15 Temmuz darbesi niye olmuştur sorusunun basit bir cevabı olduğu gibi öznesinde Türkiye’nin olmadığı başka hesapların da etkisi vardır.
Başka bir yazıda ABD’nin kendi devleti içerisindeki mücadelenin yansımasının Türkiye’ye olan etkisine de değiniriz.
Basitten başlayalım.
15 Temmuz darbesi AKP’nin 15 yıldır hükümet olduğunu ama iktidar olamadığını göstermiştir. ‘’Eniştemden duydum’’ bunun en yalın delilidir.
AKP hükümet olmuş ama yılların iç ve dış emeğiyle devlete çöreklenen cemaat elindeki çok iyi yetişmiş insan kaynağı ile devleti elinde tutmaya devam etmiştir.
Cemaat hem devleti paylaşmak istememiş hem de ‘’batının’’ çıkarları doğrultusunda devleti başka bir yöne çekmek istemiştir.
Çekilmek istenen yön nedir?
Türkiye’ye biçilmek istenen rol ‘’köprü’’ rolüdür.
Beklenen de hükümeti ve askeri kurumlarıyla ‘’köprünün’’ sessiz bir şekilde bekçiliğini yapmasıdır.
Tabiri caizse köprünün etrafındaki arazideki paylaşım ve yapılaşmaya da sessiz kalacağı, sebeplenmeyeceği bir bekçilik rolüdür bu.
Malum ‘’köprüler’’ stratejik yapılardır, ama yalnızca üzerinden geçilir.
Üzerinden istenildiğinde ufak bir ücret ödeyerek geçmek isteyenler tarafından kullanılırlar.
Köprülerin üzerinde yaşanmaz, yaşam ve gelecek kurulmaz.
Sembol olarak darbe girişiminin de tankların İstanbul’da köprülere çıkmasıyla başlanması da manidardır.
Köprünün üzerindeki tank ve askerlerin verdiği görüntü ve yarattığı kaos, batı nezdinde bulunduğu bölgedeki Türkiye’nin rolünü temsil etmektedir.
xxx
Erdoğan siyasette tecrübe kazanıp yol aldıkça kişiliğinin de verdiği özgüvenle bu ‘’köprü’’ rolünü kabul etmedi.
Köprü rolüyle yetinmesini isteyenlere de ‘’sizi ne karşıma alırım ne de kaale alırım’’ siyaseti ile yol almak istedi. İlk uyarı da ‘’eksen kayması’’ ile geldi.
Benim de mesleğim olan Muhasebe/Finans terminolojisini kullanacak olursak, Erdoğan kendi toplumu için bir anda tahmin edilebilir ama kontrol edilemez siyasi bir aktif ama onu başlangıçta destekleyen batı için de servis edilmesi gereken bir yükümlük bir borç haline geldi.
Batıya ‘’bir dakika biz bunlara Kemalist ulus devlet anlayışını yıkmaları için destek verirken karşılığında beklediğimiz bu değildi’’ dedirtti.
15 Temmuz akşamına bunun sonucunda gelindi.
xxx
Tüm bunlara rağmen Erdoğan’ın darbe sonrasında ortaya çıkanlarla aslında kendi inine inilmiş olunduğunun ve bundan habersiz kaldığının verdiği ruh haliyle hareket etmemesi lazım.
Yakın çevresine kadar sızmış bir örgüt ile karşı karşıya kaldığının onu içine ittiği ruh haliyle atacağı adımlarla oyuna gelmemesi lazım.
Tam tersine darbeye karşı muhalefet partileriyle kendiliğinden oluşan ortak paydayı muhafaza etmek adına muhalefeti hem dikkate alması hem de attığı adımlarla karşısına almamayı başarması tezgâhlanan oyunu bozmak için tek çıkış yoldur.
Bu davranış ve yaklaşım değişikliği Türk siyasetinde örneği olmayan bir uzlaşma kültürünü de birlikte getirecektir ve bunu hesaba katmayan ‘’üst aklın’’ da ezberini bozacaktır.
Güçlü olup görünen ve görünmeyen gücüne başvuranların anlayacağı lisan ezber bozacak hareketlerle karşı adım atılmasından geçer.
Güçlü olanlar sonunda güç ve başarılı olana mahkûm olurlar. ‘’Onurlu çıkış kapısını’’ bulmakta onlar kadar maharetli olan da yoktur. Kasım’da ABD de yönetim değişecektir. Erzurumlu bir hoca çok kolaylıkla bir uçağa konup gönderilir.
Yeter ki batıdaki belli başlı devletlerin de üstündeki ‘’üst aklın’’ hedeflediği iç savaş oyununa sebebiyet verilecek adımlar atılmasın.
Köprü rolü, bölgesel güç olmak yönünde kabul edilmeyip reddedilmişse bunun yolu da içeride OHAL yetkilerini kullanırken çok daha katılımcı ve meşru bir düzeni korumaktan geçer.
Bunun için muhalefet ile çok daha içten ve empati dolu bir diyalog esas olmalıdır.
Birlikte belirlenen ortak hedeflere varmaktaki görüş ayrılıklarının tartışılmasının ötesine geçmeyecek bir yönetim ve yasama anlayışı Türkiye’nin hem en acil ihtiyacıdır hem de ‘’üst aklın’’ planlarına caydırıcı etki yapacak derecede bütünlüğünü pekiştirici ezber bozan bir adım olur.
Başkanlık sisteminin rafa kaldırılması da bu bütünleşmeye en fazla etki edecek unsurların başında gelir.
Türkiye bugüne kadar olmadığı kadar kritik bir yol ayırımındadır.
































