Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KİM VAR ORADA?

Biz bir soru hareketi miyiz?  ya da Edip Cansever'in dediği gibi "sorular benim insanlarım'" mıdır? Sence doğru cümle hangisi?. Biz hangisiyiz? Yazdıkların beni çesitli sorulara çekiyor. Bendeki sorulardan çok, yaşamın içindeki soruları seviyorum. Bendeki sorular, yaşamın karmaşasında anlamlı oluyor. Salt kuru bir benin ne önemi var bunca yanıtsızlık karşısında. Ve yine de, tersten bakarsak, aslında teker teker “ben” değil midir bütün “biz”i yaratan… Biz ki zamanın belleğine mektuplar attık. Biz ki, zamanın zihnine şiirler astık. Biz değil miyiz bütün benleri yaratan? ‘Ben’den geçerek, ‘biz’e sığınan..

Aşk dedin. Aşkın çeşitli hallerini soruyorsun bana. Hayır, sormuyor yanıtlıyorsun. Sorularını insanlarım yapıyorsun. Tam karşılığı bir yanıt olarak duruyorsun karşımda. Sadece benim görebildiğim o seni görüyorum diye mi tüm bu mahkemeler. Bu sanıklar, bu tanıklar, bu el izleri, ifadeler, kozlar, tozlar, deliller.. Tüm bunlar bendeki seni görebildiğim için mi? Kimseye göstermediğin o yalın, o duru, o arınmış, güçlerinden sıyrılmış çocuk halinle geldiğin için mi kapıdaki mübaşir durmadan adımı çağırıyor? Tenekeye çevrilen ve satılan bu sözcüğü inadına kullanıyorum bugün, evet inadına. Hem de insanlar arabesk bir şarkı çalıp çığırken etrafımızda. Hem de dümbür düdük bir maskaralıkla… Bu yanılsamalı yanlarımızdan arda kalan bir beni günlük hayata sürmek değil midir acıtan içimizi en fazla. Kamuflajlı sözcüklere sığınmak, bir nevi benden uzaklaşmak değil midir? Söylesene bir şiiri hesaba çekmeye kimin gücü yetebilir? Şiirin kimsenin avukatlığına da, yargısına da ihtiyacı yoktur oysa… Şiirle bakan gözlere sahip olanlar bilir bunu ancak. O’ hem hem esirgeyen değil midir, hem de bağışlayan? Hem yargılayan, hem affeden. Ve hem yaşatan değil midir, hem de öldüren… Şiir bizim kısır bakışımızla, dar dünyamızla işlevini kaybetmez ki.. Bir şiiri yaşamına ekemeyenlerin aptalca tesellileridir bunlar. Şiirin avukata ihtiyacı yoktur. Mahkemeye, delile, cezaya da. Biziz şiirleri ve yaşamları yüzümüze gözümüze bulaştıran.. Kendi içimizi, iç mahkememizde yargılamalıyız aslında..

Bak, parmaklarımı kenetledim bugün. Her tuşa dokunduğumda, ölümlerden ölüm beğeniyorum. Sen en derinimde çengelli bir iğne gibi batıyorsun içimde. Kendimden çok, seni kanatıyorum.. Kanaya kanaya damarlarıma karışıyorsun, suyun suyumu buluyor, yolun yolumu. Harflerin, harflerimi…  O derin kuyudaki, o saklı uçurumdaki, o öldürücü boyuttaki aşk mıdır kastettiğin.O saklımda, kanattığımda, uzağımda, içimdedir. Bazen benimledir, bir bakarım ki uzağımdan el etmektedir. Kanatırım onu, acıtırım, iyileştirmem.. Ve bu acı yaranın da tek iyileştiricisiyim ben. Tezatsa tezat. Aşk bir tezat değil midir, bunca düz çizgi arasında… Bunca tükenmişlik içinde ben kağıtlarım, yazılarım, kitaplarım’ kahramanlarım, çocuklarım ve aşkın hesabıylayım.. Neden hala kapıdaki mübaşir adımı çağırıyor ? Neden bu iç  mahkeme.. Neden birileri durmadan adımı kanatıyor. Sahi sen kimsin? Ben kimim? Kim var orada?..

—————————————
ZamanaAsılıMektuplar

GüneştümalbenisiylegöstermeyebaşladıyüzünüGündüzleruzamayabaşladıartık.Bilirsinçokseverimgüneşlizamanları.Tümyenidendoğuşlarımıyaşadığım, yenibaşlangıçlaryaptığım, yeniyolculuklaraçıktığımmevsim bu. Tadıbaşkalaştışiirlerimizin.Şarkılarımızıngücüöylederinki 30’undan sonraacabainsandahaçok mu dinliyorkendinidiyeşaşırıyorum.Şimdihayatıngiziniyaşıyorum, etkileniyorumdahaöncefarkında bile olmadığımduygulardan.Niyeböyledurup, durupdalıyorgözlerimgeçmişgünleredahafazla?Seningözlerindekisırrınanlamınıçözüyorumbugünlerdebusorularla.Dahabiranlamayabaşlıyorum, küçücükellerimiyanaklarındagezdirirkengözlerininderinliğindekiparlaklığı.Şimdi o deliliğinuçurumunda, dingingörünerekuyanıyorum her yenigüne.Balkondakiçiçekleringelişmesiniseyrediyorum, insanlarınarasındakarışmadanönce.Biliyorumkitoprağakendiellerimleektiğimtohumlarınserpilip, güzelleşmesi, renklenip, çiçeklenmesiniseyretmektendahabüyükbirhazyoktur.Kendicanımdan, kanımdan, kopupgelenvarlığımınbüyüyüp, serpilmesininsembolleriolanbaharçiçeklerinikokluyorumgünlükdertleredalmadanönce.

Yüzündeki o kocamangülüşduruyoryüreğimde.Benimiçinyazmışolduğunşiiribanaokurkengösterdiğimcoşkukarşısındadönüpanneme “hediyealdığındabukadarsevinmiyor” derkenyüzününalmışolduğuanlamıhiçunutamam. Zaferlerin en büyüğünükazanmışbiredaileeğilipöpmüştünbenialnımdan. O gün, çocukaklımlabunlarınnedemekolduğunukavrayamamıştım. Şimdi, maddiyarışıntümhızıylasürdüğübuçağda, oğlumunparlakgözlerinebakarkençözebiliyorumyüzününalmışolduğuifadedekianlamı.Satırlara, duygulara, kitaplara, şiiresevdalandığımaeminolduğungündü o sanırım.Belki de bunukeşfetmek, hayatınındönümnoktalarındanbiriydiseniniçin.Maddiyatlaölçülemeyendeğerlerinetkisindekaldık biz.Onlaradirendik, onlarayenildik, onlaratutunduk. Nice büyüksarsıntıları, kayıpsızatlattıktansonra, yürekkırılışlarındankolaycakurtulamayışımızbuyüzdendeğilmidir?

Belki hoşlanmayacaksın ama bazen ‘biz mi yanlışız’ diye tezata düşmediğim de olmadı değil. Bu kadar maddesel yargı içinde yaşamak ne zordur bilirsin. İnsan genlerinden getirdiği inançlarla mı tutunur yaşama? Kaç kuşaktır süregelen bir iç burkulması değil midir bu? Ne çok soru soruyorum sana bugün. Oysa giderken her türlü cevabın anlamını yükleyerek gittin hayatıma. Hep, ne denli özel, ne denli güzel, ne denli sevilen biri olduğumu hissederek yaşadım. Sevgimin derinliğini verdim en sevdiklerime. Bazen kızdın, bazen kaşlarını çattın, bazen gelip saçımı okşadın, İşaretler bıraktın bana bulabilmek için yolumu.

Güneş tüm haşmetiyle vuruyor yüreğime. Aydınlık günlerin habercisi mevsimi yaşıyorum, seni içimde hissederek.  Bunu kaç on yıl sonra başarabildiğime şaşarak, sana ilk kez “Bahar Mektupları” gönderiyorum. Saçlarımda çocukluk keşifleri yaptığım ovaların papatyaları, ellerimde avlumuzdaki zambakların beyaz umutları, yüreğimde oyun oynadığımız şu köşenin hatıraları. Hayatımda,  şiirimdeki “mutlu çocuk” un en güzel, elmas gözleri. Sevecen yüreğiyle şiirimin en özel bakışları.

Bunca yılın sonunda, Larnaka gecelerindeki sevdayla yoğrulmuş küçük bir kızdan bahar mektubu getirdim sana. Yozlaşmayan sevdaların, en deli aşkların, ertelenmeyen duyguların zamanından. Biliyor musun, hala o şiiri duyumsayarak yaşıyorum ben.

Öğrendim ki, uzaklıklar etki etmiyormuş, hissedebilmek için bir yüreği.
Ve bildim ki, hiç bir ayrılık büyük değilmiş bitimsiz bir sevdadan.

Gideceğim

Gözlerini
Kör kuyulara atıp
Saçlarını çalı dikenlerine takıp
Gülüşünü taşlı ova yolunda sürükleyerek

Gideceğim
Sözüm mermi
Şiirim silah
Yüreğim siperim olacak

Bu kanlı sonda
Seni
Sessizliğimle
Öldüreceğim

Cinayet Mahalli
——————-
Adsızlıksayokoluşun yazgısı
Bırak resmi kayıtlara geçmesin ismimiz
Boş kalsın o satırın aşk arası
Biliyorsun kayıp düşlere verilmez
Kimlik numarası

Bırak madde madde çoğalsın
Azılı bir sevdanın suç dosyası
Temiz kağıdı almasın varsın
Sicilimizin insanlık sayfası

Hecesiz bir mahkumiyet olsun
Yüzü
O dipsiz sessizliğin
Ve adına hayat diyelim
Bu cinayet mahallinin