Köşe Yazarları

KKTC’İ YARATAMADIK! İHYA EDEMEDİK!  AMA UMUTLAR TÜKENMEZ. İŞTE YENİ BİR FIRSAT DAHA







Yıllar geçti ama hâlâ Devleti kurgulayıp oluşturamadık!    Şöyle ki ne iktidar muhalefet görevi yüklenen siyasi partiler düzeyinde… Ne de son zamanlarda toplumun parça körce oluş ispatının gerçeklerinde  oluşan Koalisyon hükümetlerinden kurtulabildik..




Şöyle ki  iki ana büyük parti bile   1983’den beridir ellerini birbirlerine uzatamadılar!



Sanki Allah birine (UBP)  ezeli ebedi birinci parti  olma görevi verirken,  diğerine de (CTP) inadına hep ikinci parti olarak  kalıp  devletin tüm başarısızlıklarla olumsuzluklara nanik çekme görevi vermiş gibi!

VE YİNE YETMEMİŞ birine göre UBP Ankara’ya biat eden her devrin sermaye partisi, CTP de bağımsız bağlantısız emekçiden işçiden yana halkın partisi!

Birinin görevi hep iktidar olmak iktidarda kalmak; diğerinin görevi hep muhalefet olmak muhalefette kalmak! İki yüz bin kişilik seçmen sayısı ile cici devletimizde iktidar muhalefet zıtlaşmasından öte de lâ hizmet!

ÜSTELİK gitgide küçük siyasi partilerin de gözleri açıldı! Koalisyon hükümetlerinde büyüklere fellik taşı olma pahasına kaptıkları Bakanlıkların kaymağını yerlerken, kimileri üç kişilik milletvekili ile sinei millete döneceğim diye istifa edip “halk kahramanlığına” soyunmakta…                                                     BİR öteki, “hazır kaptık Bakanlığı, kadir kıymetini bilelim, bugün var yarın  yoğuz”  diyerek makamın koltuğun nimetlerinden nemalanmakta!

ÜSTELİK yıllar yılıdır ağızlarda çiğnene çiğnene çoktan tadı kaçmış sakız gibi de “fedakârlıktan” bahsetmektedirler!

FAKAT göreve gelen tek bir koalisyon Hükümeti bile dıştan ne bir teknokrat, uzman yada işinin ehli olan Bakan yada Bakanlar  atamaya yanaşmakta… Ne de delmesin diye kulakları lafını bile etmemekte!  Kısaca Devletin hükümetleri “hep bana hep bana, Allahım Rabbena!”                                                                                   ***

ANLATMAYA ÇALIŞTIĞIMIZ ŞUDUR:  Balık baştan kokar! Bir ülke iyi yönetilmediği için krizler yaşar!                           KKTC’de seçimle iş başına gelenler yıllardır sorumlulukla yönetimini yüklendikleri Devleti derleyip kurgulayıp yararlı ve verimli  hale getirmediler!                                                                  Bu nedenledir ki  “Devleti yönetme iddiasında” ne zaman göreve gelseler, yurttaştan beter feryat figan “battık, mahvolduk, imdat” diye bağırıp çağırmaktan öteye gitmiyorlar!

YANİ halk kurtarılmayı beklerken karşısına asıl kurtarılması gereken Hükümet ve yarattığı  engelleri çıkmaktadır! Eh! Vermediyse mabut o zaman neylesin Mahmut!                                                                            ***

HA NEREDE KALDIYDIK? UBP-CTP Koalisyon hükümetinde.. Fakat onlar “politika yapmak” niyetine bir birbirlerini işaretleyerek ne diyorlar?

Biri öbürüne “Erdoğan’ın adamları ile emir kulları”  demekte,  diğeri de cevap hakkında “sizi gidi Akelciler Rumcular” demekte! Olan da Kıbrıs Türk halkına olmakta  artık domatesin fiyatından bile şikâyet etmektedir                KALDI Kİ MEMLEKETİ mok götürüyor! Ki bir günlük gazetemiz kendine dert edindi zaman zaman Güney’den imar iskân ve ötesi hizmetleri fotoğraflarıyla yayımlarken yanına da KKTC de olanını  koyarak soruyor: “Utanmıyor muyuz?”

Yani onlarda öyle bizde de işte böyle!  Ki ben sadece çok utanmıyorum, çok da üzülüyorum.. Çünkü KKTC Allah’ın bize lütfettiği bir beldedir, “cennet..” Ama  değil işte çünkü yapamadık!

Kİ sakıt BRT Müdürü bayan bile görev istismarı nedeniyle cezalandırılırken kendini değil, yargıyı suçluyor! Yani öylesi bir memleket olduk işte!                                                                            Ve artık Kurumlarımız dayanamıyorlar! Çatır çatır  yıkılıp batıyorlar.. KIB TEK gibileri batarken giderayak “toplumu da nasıl beraber götürürüm” numaralarında elektrik akımlarıyla oynamaya devam ediyor!  Öte yandan:                                                                            ***

“EKONOMİ, ÜRETİM; İHRACAT falan diyoruz ya! Bu ülkede bir “kooperatifçiliği” bile  ayağa kaldırıp yürütemedik!

Bir iki iş insanını yan yana getirip    “anonim şirketler” oluşturamadık! Bankaları mazbata mağdurlarının ağlama duvarı yaptık!                                                                                         HER ZAMAN yazdığımca “büyük Türkiye’ye karşın ki onun   büyüklüğünü de  KKTC ölçütleri içinde değerlendiriyoruz, dünyasallığı henüz ispatı vücut bulmadı ama…

KKTC 48 yıldır bu adada inişli çıkışlı bir seyir de izlese hâlâ “istikrar” kazanmadı! Saymaya bile gerek yok hiçbir konuda hiçbir sektörel ölçütte yerini alamadı!

DERKEN şimdi önümüzde yeni bir fırsat kapısı daha açıldı mı diyelim:

***

OLAY SEVİNDİRİCİDİR  diyeceğim haber kamunun önüne şu açılımla kondu:

“Esnaf Zanaatkârlar ve Üreticiler Pazarlama Kooperatifinin” AB ile yaptığı görüşmeler sonucunda üretilen çakistes, yeşil ve siyah zeytin, harup pekmezi üzüm gibi işlenmiş ürünler de “Yeşil Hat Tüzüğü” kapsamına girdi…

YANİ NE? 1994’deki ABAD kararlarından bu yana AB’ye yüzde 16 gibi gümrük vergisiyle satılan bu ürünler artık Avrupa ülkelerine   gümrüksüz  satılırken, ticari yönden de bize öteki dünya ülkelerine de  yapacağımız ihracatın  kapılarını açacak…

TEK sorunumuz Güney Rum Yönetiminin engellemeleri olmalı ama onu da Hellimde olduğu gibi aşmak mümkün…

BAKIN Kıbrıs adası aslında turizmin ötesinde dünya yuvarlığında bir hiçtir! Ancak hiç unutmadım. Bu “hiç” dediğimiz adanın Rum üreticileri 1974’ün hemen öncesinde portakalı, greyfutu  dilimler, dilimlerdeki zarları ayıklar ve özel ambalajlardaki suların içinde İngiltere’ye öteki AB ülkelerine ihraç ederlerdi..   Barış Harekâtından sonra Mağusa’daki Vita Ora Fabrikasında o dilimlenmiş ihracata hazır meyveleri gördüğümde şaşıp kaldımdı! Adamlar neler yapıyorlar düşüncelerimle…

***

ÖTE yandan harup değil mi harup. 40  çeşit yan ürünün meyvesidir! Pekmezinden alkolüne, çekirdeklerinden imal edilen  filmlerine,  ötesi sanayi ürünlerine kadar altın yumurtlayan bir meyvadır ki üstelik dünyanın sadece bizdeki iklimlerinde yetişir!

AMA BİZ bu ülkede harnıp ağaçlarını  keçilere yedirdik! Kestik odun diye fırınlarda yaktık! Denetimlerini yapmadık farelerin yuvaları haline getirdik! Bir zamanlar Mağusa limanından harup kokuları yükselirdi. Aylarca dışarıya öğütülmüş harup ihracat edilirdi hem de vapurlar dolusu!

ÖTE yandan zeytin yağımız vardır şöyle böyle  ama marka değil! Tanıtımını da yapmadık!

Hellimi Rum’un AB görevlilerinin insafına bıraktık bakalım ne olacak kabilinden!.

AMA NEDİR asıl sorun bilir misiniz? Bu ülkede tarımdan dolayısıyla üretimden koptuk! Ekilecek arazileri bile gözden çıkartarak apartman inşaatları için arsalara dönüştürdük!..

KISACA yaz yaz bitmez söylemek de kâr etmez..

Fikri sabit haline getirmiş de olsam son sözüm, doğrusu onca ulusal mücadelemize, şehidimize, gazimize, göçmenlerimize, çektiklerimize değmedi!

ONCA pahaya mal ettiğimiz vatanı çok ucuza harcıyoruz!









Başa dön tuşu