KKTC, AB’nin değil; ŞANGHAY BİRLİĞİ’nin parçası olma yolunda

13 Mart 2017 Pazartesi | 08:40
Necdet Ergün

Başlık, bugün itibarı ile size fütürist bir ekonomi-politiği kehaneti ya da deli saçması olarak gelebilir. Ama yakın gelecekte dış dinamikler, bizi bu yöne sürüklerse şaşırmayın. Bir zamanlar, Yunanistan’da darbe olacağını ve sonra da darbe yapanların Kıbrıs’a müdahale edeceğini de kimse tahmin etmiyordu. Ya da, Osmanlı’nın kontrolünde olan bir adanın bir anda İngilizlere bırakılacağını da kimse kestiremiyordu.

Dikkat ederseniz, hepsi ada dışındaki dış dinamiklerin adaya yansıması ile ortaya çıkan sonuçlardır. Ne yazık, ada tarihini-kaderini genelde dış dinamikler belirliyor ve değiştiriyor. Neyse, bazı tespitler yapalım ve sonra bu fütürist öngörüyle ilgili parçaları birleştirmeye çalışalım.

2.Dünya Savaşından sonra dizayn edilen tüm global ve bölgesel dengelerin yeniden revize edilmeye, yeni ittifakların-güç dengelerinin oluşmaya başlandığı bir dönemin başındayız. Ve bu ortamda, 15 Temmuz sonrası Türkiye, bölgesel gücünü şimdilerde başta Rusya ve İran’la olmak üzere global düzeyde dengeleri değiştirecek şekilde hamleler yaparak kullanmaya çalışıyor.

Türkiye, çok bariz bir şekilde BATI İTTİFAKINI(Avrupa-ABD), Rusya-Çin bloku ile dengeleme politikasında ve bulunduğu coğrafyadaki gücünü- çok yönlü çıkarlarını gözeterek- iki büyük bloğun ara kesiti haline getirme hedefinde. Türkiye, dünyanın doğu-batı ve kuzey-güney ekseninde merkez-hup-köprü ülke olma amacıyla, her iki blokla karşılıklı bağımlılığını artırma vizyonunda.

Şangay Birliği, 2017 de Pakistan ve Hindistan’ı da tam üyeliğe dahil ederse, dünyanın yarısından fazlasının içinde olduğu “ dev ve aç ” bir ekonomik alana dönüşecek. Ve Türkiye, tıkanan AB yerine, bir şekilde bu dev ve aç piyasa ile ekonomik olarak ta işbirliğini artırma hedefinde.

Açık bir şekilde, bir çok sebepten ötürü de şu sıralar ve muhtemelen uzun bir süre daha AB-Türkiye ilişkisi iyi olmayacaktır. Ötesinde AB, çok ciddi ve çok yönlü bir krizdedir.Yani birlik şu sıralar sallanmaktadır ve yakın zamanda da çok ciddi revizeler olmaması halinde de yeni kırılmalara gebedir.

…Kıbrıs adası,coğrafik olarak TÜRKİYE HUP’ının çok yakın çekiminde ve vakumunda olan bir adadır. Bilahare, Kıbrıs adası bulunduğu coğrafyada ekonomi-politiği-enerji-deniz taşımacılığı-stratejik ve bölge güvenliği açısından da cüssesinden daha büyük bir yer kaplayan bir adadır ve Türkiye açısından da önemi çok büyüktür. Türkiye’nin istemediği bir Kıbrıs dizaynı mümkün değildir.

Düşünün,bugün itibarı ile Doğu Akdeniz’de tahmin edilen petrol rezervi 100 trilyon dolardır, bunun yanında ciddi miktarda da gaz vardır. Ve Kıbrıs adası, tüm bunların göbeğinde ve geçiş yolundadır. Bu işin sadece enerji ve ekonomi boyutudur.

Diyeceğim şu; eğer Rumlar aklını başına toplamazsa(Enosis kararırı ile bertaraf ettikleri masayı toparlamazlarsa ve maksimalist beklentilerden vazgeçmezlerse), ne yazık Kıbrıs adası,dış dinamiklerin etkisiyle Güney Kore ile Kuzey Kore pozisyonuna sürüklenebilir.

Eğer, bölgesel ve global dinamikler mevcut seyirde devam ederse ve içinde bulunduğumuz müzakere sürecinden de kısa sürede sonuç alamazsak, yakın gelecekte dış dinamikler bizi Güney-Kuzey Kore gibi bir ilişkiye sürükleyebilir. Ve inanın dış dinamiklerin tetiklediği bu değişimi de, ada halklarının iradesi engelleyemez. Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Son tahlilde, önümüzde fazla uzun olmayan bir süre kalmıştır.Sonrası hakikaten öngörülemez ciddi tehlikelere ve risklere gebedir. Böylesi katı bir bölünme ve ayrışmanın, ne Kuzey’e, ne de Güney’e huzur getirmeyeceği de aşikardır.

Umarım Anastasidais tüm bunların farkındadır ve Mayıs sonuna kadar olan dönemi iyi kullanır.Yoksa,diş dinamikler bizi hayal bile edemeyeceğimiz maceralara sürüklemeye çok müsaittir.