Yükselen enflasyon, Türk lirası’nın sürekli değer kaybı alım gücümüzün düşmesine sebebiyet vermektedir.
Nedir alım gücü? Alım gücü kullandığımız paranın yetebileceği değerdir. Yani dün aldığımız bir ürünün bugünde aynı ürüne ödediğimiz parasal değerlerin aynı olmasıdır. Satın alma gücü vatandaşlar arasında adil bir yaşam için önem taşıyan bir kriterdir de aynı zamanda.
Yıllardır çalışıyoruz mümkün olduğunca da tasarruf yapıyoruz ama geriye dönüp baktığımızda aynı yerde saydığımızı görüyoruz hatta geriye gittiğimizi görüyoruz. Satın alma gücümüz hiç artmadığı gibi eriyor da. İşte içinde bulunduğumuz dönemin acı gerçekleri bu.
ABD dolarına bakalım. Dolar kuru 2015 yılında 2,70 TL, 2020’de 7,37 TL ve 2021’de 12,99 TL olmuş. Doları esas aldığımızda (önemli bir tasarruf aracı) son altı yılda artış %381 olurken son bir yılda artış %77 olarak gerçekleşmiş. 100 TL ile alınabilecek dolar miktarı ise 2015 37 iken 2020’de 13,56’ya 2021’de 7,69’a düşmüş. Satın alma gücümüzün ne kadar ve nasıl düştüğünü gösteren bir örnek hesaplama Türk lirası’nın değer kaybetmesi sonucu küresel fiyat artışları bizim ekonomimize maliyet olarak misliyle yansıması sonucu doğuruyor.
ALIM GÜCÜ NASIL YÜKSELİR?
İzlenen yanlış politikalarla alt gelir grubu ile üst gelir grubunun arasındaki farkın iyiden iyiye açılmaya başladığı ve buna ek olarak orta sınıf insanlarımızın kaybolmaya yüz tuttuğu bu son süreçte alım gücünün yükselebilmesi için söz konusu birim paranın yani Türk lirası’nın değerlenmesi aynı zamanda özellikle alt grubun maaş ve gelirlerine hayat pahalılığı oranının yansıtılması gerekiyor.
Asgari ücret rakamının ülke düzeyindeki ücretler açısından önemli bir gösterge olduğunu biliyoruz ve aslında uygulamada asgari ücret adeta azami ücret anlamına gelmeye başlamış durumda. Asgari ücret artışları ayrıca diğer ücret artış oranlarının belirlenmesinde bir gösterge olarak kullanılıyor. Fiyatlar genel düzeyine baktığımızda fiyatların artış hızının maaş ve ücretlerin artış hızından daha fazla olduğunu ve fiyatlar genel düzeyinin maaş genel düzeyinden daha fazla olduğunu görüyoruz.
Dolayısıyla satın alma gücümüzün de azalmış olduğunu net bir şekilde söyleyebiliriz.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetin’de gelir dağılımının ücretliler aleyhine sürekli bozulduğunu biliyoruz. Yine böyle bir süreçten geçiyoruz. Bir yandan at hızıyla yükselen enflasyon diğer taraftan değeri en düşük para durumuna gelen Türk lirası ve izlenen maaş ve ücret politikası dolayısıyla dar ve sabit gelirlilerin satın alma gücündeki düşüş hızlanarak sürüyor.
Ekonomideki büyümeyi istiyorsak ücretlilerin dar ve sabit gelirli insanımızın yükselen alım gücüyle satın alma gücünü artırmak zorundayız. Orta ve uzun vadede ise gelir dağılımını ücretliler leyhine düzeltmezsek ekonomik büyüme refah ve adalet ve çevresinde tosladığımız çatlak duvar yıkılacaktır.
































