İnsanlar arasında ırksal ayrım yapmak kadar saçma bir şey olamaz.
Milliyetçi geçinenlerimiz, Osmanlı’ının Türk olduğunu ve birçok ulusa egemen olduğunu sık sık vurgulamaktadır.
Oysa genetik olarak Anadolu’da Türk bulmaK HAYLİ ZORDUR.
Türklerin Anadolu’ya etkin olmaya başladıkları tarih, 1071 Malazgirt zaferiyle başlar. O yıllarda Anadoluya gelen Türklerin genel nüfus içerisindeki oranı sadece % 11 idi.
Bu % 11 nüfus, Rumlarla, Ermenilerle, Pontuslularla, Kürtlerle ve Anadolu’da yaşayan diğer insanlarla evlenerek farklı ve melez bir ırk oluştuırdular.
% 11 NÜFUSUN geri kalan %89 u zaman içerisinde kontrol edebilmesi ve asimilesi, Türklerin silah ve savaş konusunda çağındakilerden çok güçlü olmasıydı.
Daha çarpıcı bir örneği görmek istersek, Osmanlı Padişahlarının eşleri ve annelerine bakmalıyız:
Osmanlılar , kendisine en güçlü rakip olanın Anadolu’ya yerleşen diğer TÜRK BEYLİKLER olduğunu düşünmekteydiler. Bu nedenle eşlerinin çoğunu Ortodoks hristiyanlardan seçmekteydiler.
Örneğin Osman Bey’in eşleri Malhan Hatun ve Rabia Hatun iken, daha sonraki padişahlar eşlerini farklı alanlardan, farklı uluslardan seçmekteydiler
Orhan Gazi’nin eşlerinden biri olan Holofiro bir tekfur kızıydı,
İkinci eşi Bizans İmpasratorun kızı Theodora Hatundu.
Organ Gazi’nin diğer eşi ise Ekfandise Hatun’du.
Murat Hüdavendigar’ın eşlerinden biri olan Maria Thamasa hatun o dönemin Bulgar Kıralının kızıydı.
Bu Listeyi daha da uzatabiliriz
Şimdi bazıları kalkıp, Türk ırkının kahramanlığı, saflığı ve cesurluğu üzerine nutuklar sallamasın.
Celai isyanlarında Osmanlı Padişahları 100 Binlerce Anadolu Türk’ünü katlederken, Osmanlı ekonomisini Fransızların, Ermenilerin, Yahudilerin ve diğer azınlıklardan gelen yöneticilerin ellerine bıraktılar.
Osmanlı Kıbrıs’ı ele geçirince ,Kıbrıstaki Ortodoks papazlarla işbirliği yaparak vergileri onların elleriyle topladılar.
1820lerden sonra Yunanlılarla birlikte Kıbrıs Ortodoks kilisesi Osmanlıya karşı silahlanma ve direniş kararı alınca, Vergi toplama hakları Ortodoks papazlardan alınıp, Osmanlı Padişah’ı memurlarına verildi.
1820lerden sonraki Yunanistan ve Kıbrıs Rum ayaklanmasıyla birlikte, Osmanlı yönetimi Hristiyanlardan alınacak vergiyi yükseltti. Bunun etkisiyle birçok Ortodoks daha az vergi vermek amacıyla dinlerini değiştirdi. Kıbrıs kendisine Türk deyip de, Türkçe konuşamayan insanların adası oldu.
Türkiye’de de birçok insan ,Türkçülük akımının başlamasıyla birlikte, Türk olma ihtiyacını hissettiler. Pontusluların Türkleşmesinin hikayesini birçok kaynaktan bulabiliriz. Ermenilerin Anadolu’dan silinmelerinin hikayesi de , etkisini hala gösteren acılarla dolu bir travmadır.
İşin Özeti, Türk veya Yunanlı veya başka bir ulusun elemanları olarak öğünüp, milliyetçilik yapanlar, genetik DNA testleriyle saf olmadıklarını ve melez olduklarını kolaylıkla öğrenebilirler.
Önemli olan insanlar arasında ayırım yapmadan, tüm insanları, kendi tercihleriyle baş başa bırakmak ve milliyetler temelinde ayırım yapmamaktır.
1960’larda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin karma yapısını bozup Yunanistan’a bağlama hayaliyle çırpınanlar, Kıbrıs’ın bölünmesinin yolunu açanlardır.
1974’tten sonra Rum mallarını yağmalayıp yandaşlarına dağıtanlar da Kuzey Kıbrıs’ta kendi ayakları üzerinde bir ekonomik yapı oluşturmasını engelleyenlerdir.
Sorun Türk, Rum , Ermeni , Maronit veya başka bir ulustan olmak değil, insan olmak olmalıdır.
































