Köşe Yazarları

Konuşulmadık hiç bir şey kalmadı, eksik olan niyet…







Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın müzakere tecrübesi, ekibinin “acemilerden” oluştuğu iddia edildi belli kesimler tarafından.




Bu öyle olduğundan değildi, sırf yıpratma amaçlıydı.



Bunu söyleyenler, zaten herhangi bir anlaşmayı istemeyenlerdi.

Ancak, özellikle de şu son aşamada, Akıncı ve ekibi öyle büyük bir sınav verdi ki, bir daha kimse böyle iddialar ortaya atamaz…

Çok istiyorlarsa, başka mazeretler bulsunlar.

Sonuç, tam da Türk tarafının istediği gibi oldu.

Ta başından, Mont Pelerin’e giderken, “5’li konferans tarihi almaya gidiyoruz” dedik.

Masada toprak kriterleri, yarım kalan bağlantılı diğer konular ele alınacak, tarih belirlenecekti.

Akıncı burada da Türkiye ile birlikte çok iyi hazırlanmış olduğunu gösterdi, bir açılım yaptı.

Buna kimse bir şey diyemedi.

Dediğim gibi Türkiye ile anlaşılan bir esneme payı vardı zaten.

Rum-Yunan tarafı sıkıştı.

Ara istediler, birbirleriyle temas bile kuramadılar. Saçma sapan laflar ettiler, destek bulmaya çalıştılar,  bulamadılar.

İlgili ülkelerin ve örgütlerin temsilcileri, sürekli masanın yeniden toplanması arzusunu iletti kendilerine.

Türk tarafına böyle bir talep gelmedi. Çünkü kaçan Türk tarafı değildi.

Sonuçta da önceki akşam yemeğinde aynen Türk tarafının istediği yol haritası ortaya çıktı.

Bundan sonra ne olacağı, muhataplarımıza bağlı.

Eğer gerçekten bir anlaşma istiyorlarsa, üçe beşe bakmayacaklar, ortak nokta arayacaklar.

Bu ülkenin geleceği için, iki halkın geleceği için.

Çevremiz cayır cayır yanarken, dünya insanlarına bir “barış mümkündür” mesajı verecekler.

Bence bu bile az buz bir şey değil.

Ama eğer hala daha hazır değillerse, halklarının hazır olmadığını hissediyor ve korkuyorlarsa, yine konu dışı bir takım yollara sapmaya çalışacaklar…

Onların gerekçesi ne olursa olsun, sonuç çıkmazsa, biz bu işin bu defa da olmayacağını anlayacağız.

Bir kez daha aynı başlıkların açılıp, yıllarca tekrar tekrar ele alınmasının bir anlamı yok.

Konuşulmadık daha ne kaldı ki?

Hiç bir şey.

Eksik olan niyet, kararlılık.

O da Türk tarafında var…

Dileğimiz, bu kadar emeğin, zamanın, paranın heba olmaması.

Dileğimiz, 2017’nin güzel bir başlangıç olması.

Sonuç ne olursa olsun, hepimiz dik duruşu, kararlılığı ve süreci bu noktaya kazasız belasız getirdiği için Cumhurbaşkanı’na teşekkür etmeliyiz.

Bir de BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Espen Barth Eide’ye…

Daha önceki temsilcilerin tepeden bakan, çoğu kez yanlı, “olsa da olur, olmasa da” şeklindeki tavırlarının aksine, yansızlığını sonuna kadar koruduğu, işin peşini bırakmadan, büyük bir gayretle çaba gösterdiği için…


 

YERİN KULAĞI VAR

SON SÖZÜ AKTÖRLER SÖYLEYECEK:

Kıbrıs’ta tıkanan süreci ancak beşli konferans çözer, taraflar bunu başarırsa, önemli bir adım atmış olacaklarına inandım hep. Sonunda bu gerçekleşti. Ve bir şeyi daha kesin olarak gördük, sorun iki tarafın çözeceği bir sorun değil. Aktörler bizim dışımızda herkes. Önemli olan bu sürece dahil olan aktörlerin menfaatlerinin ne derece karşılanacağıdır. Siz istediğiniz kadar “Kıbrıslı çözüm” deyin, aktörler istemedikten sonra hiç bir şey olmaz…

 

UMUDA SARILMAK GEREKİR:

Çözüm umutları yeniden yeşerdi ya, birileri bozmak için kolları sıvadı bile. Vay efendim “Rumlar beşli konferansı kabul etmek için bizden ne taviz kopardı, neye karşılık bu tarih açıklandı” telaşına düştüler. Hem bizde, hem de onlarda süreci bozmak için ellerinden geleni yapacaklar. Olmadık haritalar, taviz iddiaları havada uçacak. Peki herşey bitti diyebilirmiyiz, hayır ama umutların yeniden yeşerdiğini söyleyebiliriz. Bu filiz yeşerip büyür mü, yoksa yeşermeden kurur mu, bekleyip göreceğiz…

 

BÖYLE GİTMEZ:

Açıklanan yeni müzakere takvimi belki de sonun başlangıcı olacak. Burada ortaya çıkacak başarısızlık, bundan sonra herkesin izleyeceği yeni yol haritasını da net bir şeklide çizmesine neden olacak. Aslında Akıncı, masada yaşanacak bir başarısızlığın ardından Kıbrıs Türklerinin KKTC ile bağımsız bir devlet olarak yoluna devam edeceğini birçok kez açıkladı. Top şimdi Rumlarda. Ya adil bir çözüm için çabalayacaklar, ya da onlar da kendi yollarına gidecekler…

 

KAFA KARIŞIKLIĞI:

Hüseyin Özgürgün’den sonra Serdar Denktaş da Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yöntemini kullanmaya başlamış ve muhtarlarla biraraya gelmiş. Denktaş, geçen defa “havet”ciydi ya, bu defa kesin hayır’a oynuyor. Bir çok olumsuzluğu arka arkaya sıralamış. Bir de, “Annan Planı’nda bir metin vardı, ona göre karar verdik, bu kez öyle bir şey yok” diyor. Oysa şu an, Annan Planı çıkmadan önceki dönemdeyiz… O zaman da Plan yazılmadan önce, sadece siyasiler süreci tutanaklardan takip ediyordu. Anlaşma olacaksa, halka sorulacak bir plan tabii ki ortaya çıkacak… Ancak çıkacak metnin içeriği Sayın Denktaş’ı ilgilendirmiyor anlaşılan.

 

SAPLA SAMAN KARIŞTI:

Günlerdir saati tartışıp esas sorunu görmezden geliyoruz. Buna dense dense softa şaşırtması denir. Yarın hükümet ‘saatleri geri aldım’ derse veya ‘tüm sektörlerde çalışma saat dokuzda başlayacak’ derse sorunlar bitmiş mi olacak. Çocukları taşıyan arabaların ve yolların güvenliği sağlanmadıktan, kaçak, ehil olmayan canavarların trafiğe çıkması tam olarak denetlenip, engellenmedikten sonra saatleri ileri ya da geri alsan ne farkeder…

 

EKŞİ SÖZLÜK’TE BİZ:

Bilmediğim bir şeyi arayacaksam, Ekşi Sözlük’e de bakarım. Ağırlıklı olarak kişilerin görüşlerinin yeraldığı bir sitedir. Resmi olmayanı, alternatif gerçeği de bulursunuz… Dün de Kıbrıs Türkleri başlığı altında ilginç bir cümle vardı, bakın ne diyor: “Ölen çocuklarının hesabını, bütün ülkeyi ayağa kaldırıp hayatı durdurarak sorma basireti ve cesareti gösteren bir halktır” …
 

 


ZİRVEDEKİLER

Erkut Şahali: “Hepimizin, ama az, ama çok SUÇU var. Ben kendi payıma olanı ÜSTLENİYOR ve UTANIYORUM… Şimdi acının isyana dönüştüğü haldir yaşanan, eylem de olmalı, protesto da.
Başka kayıplar olmasın diye gelişen isyana ‘siyasidir’ deyip kulak tıkamak, kayıtsız kalmak yeni acıların sebebi olmaktır!!!”.

 


DİPTEKİLER

Kammenos: Biri sözde sosyalist, Yunan Savunma Bakanı Kammenos… Diğeri Güney Kıbrıs’ın aşırı sağ partisi, DİKO’nun Başkanı Papadopulos. Kammenos, Papadopulos’la görüştükten sonra buyurmuş; “Bir azınlığın, çoğunluğun geleceğini belirlemesi mümkün değildir”. Böyle bir cümleyi neredeyse 40 yıldır bir Rum siyasetçinin ağzından bile duymamıştık. Nereden nereye… Tercümesi şöyle olmalı: “Sakın bir anlaşma yapmayın. Nasıl bir anlaşma olursa olsun, çıkarlarımıza terstir”… Ben böyle anladım. Ha bir de, “Bizim sosyalistliğimiz göstermeliktir” demiş oluyor…









Başa dön tuşu