Köşe Yazarları

Koltuklar çalınmadığı sürece mesele yok






Kooperatif Merkez Bankası soygununun şokunu atlatmadan, dün güne yine bir soygun girişimi olayıyla başladık.



Haberi ilk duyduğumda kendi kendime resmen şaka gibi değerlendirmesi yaptım. Olayın tek sevindirici yanı, hırsızların parayı almaya muvaffak olamamaları. Düşünün, soygun girişimi yapılan yer Meclis ve TC Elçiliği’nden 70-80 metre uzağında, Maliye Bakanlığı’nın park yeri ve trafiğin en yoğun olduğu cadde…
Kooperatif Merkez Bankası soygunu henüz çözülmemişken, faillerin tümü yakalanmamışken gerçekleşen ikinci soygun girişimi, ülkedeki güvenlik zafiyetini bir kez daha gözler önüne serdi…
Özellikle bankalarda bugüne kadar gerçek anlamda dikkate alınmayan güvenlik konusunun ciddi şekilde ele alınması kaçınılmaz oldu. Özellikle Merkez Bankası gibi, sürekli para trafiğinin yaşandığı bir kurumun güvenlik açısından ne kadar korumasız olduğunu gördük. Özel bankalar bir tarafa ama, devlete bağlı bir kurumun güvenlik zafiyeti ayan beyan ortada. Kendileri ‘bizim sahamızın dışında’ deseler de, kapılarının önü. Ne bir polis, ne güvenlik, ne kamera.
Ve ne ilginçtir ki, Kooperatif Merkez Bankası soygununda olduğu gibi, para transferi sırasında polis refakati yine yok…
Bu güvenlik işini artık, bankaların inisiyatifine bırakmanın alemi yok. Hükümet yasal olarak bu konuda ne gerekiyorsa yapmalı. Kıbrıs eski Kıbrıs değil. Girenin çıkanın denetlenemediği, hırlı, hırsız, uğurlu, uğursuz isteyenin elini kolunu sallayarak, hatta sahte kimlikle defalarca girebildiği tek ülke olan KKTC, güvenlik konusundaki zafiyeti ortadan kaldırmak ve vatandaşlarının mal ve can güvenliğini korumakla yükümlü olduğunu, daha doğrusu “Devlet” olduğunu ne zaman hatırlayacak..?
Bence güvenlik zafiyetinin tek sorumlusu, gerekli önlemi almayan hükümettir…
Kimse kusura bakmasın ama, yollarda yaşanan kazalarla ilgili, “yeterli eleman yok” mazeretine sığınan, geceleri girmeye korktuğumuz bölgelerde polisin değil, başkalarının hakim olduğu, parti binalarının bile kurşunlandığı, cinayet, hırsızlık ve aklınıza gelen her türlü cürümün günlük hayatımızın bir parçası haline geldiği bir ülkede yaşıyoruz…
Bizim yaştakiler iyi hatırlayacaklardır, “Karanlık Yıllar” dediğimiz o eski günleri. Sayı olarak çok daha az ve teknik olarak bugüne göre çok daha kıt imkanlarla donanımlı polislerin, gündüz ve gece sokaklarda nasıl dolaştıklarını, kötü niyetli kişiler için nasıl caydırıcı olduklarını. Bugün ise araç-gereç olarak ileri düzeyde imkanlara sahip, sayıca fazla polis gücüne rağmen, ne yazık ki “bir karış” ülkeyi korumaktan aciz durumdayız…
Giderek bir suç cennetine dönüştüğümüz konusunda bugüne kadar onlarca yazı yazdım. Örneğin 25 Mart tarihli yazımda; “Beni asıl kokutan, suç yoğunluğuna alışıyor olmak. Siyasilerin ‘Ne yapalım, her ülkede var’ dediklerini duyar gibiyim. Oysa bu ülke küçük… Küçücük bir ülkede kötülüğün yaygınlaşması çok daha kolay. Suç örgütlerinin istismara açık kitlelere ulaşması, onları kendi içine alması kolay. Üstelik de yaşam şartları, gelir düzeyleri giderek düşen kitlenin büyüdüğü bugünlerde. Dikkat edin, son dönemlerde büyük suç olaylarında KKTC vatandaşlarının adı daha sık anılır oldu…” diye yazmıştım. Öyle görünüyor ki, bu gidişle daha çok yazacağız… Zira o beklediğimiz duyarlılık ne yazık ki gösterilmedi. Anlaşılan suç yoğunluğuna alıştık. Onun için de asayiş sorunu giderek büyüyor.
Bir ülke düşünün ki, kendisine bağlı Polis Genel Müdürlüğü’ne kendi istediği ismi atayamadığı için, Polis Müdürü ile beklendiği gibi birlikte çalışmayan bir Başbakan. Polisin başarısından değil, adeta başarısızlığından kendine pay çıkarmaya çalışanlar. Ve daha da acısı polisin içerisinde yaşanan kamplaşmalar. Ve sonuç ortada…
Ne yazık ki yaşananlar, artık göz ardı edilemeyecek kadar somut ve korkutucu. Dilerim yönetimden birileri de vatandaşın tedirginliğini ciddiye alıp, olayların ulaştığı boyutu görüp, bir program ortaya koyarlar…



 

 

YERİN KULAĞI VAR

BUYUR BURADAN YAK:
Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis, “Omorfo iade edilmeden Kıbrıs sorununda çözüm olması mümkün değil… Omorfo iade edilmeden Kıbrıs sorununun herhangi bir çözümünü kabul etmeyeceğiz…” değerlendirmesinde bulundu. Anastasiadis’in derdi çözüm değil, müzakereleri nasıl tıkarım derdinde.

HANGİSİNE İNANALIM:
DP-UG Genel Sekreteri Hasan Taçoy hükümete ağzına geleni söylerken, koalisyonun bozulması yönünde demeçler verirken, Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ise Taçoy’un söylediklerinin tam tersini söylüyor. Partinin bir ve iki numaraları farklı tellerden çalıp söylüyor. Anlaşılan DP-UG’de “demokrasi” o kadar gelişmiş ki, isteyen istediğini söyleme özgürlüğüne sahip…

ADAY YORGANCIOĞLU MU:
Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda tam bir kargaşa yaşanan CTP’de, Genel Başkan Özkan Yorgancıoğlu’nun, “Meraklılar eylül ayını beklesin” açıklaması olası adayların tepkisine neden olurken, Yorgancıoğlu’nun bu çıkışının ardında kendisinin adaylık talebi olduğu iddia ediliyor… Geçmişte gazeteci Mehmet Altan’la yaptığı bir söyleşide bu konuda bazı imalarda bulunduğunu hatırlayınca, “acaba niyeti o mu?”demekten kendimi alamadım…

15 DAKİKA SÜRDÜ HERHALDE:
DP-UG MYK’sı önceki akşam toplanmış, kendilerine bağlı bakanlıkların bir yıllık icraatları gözden geçirilmiş… Herhalde toplantı 15 dakikada bitmiştir diye düşünüyorum. Çünkü DP-UG’li bakanlıkların yaptığı icraatları bir düşündüm de, toplantının daha uzun sürmesine ihtimal yok. Elinizi vicdanınıza koyun, bir yıldır yerlerde sürünen ekonomimizle ilgili ekonomiden sorumlu bakanın konuyla ilgili tek bir açıklamasını duyan var mı..?

GAFLET İÇERİSİNDEYİZ:
Göletlerde durum kötüymüş. Sulama amacıyla kullanılan göletlerde doluluk yüzde 16’ya düşmüş. Ancak kullanım suyu ne kadar kaldı bilen yok. Göletler böyleyse, tabii ki yeraltı suları da tükenmek üzeredir. Durum bu kadar vahimken, biz hala bahçe sulamaya, kompresörle halı yıkamaya, havuz doldurmaya devam ediyoruz. Ne gaflet…

85 TL NESİNE YETMEZ:
Yeni asgari ücret görüşmelerinin çıkmaza girdiğini söyleyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aziz Gürpınar, halen 1560 lira olan asgari ücret için kendilerinin aylık 1645 lira önerdiklerini ve bu önerinin hem işçi, hem de işveren tarafından reddedildiğini söyledi. Sizin anlayacağınız, emeği en yüce değer olarak kabul eden partinin bakanının işçiye reva gördüğü artış, ayda 85 TL… İşçi bozdursun bozdursun harcasın, ye ye bitmez nasıl olmasa…

ZİRVEDEKİLER
Yenierenköy Belediyesi: İlginç bir haber; Yenierenköy Belediyesi’nde 57 çalışanın maaşları ayda 400 TL’den fazla düşürülmüş. 13. maaşlar dışındaki ödenekler durdurulmuş. Hem de belediyenin BES’le yaptığı anlaşmayla… Aynı uygulamanın Dipkarpaz Belediyesi’nde de yapılacağı bildiriliyor. Kimsenin maaşının düşürülmesine gönlümüz razı olmaz. Ancak batak durumdaki belediyelerin kurtulması için fedakarlık gerektiği de açık. Hatırlarsanız, bu yılın başında Yenierenköy’de çalışanlar aylarca maaş alamamışlardı. Belediyenin daha da batması, onların da işten atılmaları demek olacaktı. Orada bu rasyonel adımı atan BES; aynı şeyi mesela neden Lefkoşa için de kabul etmez?..

DİPTEKİLER
Güvenlik Zafiyeti: Son on beş gün içerisinde birisi gerçekleşmiş iki soygun girişimi, cinayet, kurşunlama, darp ve tecavüz günlük hayatımızın bir parçası olmuş. On binlerce asker, binlerce polis ve güvenlik konusundaki yaşananlar ortada. Bu küçücük ülkede huzuru bile sağlamaktan acizsek, söylenecek başka söz kalmadı sanırım…





Başa dön tuşu