Köşe Yazarları

Korona sonrasında insanlığın ikilemi


İnsanlar evlere kapatıldıkları için can sıkıntısından olsa gerek birçoğu futurist oldu. Korona sonrası dünyanın nasıl şekilleneceğini öngörmeye çalışıyorlar.

Bazıları saçmalasa da birkısmı derinlemesine tahliller yapıyor.  Gerçekleşir gerçekleşmez, o başka. Ama sağlam temellere oturtulan görüşler var aralarında.

Yeni düşünceler ortaya atılınca insanlar önce onlardan korkarlar, sonra onlarla dalga geçerler, en sonunda onları kabullenirler. Gelin, biz korkmadan ve kimseyle dalga geçmeden ortaya atılan bu düşünceleri özetleyip değerlendirmeye çalışalım.

Konuyla ilgili birbirine tamamen zıt iki düşünce billurlaşmış gibi görünüyor. Birincisi şudur:

İnsanlık büyük felâketlerden sonra daha hoşgörülü olur ve daha akıllı işler yapar. İkinci dünya savaşından sonra, bugün Trump’ın yıkmaya çalıştığı Birleşmiş Milletler Teşkilâtı (BM) kuruldu.

Dünyada şu anda BM tarafından tanınan 195 ülke var. Bunlardan 193’ü halen BM üyesidir, Filistin ile Vatikan devleti gözlemci statüsüne sahiptirler. Birçok ülke tarafından tanınan Tayvan ile Kosova ve pek az ülke tarafından tanınan Abhaziya, Güney Osetiya, KKTC ve Sahravş Arap Demokratik Cumhuriyeti BM’e üye değiller. (Bir ülkenin adında “Demokratik” kelimesini görünce Azeri şair Nesimi’nin deyişiyle “Korkirem balam korkirem”.)

Dünyadaki nerdeyse tüm ülkelerini bir araya getiren BM’in konuları masaya yatırarark çözmeye çalışmaları, sorunları silâhla halletmeye çalışmaktan daha uygarca değil mi? Aksayan çok yanı olmasına rağmen hiç yoktan iyidir. Koronadan sonra, inşallah, o aksayan yanlar tamir edilir.

İkinci dünya savaşından sonra oluşan ortamda, şöyle veya böyle, hemen hemen tüm sömürgeler bağısızlıklarına kavuştular. Kimisi için iyi oldu, kimisi için kötü ama o başka bir bahis.

Kadın ile çocuk hakları ve genel olarak insan hakları geliştirildi. Bu hakların korunması için mahkemeler kuruldu. Çevre sorunları ile ilgili tartışılmalar yoğunlaştı.  İnsan haklarını ve özgürlüklerini savunan sivil örgütler kuruldu ki bunlardan biri de “Sınır tanımayan Gazeteciler” örgütüdür.

Bu örgüt, birkaç gün önce BM özel raportörüne başvurarak aşağıdaki nedenlerlerden ötürü BM’in ilgili ülkeleri kınamasını talep etti. Korona virüsü konusunda bilgi almaya çıkaran gazetecilere sorun çıkaranlar: Amerika ve Brezilya cumhurbaşkanları, soru soran gazetecilere hakarat ediyorlar. Cezayir, Ürdün ve Zimbabve’de korona virüsü ile ilgili haber yapan gazeteciler göz altına alındı. Virüs bahane edilerek Macaristan’da Orwell’in “Big Brother”ini (Büyük Kardeş, Abi) anımsatan “polis devleti” yaratan yasalar geçirildi. Kamboşya başbakanı özel yetkilerle donatıldı. Çin’de gazetecilere yapılan baskı sonucu Vuhan bölgesinde virüsün sessizce yayılamsına yol açıldı.

Türkiye koronayı beklemeden Gülen virüsü sayesinde işini halletmiş “tek yetkili” oluşturulmuş, baş kaldıran gazeteciler hapishanelere sıkılmıştır. Sınır Tanımayan Gazetecile bunu dile getirerek Türkiye ve Suudi Arabistan’da hapis bulunan gazetecilerin virüsten etkilenme tehlikesinden endişe ettikleri vurgulanmıştır.

Geleceğe iyimser gözle bakanlara göre, bu belâ atlatıldıktan sonra, insan hakları geliştirilecek, kadın ve çocuk haklarına daha saygılı yaklaşılacak. Öevre duyarlılığı ve hayvan sevgisi artacak, insanlar arasında eşitlik ve adalet daha belirleyici bir rol üstlenmiş olacak.

Kötümser görüşe göre durumların gelişme ihtimali şöyle: Virüz her ne kadar halihazırda savaşları ve terör eylemlerini durdurmuş olsa da hükümetler virüsü bahane ederek birtakım özel yetkilerle donatıldı. Halk sağlığı yararına herkesin nereye gidip geldiğini, gündelik alışkanlıklarının neler olduğu gibi çok özel bilgileri elde etme hakkları elde ettiler. Hükümetler bu bilgileri kötü amaçlar için de kullanabilirler.

Üstelik özel bazı yetkileri ele geçiren hükümetler onları kolay kolay geri vermezler. Bunun için de Amerik hükümetinin 11 Eylül 2001 gini New York ve Washington’a yapılan terorist uçak saldırılarının ardından terorizmle mücadele etmek amacıyla elde ettiği olağanüstü yetkileri hala koruduğu örnek olarak gösteriliyor. En demokratik ülkelerden biri sayılan, en azından Trump öncesi öyleydi, Amerika’da durum buysa öteki ülkelerdeki durumu varın siz hesap edin.

Bu türden yetkilerle donatılmış olan yetkililer, otkratlığa meyletme ihtimallerinin yüksek olduğu ileri sürülüyor. Tarih göstermiştir ki haksız da değiller.

Size göre, hangi görüşün gerçekleşme ihtimali daha yüksek?

Haftanın karikatürü

Bu hafta içinde son zamanlarda gördüğüm en güzel karikatürlerden birine rastladım. Michelangelo’nun yakışıklı David heykeli ile koronanın David’i Dionizos’a benzeyen Covid’e dönüştürmüş haliyle karşı karşıya.

Karikatür beni epey düşündürdü. David’in yani peygamber Davut’un güzelliği karşısında Covid’in çirkinliği. Evde kaldığımız süre içinde yiyip içerek rahatlıkla Dionizos’a dönüşebileceğimiz olasılığı. Geçenlerde bir arkadaşım yarı şaka yarı ciddi şöyle demişti: “Covid tüketilinceye kadar bazı arkadaşlar ayyaş olacak.”

Evde kalma eylemi bazı çiftlerin ilişkilerini pekiştirirken bazılarınkini parçalayacak. Bunun sonucunda koronadan kurtulduktan sonra boşanma davaları artacak sene sonunda da doğan bebeklerin sayısında artış olacak.

Siz “David” olarak kalmaya bakın.


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı