Kumsal’da bir ara sokak.
Bir ucu Dereboyu’na çıkıyor.
O sokakta bir ev muhtemel altmışlı yıllardan kalma.
Bahçeli.
Verandası geniş, 2-3 tane taş sütunları biraz yorgun, üstü kapalı, yazlarda gölge yapıyor, yağmurlarda adamakıllı koruyucu.
Panjurları ahşap, damı her taraftan üçgen şeklinde kırmızı kiremitli.
Terk edilmiş gibi duruyor, ya da çaresiz bir kedi yavrusu gibi ama değil.
Bahçesinde kalabalık ağaçlar, narenciye ağaçları kokularını yaymakta ki şimdi zamanıdır mevsim ilkbahar.
Bir köşede yasemin, saksılarda sardunya, saat çiçekleri açmış.
Bir sarmaşık kırmızı kiremitlere kadar tırmanmış nereye gideceğini bilmiyor gibi ama değil…
…
Kimsesiz gibi duruyor; komşularının yasını tutar gibi fakat değil.
Kaç nesil içinden gelip geçti ki panjurları Kanlıdere’ye açılırdı.
Yazları sıcak havalarda verandasına serin rüzgârlar vururdu bir o panjurdan bir bu panjura.
Aralık duran kapısı küskün bakar gibi kadim sokağa.
Kanlıdere şarkı söylediğinde nağmeleri odalarında çınlardı efkalipto ağaçlarının neşeli fısıltısı ile birlikte.
Muhtemel sandıkları ve dolapları naftalin, banyosu yeşil sabun kokardı çiçek kokularına karışarak.
Şimdi sanki damı çökmek üzere de ayakları tutmayacakmış gibi ama değil…
…
Belli ki sokak çoktan terk edilmiş tek tük insanlar birbirine selam vermekte.
O yalnızlıkta kırmızı kiremitli ev sanki bir gerilla gibi bütün olup bitenlere direnmekte ama değil.
Mümkün olsa yaseminler de bulundukları yerlerden kalkıp kaçacaklar, o narenciye ağaçları da kanat takıp uçacak, o yolunu kaybeden sarmaşık da ama pek tabii ki öyle değil.
En son bir çam ağacı sökülmüştü ki kaç senelikti ben 70 deyim siz 100, isterseniz 150…
…
Orhan Veli’nin ağaç ile ilgili şiirini anımsar ister istemez insan:
Mahallemizde
Senden başka ağaç olsaydı
Seni bu kadar sevmezdim.
Fakat eğer sen
Bizimle beraber
Kaydırak oynamasını bilseydin
Seni daha çok severdim.
Güzel ağacım!
Sen kuruduğun zaman
Biz de inşallah
Başka mahalleye taşınmış oluruz.
…
Hani ağaçlar ayakta ölür derler ya keşke öyle olsaydı vurulmasaydı boynu.
İşte, oralarda bir sokakta kırmızı kiremitli bir ev,
Sanki boynu bükük, sanki herkes ona düşman, lakin öyle değil…
…
Değil diyoruz ama öyle!
Fakat nasıl desem,
Öyle mahzun ve perişan beklemekte,
Öyle tek başına ve terk edilmiş ve kapı ve pencereleri ürkek,
Ve çepeçevre bir saldırı altında,
Yüksek beton binaların arasında,
Ne tahta panjurları seçilebilmekte, ne bahçesi ne o güzelim ağaç ve çiçekleri,
Öyle tek başına demir parmaklıklar arasında günden güne eriyen bir idam mahkumu gibi,
Yok olacağı günü beklemekte…
…
Saat çiçekleri saatlerini sayarak…
































