Köşe Yazarları

KORANAVİRÜSLÜ PAZAR SOHBETİMDİR



KÖŞEMDEN:    

 

      “Nerden çıktı bu virüs” derken, sürekli aldığı canlarla dünyaya korku salmaya devam ediyor! Üstelik  “tedbir” olarak  da sadece tek bir şans bırakıyor: “Eve kapanmayı!”

Tabi avcılar gibi “pam” sesi işitti mi “durun size tavşanı nasıl vurduğumu anlatayım” gibilerinden bir alışkanlıkla, her ne kadar biz de “Korona Virüs”e sığınarak, “neler çekmedik yakınmalarında hikâyeler anlatıyorsak da…

“Fakat” diyorum.. “Başka ne yapabilirim yada ne yapabiliriz?” Virüs, hatırlamak istemesek de hatırlatıyor geçmişi!.

Nitekim yıllar önce ölen Mennoya’lı rahmetlik ninem,  “ne zaman geriye dönüp bakmak gereğini duysa, “ah evladım derdi, çok çektik çokkk!

Babası İskele İmamı İsmail efendinin oğlu olan Dedem İskeleli Ahmet hafızdı ama şarabı asmanın altında içerdi! Hiç mi hiç “ah vah ettiğini” işitmedimdi. Kıydığı tütünü, incecik İngiliz gazetelerinden kestiği kağıtlara sarar, öyle içerdi. Gırtlak kanserinden gitti!

Babam anam da neler çektiklerini anlatıp hep yakınırlardı..

Aslında Kıbrıs Türk halkı çok çektiydi.. Şöyle ki ya ırgattılar ya işçi.. Gün işler gün yerlerdi ve çoğu defa günler geçer çalışamadıklarından, laf ola değil  kelimenin tam anlamıyla aç kalırlardı..

***

“O günler geride mi kaldı” diyeyim. Mesela artık “işçilerimizi, temizlikçilerimizi, bakıcılarımızı” dış ülkelerden  getiriyoruz.

Artık “açız” lafı işitilmiyor.. Buna karşılık “çok yiyenle az yiyen” tartışması var.. Birileri çok kazanırken birilerinin gün işleyip gün kazanması sıkıntısı var..                              Eskiden Ağalar vardı. Yanlarında çalışanlar uşaklarıydı.. Şimdi ağaların yerini patronlar, patronları da sisteminin içine sokan Devlet aldı..

VE artık Anayasa, hukuk var.. Evsiz arabasız olmak bile utanç vericidir artık!

Zaten artık insanlar birbirlerine hasetle yaklaşırlarken “açlıkla tokluğu” değil; az ve çok paralı oluşun kıyaslamasını yaparlar. Servet sahibi olmakla olamamak tartışmasıdır ekonominin “sosyo” olanı!    Neyi anlatacaktım. Melek ninemin, “ah evladım çok çektik çokkk” dediğini..

Ölümlerine neden olan sıtmadan, körlük yaratan trahoma kadar.. Veremden tifoya, hatta ölümlere neden olan çiçek, kızamık gibisinden bulaşıcı hastalıklara kadar..

***

TABİ bugünlere  gelene kadar peşimizi hiç bırakmayan, bundan sonra da “koronavirüsten önce-koranavürüsten sonra” diyeceğimiz hatırasıyla  tarihimize kayıt düşecek  virüse karşın…                                 “Rum tarafının kilisesiyle birlikte bu adaya saldığı Türk düşmanlığıdır bir de hatırlayacağımız!.” Ki dedemle ninemin yaşadığı dönemlerde de vardı,  torunlarımızın dedeleri nineleri olduk, hâlâ var!                                                                    Oysa “barış adası” olabilir Korenavirüse birlikte savaş açabilirdik.

Oysa şimdi Kuzey’de ve Güney’de Korenavirüsten  kaç kişinin öldüğünün çetelesini tutuyoruz! Hatta onlarda daha çok insan öldüğü için seviniyoruz belki de!  Tıpkı  onların da bizim tarafta ölenlerin olduğunu işittikçe sevindiklerince!

***

TUTUN ki şimdilerde dünyayı sararken…    “Ölümlerden ölüm beğen” diyerek tüm insanlığı tehdit eden… Zengin fakir, ünlü ünsüz  ayırımı yapmayan Korenavirüse karşı   bile bu adada iş ve  güç birliği yapamayacak kadar birbirlerine karşı olan bu iki  toplumun… Boy aynalarında yansıyan kinle boyanmış resimleri karşısında, “koranavirüs” bile   üzülmektedir!

Kader işte! Şimdi iki kapı komşusu birbirlerinin virüslü hastalarıyla, ölen insanlarını sayıyorlar!                                                                          ***

İNSANLARIN her zaman “kaybettikten” sonra gördükleri için  anladıkları bazı  “kayıp” yanları vardır.. Hep onları ararlar..

Koranavirüs felaketiyle önce kendimde gördüm bunu.. Koronavirüs değildi ama yıllardır bu adada bize yaşama şansı bırakmak istemeyen  Rum komşumuzdu! Bilmiyorum artık kayıpları v kayıplarımızla  birlikte  bu büyük gerçeği görüp anladı mı?

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı