Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KKTC demografik yapısı eğitimde sorun

Eğitim içinde yaşanılan tolumdan soyutlanamaz. Toplumun demografik yapısı, nasıl bir eğitim? Sorusunun temel belirleyicilerindendir. Demografik yapı, içinde yaşanılan toplumun aynasıdır. Demografik yapı eğitimin nasıl şekilleneceğinin belirleyicilerindendir. Nüfusun yaşa, cinsiyete, bölgelere dağılımı, etnik gruplar veya azınlıklara göre dağılımı, demografik yapının öğeleri arasındadır.
Toplumun demografik özelikleri ile toplumsal ve ekonomik yapılar arasında yakın bir ilişki mevcut. Bunun anlamı toplumun eğitim sistemi ile demografik özelikleri arasında da yakın bir ilişki olduğudur. Peki KKTC demografik yapısı nasıl? Nüfusun yaşa, cinsiyete, bölgelere, azınlıklar veya etnik gruplara göre dağılımı nasıldır?
Bu soruların yanıtının net verilebileceği bir istatistiksel dağılım ne yazık ki yok. Eğitim sisteminin nasıl yapılandırılacağı konusu da bu nedenle net değil. Ancak bilinen gerçekler var: Devlet okullarında anne-babasının her ikisinin de Kıbrıslı Türk olan öğrenci oranı % 44. Öğrencilerin % 42’si sadece TC vatandaşı,  % 10 çift uyruklu, geriye kalanlar da üçüncü ülke vatandaşı (Beyaz, 2011).
Esas soru da şu; bu ülkede eğitim sisteminde yeniden yapılandırılma yapılacak olsa (ki kimsenin, hiçbir kurumun buna niyeti yok) demografik yapıdaki hangi yüzde dikkate alınacak: % 44 mü, yoksa % 42 mi? Öğrencilere hangi kültürün istendik davranışları kazandırılacak?
Kültür, toplumdaki başat ve istendik değer yargıları ile normlardan oluşur. Başat değer yargıları da nüfus içerisindeki büyük çoğunluğun isteklerinden ortaya çıkar. Eğer okullardaki nüfus dikkate alınırsa KKTC kültürü toplumun % 50’sinin altındadır (% 44). Her şeye rağmen Kıbrıs Türk kültürü kazandırılacak mı?
Geçmiş dönemlerdeki uygulamalar, bunun hayat bulmadığının örnekleri ile dolu. Örneğin Kıbrıslı Türk çocuklar kendi kültürünün hayat bilgisini, sosyal bilgileri, edebiyatını öğrenecekleri ders kitaplarını okumadılar, diğer ülkelerin değer yargılarını taşıyan öğretim programları ile ders kitaplarına mecbur bırakıldılar.
Meslek liseleri ve üniversiteler KKTC kültürünün analiz sonuçlarına göre düzenlenmedi. Sonuç da ortada; buralarda ekonomik, sosyal ve kültürel pek çok problem çözülemedi aksine problemlere problemler katıldı. Ülke bir türlü gelişmiş ülkelerin dinamiklerini yakalayamadı.
Toplum uzun yıllar birlikte yaşamaktan dolayı istediği, beğendiği ve kabul ettiği davranışları tutar ve bunları yeni kuşaklara eğitim etkinlikleri ile aktarır. O yüzden evrensel bir eğitim felsefesi yerine toplumsal eğitim anlam kazanır. Toplum kendine göre belirlediği eğitim sistemini yeni nesillere, kendine göre belirlediği eğitim sistemi ile aktarır.
Örneğin Avustralya yerlileri olan Aborjinlerde informal eğitim mevcut*. Yazı dilleri yok ama konuşma dilleri var. Yazı dilini istememelerinin nedeni beynin kapasitesini azaltacağı endişesidir; çünkü yazı ile her şeyi not edecekler ve beynin hafızada tutma yetisi kaybolacak. Eğitimlerinde ayrıca telepati de var. Bir Çift Yürek’te de aktarıldığı gibi genç nesillere kilometrelerce uzaktan kabile ile iletişim kurma öğretiliyor. Aborjin kültürü bunu istendik davranış olarak kabul ettiği için öğretiyor. Çağdaş batı toplumları okuma yazma öğretiminde bile sorunlar yaşarken, onlar informal eğitimle telepati yöntemini öğretiyorlar.
Demek ki kültür eğitimde önemli bir referanstır. Eğitim sistemi kültürün içeriğiyle yakın ilişkili içersindedir. Ancak buralarda demografik yapı gerçek toplumun azınlık durumunda kaldığını ortaya koymakta. Peki kendi kültürünü eğitim sistemi ile yeni nesillere nasıl aktaracak? Bu nedenle eğitim sistemi ve okullar pek çok çelişki içersindedir. Karar verilmeli artık; KKTC kültürü mü eğitimde temel olacak ki bu gerçekleşirse kültür yaşar yoksa ne yazık ki çoğunluğu ele geçiren diğer kültürler mi?
*Marlo Morgan (1999). Bir Çift Yürek. İstanbul: Dharma Yayınları