Köşe Yazarları

KKTC’yi yeni baştan var etmek seferberliğine var mıyız?







“Kıbrıs Türk halkı tam kırk yıl kaybetti! Kırk yıl çözüm olacak umutlarında  beklemekle geçti! Geçerken de hem yapısal yaralar açtı hem de ‘ulusal değerler erozyonuna’ uğradı.”
Yukarıdaki düşüncelerim dünkü Havadis Gazetesi’nin manşetini gördüğümde doluştu kafama. Hem heyecanlandım hem de  “işte bu” dedim. Manşet şuydu:  “Plan Son Aşamada.” Açılımı da küçük puntolarla şöyle veriliyordu:  “Çarpık yapılaşma, gelişigüzel her köşeye kazılan temeller, hızla azalan tarım arazileri, imarla birlikte yaratılan çevre kirliliği… Şimdi hedef ülkenin yeniden dizayn edilmesi. Fizik Plan son aşamaya geldi.”
“Nihayet” dedim kendime.
Nihayet Kuzey coğrafyasının   Kıbrıs Türk halkının vatanı olduğuna inandık!
Nihayet artık bu topraklara sahip çıkmamız gerektiğinin inancında planlar programlar yaptık,  sıra uygulamalara geldi.
Nihayet Kıbrıs Türk halkının tırnaklarını toprağa geçirmesi zamanı geldi. 
Nihayet Kırk yıldır süregelen çarpık yapılaşmalara, plansızlıklara son verilecek girişimler başlatıldı!
Ve nihayet anlaşıldı ki çözüm, “beklemekle” geçen zamanlar nedeniyle  kadavra haline gelen  memleketi kabrine gömmekle  değil; o çözümü zorla kabul ettirecek  bayındır ve kalkınmış bir Kuzey Kıbrıs yaratmakla mümkündür…
HER KONUDA ÇOK GEÇ KALDIK: Zaten şimdilerde faturasını ödediğimiz bu gecikmişliğimizdir! Yıllardır Rum’un peşinde kuyruk olmuş  “çözüm çözüm”  diye koşturup duruyoruz. Ki geçen gün Rum Yönetimi Sözcüsü Nikos Hristodulidis lafazanlık ederken bakın ne diyordu:
“Rum Yönetimi’nin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti zaferinden sonra en büyük ikinci  zaferi AB üyeliğidir…”
Dikkatinizi çekerim: Hristodulidis’in sözünü ettiği Kıbrıs Cumhuriyetini yıkan Makarios’du! Pekala şimdi bu sözcü  neyin zaferinden söz ediyor? İşte cevapları:   “Adanın tek egemen devleti oluşundan! O egemenlik sayesinde AB’ye üye oluşundan! AB’ye üyeliğini kullanarak Türk halkını ambargolara mahkûm edişinden! Veto hakkı ile Türkiye’nin AB’deki üyelik ilerlemesini durdurduğundan! 
Kıbrıs Türk halkı işte Rum’un bu şarlatanlıkları nedeniyle bu adada tam kırk yıl kaybetti!  Belki çözüme yaklaşır düşüncesinde!    Neyse ki artık anlıyoruz: İspatı işte bu  “Fiziki Plan” uygulaması ile Kuzey vatanını yeniden yaratmak için alınan karardır.
**********
İşte “nihayet” dediğimin nedeni:  (Hükümetin bu kararı bir reformdur!)

Hükümetin Başarısı olarak gördüğüm “Fizik Plan Projesi”nin hayata geçirilmesi değerlendirmemden sonra,  ötesi  sorunları  “Köşeme” taşımak içimden geçmedi!.
Çünkü  geçen hafta Serbest Çalışan Hekimler Birliği’nin de  “Kamu doktorlarının ikinci iş yapmaları” karşısında taşan sabırları geldiydi gündeme.  Belki  bir ilk değildi  ama her halde kararlılık yönünden anlam ifade ediyordu çünkü sorun “mahkemelik” olarak duyurulduydu.
Yorgancıoğlu hükümetinin yapacak çok işi vardır:  “İkinci iş”  olayı bizatihi  “kamu görevlileri”  kademelerinde reformu çağrıştıran sorunlardan sadece bir tanesidir! Ki geçtiğimiz günlerde bu konulara yorum tutarken “artık memurlar için devlet dairelerindeki görevleri tali,  dışarıdaki ikinci işleri de asli oldu”  diyordum…
Kısaca bürokrasi laçka! Oysa ne diyorduk?  Hükümetler gelirler giderler kalıcı olan  devletin bürokrasisidir. İşleri bilen de uygulayan da yönlendirip yöneten de o bürokrasidir!  Düzgün çalışırsa ve isterse memleketi şah yapar, istemezse şahmaran!
Teknik konulardan anlamıyorum ama en azından herkeslerin bildiğini tekrarlayarak   “artık ve süratle şu  e-devlet oluşa geçmenin  bir çaresi bulunmalıdır”  diyorum. Merkeziyetçi Hantal Bürokrasi ilga edilmelidir!   “Yerel yönetimlere”  işlerlik kazandırılırken, ilçelerdeki “Kaymakamlıklarla Muhtarların” yetki ve sorumluluk alanları genişletilmeli, yurttaşların en basit işleri için Lefkoşa’ya koşturmalarının önüne geçecek  yeni yapılanmalara gidilmelidir! 
OYSA BU MÜESSESELERE BAKIN:  Kapatın gözlerinizi ve düşünün:  Kimdir sizin ilçe kaymakamınız?  Adını sanını kaç yurttaş bilir?  Hangi görevlerle yükümlüdür?  Hangi  sorun ve durumlarla kapısını çalmalısınız?  Kaç kişi bilir?
MESELA: Kentlerdeki mahalle muhtarlarının kim olduğunu o mahalle sakinlerinden kaç kişi bilir?  Resmi dairesi (hâlâ yoktur ama)  nerededir?  Hangi görevlerle  yükümlüdür?  Mahallelerin sorunlarını çözme konusunda ne kadar işlevsel ve yetkilidirler?  Kaç kişi bilir kaç kişi tanır?
FAKAT: Bu devlet “görevlileri” unutulmamalı ki Yönetimin  tabanında yer alırlar. Oysa muhtarlar da Kaymakamlar da siyasidirler dolayısıyla partilidirler!  Şimdi bana deyin ki  “fakat görevlerini ifa ederlerken tarafsızdırlar!”  İsteseler de olamazlar!  İşte size   sağlıklı dönmesi gereken devlet çarklarının  “takılan”  yerlerinden bir örnek! 
Bu nedenle diyoruz: Kamu’da yeniden reorganizasyona hatta   “sil baştan”a ihtiyaç vardır. Bu da “reform” olmalıdır!
**********
Kısaca takıldığım: (Öldürenler de aynı ülkenin insanları!)

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’de artık rutin hale gelmişliği ile bir  “kadın cinayeti” daha işlendiydi.  Korkunçtu! Bu nedenle ilk kez tüm Türkiye’yi ayağa kaldırdı,  “artık yeter” dendi hatta “bu caniler için idam geri gelsin” çığlıkları atıldı.  Bizzat Aileden sorumlu  kadın bakan  bile “bir Bakan olarak değil ama anne olarak idamı ben de  düşünülebilirim” açıklamasını yaptı. 
Olay  Mersin’deki bir şoförün  minibüsüne   binen bir üniversiteli kız  öğrenciye,  Özgecan’a tecavüz etmek isterken direndiği için  kızı öldürmesi ve babası ile yakınları tarafından yakılarak bir göle atılmasıydı. 
Gazeteler, sokaklara dökülen insanlar çığlık çığlığa idiler  ve artık erkeklerin kadınlara yönelik bu şiddet ve öldürme saldırılarına isyan ediyorlardı!
Avustralya’daki bir olay. (Arif Hasan Tahsin anlatıyordu:)   Sırası geldiğinde  bana da Rahmetlik Arif Hasan Tahsin’nin (Desem’in)  anlattığı olayı hep anlatırım. Arif  kızı Avustralya’da evli iken ziyaretine gider. Bir süre sonra   bulunduğu kentte bir gencin  bir otobüs dolusu insanı makineli tüfeği ile taradığını on beş kişinin öldüğü haberleri yayılır. Gencin  kendisi de intihar eder. Alışılmadık  bir olay olduğu için televizyonlar sürekli bu haberi verirler.  Arif Desem  “merak ettim dediydi,  bakalım yarınki gazeteler olayla ilgili neler yazacaklar haberi nasıl verecekler.”
“Ertesi gün diyor Arif bir gazeteyi aldığımda manşeti şöyleydi: “Biz nasıl çocuklar yetiştiriyoruz ki böyle cinayetler işliyor sonra da kendilerini öldürüyorlar?” Hatta diyordu arif ne  “canavar ne cani”  gibi  laflar bile  geçmiyordu haberde!”  Sadece sorgulama vardı:  “Biz nasıl bir gençlik yetiştiriyoruz!”
TÜRKİYE HÂLÂ BU CEHALETİ SORGULAMIYOR! Büyük bir olasılıkla utanıyor! Çünkü bu “canavar,  hayvan, cani” denilen insanlar Türkiye  eğitim öğrenimi ile gelenek görenekleri  ve hadi yazalım,  kadının ikinci sınıf bile değil mal gibi alınıp satılırken  mata olarak kabul edilen anlayış ve inançları ile   mayalanan   insanlardır! Yoksa analarının  karınlarından kötü tohum olarak  doğmadılar!
İşte tablo ortada:  Bir ülkenin ne kadar kalkınmış ve çağdaş olduğunun göstergesi! AKP istediği kadar lafazanlık yapsın! Kadına türbanı layık görsün! Eğer “çağdaş  eğitimi” ülkede egemen kılmaz,  “kadın erkek eşitliğini”  ilke haline getirmezse bu olaylar ne dinecek ne bitecektir! 
Ha, KKTC mi?   Türkiye devasa bir ülke olabilir.  Biz de cüce! Fakat en azından böyle hastalıklı bir nesil yetiştirmiyoruz ama! Şükür.














Başa dön tuşu