk ailelerini civar köylere yerleştirdi. İtalyan uçakları Leymosunu bombardımana tutardı. Annemi da İpsona dediğimiz bir Rum köyüne götürdüydük. Leymosuna 5 km uzakta bir köy. Babamınan değişikli annemi hem çocukları İpsonaya ziyarete giderdik.

Ali Atamer: Anladığımız kadarıyla 60 sene birbirinize şiir yazarak tatlılar yemekler yaparak geçti…

P.B: Hade dedenize söylediğim şiirle veda edelim. “Ömrümce yürüdüm hiç yorulmadım. Kendime bir düzlük bulurum sandım. Dikenler battı elime ayağıma hiç aldırmadım. Yürüdüm yürüdüm ben bu yolun sonunu bulamadım. Düzlük derken bir vahşi ormana daldım vahşi bir aslanla (dedenizle) baş başa kaldım haykırdım hıçkırdım öylece kaldım geriye baktığımda o dikenli günleri ararım.”