Sokaklar bugünkü gibi kıvrım kıvrımdı ki kimilerine göre Girit’teki labirent misali sokaklara benzetmekteydi…
…
Yabancı bir yazar Kıbrıs’a gelip Lefkoşa sokaklarına daldığında her taraf sessizdi.
Mevsim sonbahardı yapraklar yerlerde sürüklenmekte hava ılıman.
O sessizlik içinde güzel, ruhu okşayıcı sesler yükseliyordu kerpiç duvarların ardından.
Yazar, dikkatini o seslere verir,
Nereye giderse o sesleri işitir,
Ruhuna işleyen o melodilerle Lefkoşa sokaklarını adım adım gezer…
…
Sokaklardan yükselen o sesler neydi?
…
Bu arada konumuzun dışında bir şey belirtelim.
Türk’ten Türk’e ırkçılık teorileri üretip,
Hayatını Rum düşmanlığına adayanlar,
Rum’dan dost, domuzdan post olmaz diyenler.
Kesinlikle ırkçı değilsiniz,
Nefret de duymuyorsunuz hiç kimseye,
Yüreğiniz ak ve pak,
Kalıbımı basarım,
Bu halinizle,
Pek bilimselsiniz…
…
Sadece o gezgin duymuyordu o sesleri,
Ve sadece o şaşırıp kalmıyordu.
Adaya dışarıdan gelenler için durum aynıydı,
Kalemine sarılanlar bunu gizlemiyor,
Gezi notlarının arasında önemli yer veriyorlardı…
…
Şunu da belirtmek gerekir.
Sen yarım porsiyon aydın,
Hani şarkıdaki gibisin:
Burda da orda da o aynı barlar
Hep o yarım porsiyon aydınlık
Aynı çehreler aynı laflar
Vallahi hiç değişmemişsiniz…
…
Sözünü ettiğimiz yazar İngiliz W. Hepworth Dixon’dı ve adaya 1878 yılında gelmişti.
İngilizlerin idareyi devraldıkları günlerin hemen ardından.
Ki ada Türkleri pek şaşkındılar.
O güne kadar “Efendi” olarak yaşadıkları bu adada bundan sonra ne yapacaklardı?
…
Yine araya girelim.
Arkadaş,
Magosa değil, Mağusa…
…
Yılmaz Özdil geçenlerde şunları yazmıştı:
“Babaların öz kızlarına şehvet duymasına caizdir diye fetva verenler ve bu fetvacı sapıkları koruyanlar Müslüman’sa, dinimizin adını lekelemeye utanmıyorlarsa, biz Protestan’ız.”
Dün de dostum Mehmet Moreket yazdı:
“Polatpaşa Lisesi’nde, sözde din kültürü dersi veren biri, cinleri, perileri, hurafeleri üstelik de cinsel içeriklerle anlatmaktaymış. Aileler panik yapmış. Nasıl yapmasınlar, basında her gün, 9 yaşında çocuklarla evlenen, ya da çocuklara tacizden tutuklananların haberleri var. Bizim okullarımız bilim yuvası ve öyle kalacak. Eğitim Bakanı Sayın Dürüst, konu geçiştirilemeyecek kadar ciddi. Kestirip atmaktan başka çare yok. Uzaklaştırın bu adamı, okulların çevresinden dahi geçemesin…”
…
Konumuza dönecek olursak.
Yazar Dixon’ın duyduğu sesler su sesiydi.
Lefkoşa sokaklarında duyduğu o müziği şu satırlarla anlatıyordu:
“Hurma ve narların yükseldiği duvarların ardındaki her avludan bir su sesi yükselir…”
…
Her avludan…
…
Kim derdi devran dönecek,
Bu kadim şehir Lefkoşa’da,
Su sesleri yerine,
Tekbir sesleri duyulacaktı…
































