Köşe Yazarları

Köşemden: AKEL’in müzakereler merakı!


“Akel nereye koşuyor” demekten kendimi alamıyorum. Çünkü müzakereler süreci kesintiye uğradığından beridir bizim taraftan bile Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili ses soluk işitilmezken; Güney’in Akel’ine bir haller oldu, Genel Sekreteri Kiprianu yanı sıra mesela bünyelerinde oluşturdukları “Kıbrıs Sorunu Ofisi” Başkanı Tumazos Çelebis gün geçmiyor ki Anastasiadis’i Kıbrıs sorunundaki tutumu nedeniyle kıyasıya eleştirmesinler…

“Eee, ne var bunda, Akel bir siyasi partidir elbet eleştirecektir” denecek de mesela “neden Kıbrıs Türklerinin yönetime etkin katılımı” olmasın gibilerinden siyasi eşitliği de kapsamına alan söylemler “bizden yana” oldu muydu tabi ki şaşırtıcı da oluyor…

NİTEKİM Akel’in Kıbrıs Ofisi Başkanı Çelebis katıldığı bir radyo programında diyor ki “Anastasiadis Kıbrıslı Türklerin yönetime etkin katılımlarını reddeden tutumuyla Kıbrıs sorunundaki müzakerelerin yeniden başlamasını anlamsız hale sokmaktadır…”

Dahası, “Anastasidis’in bir yandan Türk tarafının Yönetime etkin katılımını desteklediğini söylerken, öte yandan Doğu Akdeniz’deki boru hattı (EastMet) konusunda Türk tarafını dışlaması, bir sözünün diğerine uymadığının ispatı olduğunu” da söylemektedir…

ÖTE yandan Çelebis “Rum müzakereci Mavroyannis’in BM’ler temsilcisi olarak atanmasının da müzakerelerin başlamayacağının bir işareti olduğunu” iddia ediyor.

Daha şaşırtıcı olanı ise Çelebis’in bir süre önce,  Anastasiadis’in “Türk tarafına siyasi eşitliğiyle federal organlara etkinliğince katılımını kabul etmediği” gerekçesiyle görevinden istifa etmesi!

TABİ bu Akel’li Çelebis haberlerini Rum basınından öğreniyoruz da o her zamanki şüphemizle sorgulamadan yapamıyoruz! “Gerçekten Kıbrıs siyasi sorununda bu kadar toleranslı ve barışçı mıdır? (Keşke bizim de Güney’de oy kullanma hakkımız olsaydı da Akel’e verseydik oyumuzu!)

bir süre önce Akel’i Köşemde ayazlatmak zorunda kaldığımda “geçmişten günümüze sicilinin temiz olmadığını hatırlattımdı: “1964’lerde Akel Merkez Komitesinin bildirisinde Enosis’in Kıbrıs Rumlarının mücadelesi olduğu vurgulanıyordu!” Türk halkına da çağrıda bulunarak “Enosis gerçekleşirse Türk dostlarımızın çıkarlarına hizmet edeceğiz” deniyordu!

AKEL’in bugün de sürdürdüğü politikasının değişmediğine inanıyorum. Saplantım da olsa AKEL’in “Türk halkını Federal Devlete siyasi eşitlik ilkesi ve federal devlet organlarına etkinliğince katılması” istemine inanmıyorum… Çünkü tüm bu bonkörce ödünlerin arka düşüncesi, tümden Türkiyesiz bir Kıbrıs yaratmaktadır!

Bu nedenle başta Cumhurbaşkanımız Sn. Akıncı olmak üzere bu konunun uzmanları olan siyasilerimizin iyi analiz etmeleri, halkı bilinçlendirmeleri gerekir diye düşünüyorum.

 

**********

SORUNLAR NEŞTERLENİRKEN!

Mümkün olsa da 1974 de sabah ezanın okunduğu 16 Ağustos’a kadar geri gidip KKTC’i yeniden kursak!

Tek bir şart ve bilinçle: “Bir daha böyle bir KKTC oluşturmama kararlığında!”

ŞİMDİ eğri oturup doğru konuşalım: İyi ki “önce can sonra canan diyemiyecek zıt güçler dengesinde bu dörtlü koalisyon hükümeti oluştu da 45 yıllık KKTC yarasına neşteri değdirivermek zorunda kaldı!

Henüz cerahatler dökülmediyse de yara ayan beyan önümüzde! Ki dünkü yazımda “Kurumlar kendi içlerinde kendi çıkarları için kurumlaştılar” dediydim…

Bunu vurgularken ne TÜK’ün borcundan haberim vardı ne 24 yıldır bekleyen Sayıştay raporlarından! Ne de Başaran Düzgün’ün Köşesinde yansıttığı Vakıflar İdaresi olayından…

Peyder pey öğreniyoruz ama!

ÖĞRENİYORUZ ki bu ülkede 45 yıldır asıl büyük ve kalıcı “İktidar” Türkiye’nin parasıyla her seçim sonrasında memleketi yüzlercesiyle daha kamu görevlileri atamalarıyla aşa işe paraya kavuşturma üzerinde oluşturulmuş “popülizmle partizanlık” oldu!

Hâlâ saltanatını sürdüren de bu tutumdur.

PEKİ çare? Değişim, iyileştirme, yeniden kurma… Öyle de “hadi gerçekleştirelim” denildiği için geri dönüşüm” olabilseydi, yeniden bir düzen kurulurdu ama şimdi çok geç! Üstelik sıkıştıkça terlemeye başlayan Dörtlü Koalisyon Hükümetinin bunaldığı yerde şıp diye bir erken seçim daha kapıyı çaldı mı, bugün gündeme gelen sorunlar bile çözümlenmeden yine yıllar ötesine itelenirler. Nitekim her erken seçimde bu kısır döngü tecelli etti!

ŞİMDİ, “peki çare” sorusuna dönelim:

Bakın eğer 45 yılın sorunları “Dörtlü Koalisyon Hükümeti” tarafından azıcık da olsa dürtülüp sorgulanmaya başlanmışsa bunda “4 siyasi partiden oluşan bir hükümet yapısının sihri vardır.” Kısaca önce icraatlarında birbirlerine muhalefet yapabilecek kadar yakınlar; fakat ayni zamanda birbirlerine omuz vermek zorunda kalacakları kadar da “Hükümet Programına” sahipler…

Böylesi çok partili Koalisyon hükümetleri tabi ki her zaman yürümezler… Ki bu hükümet için de iyimser yargılar henüz çok erken” diyelim ve bir başka konuya geçeyim!

**********

 

KISACA TAKILDIĞIM: (ULUSAL KONSEY!)

“Yapısal kusurumuzdan” kaynaklı sorunların her yönden yoğunlaşması yıllar ötesinde kalmış bir konuyu yeniden hatırlattı! “Ulusal Konsey!”

Eğer “ulusal bir toplum” ayni zamanda “ulusal sorunlarla” sarmalanmışsa, “ancak ulusal konsensusla” temizlenir!

Dört siyasi parti bir hükümet oluşturabilmişse “Ulusal Konsey” de oluşabilir… BU konuyu vakti zamanında rahmetlik Denktaş’a da sordumdu. “Neden ulusal konsey oluşturmuyorsunuz” dedimdi de “hiç düşünmedim” cevabını verdiydi.

Tabi elindeki siyasi gücü dağıtmak istememesinden kaynaklı olabilirdi çünkü çok sonraları Ulusal Konsey konusuna yaklaştıydı.

Şimdi yine sorulmalı: Neden olmasın?

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı