“İngiliz idaresi altındaki Kıbrıs’ın Tuzla kasabasında ahaliden bazıları “camide gramofon çaldılar” diye galeyana gelip müftülüğe şikâyet ederler. İnceleme sonucu görülür ki, birkaç kişi “kahvede Kuran dinlemek günah olur” düşüncesiyle kahvenin gramofonunu camiye getirmişler ve “Kuran plaklarını orada dinlemişler. Bu saygılı tavırlarına rağmen Kıbrıs Müftüsü Ziyaeddin Efendi, gramofondan Kuran dinlemenin caiz olmadığına dair fetva vermişti.”
Yukarıdaki bilgiye, Türkiye’de yayınlanan bir tarih dergisinde rastladım.
Aslında hepimiz, matbaanın Osmanlı’ya 400 yıl geç geldiğini biliriz ama aslında gramofon da epeyce gecikmiş.
Nedeni ise matbaa ile aynı.
Aşırı dindarlar matbaayı nasıl kafir işi görüp yasaklattılarsa, gramofona da aynı muameleyi yapmışlar.
Ve padişah bir ferman ile yasaklamış.
Bakmışlar ki saçma sapan bir yasak oldu, bu kez de dini plakların çalınmasını yasaklamışlar.
Tabii bu yasak bizimkilere sökmemiş.
Belli ki kahvede dini plak dinlemeyi uygun bulmamışlar gramafonu camiye götürmüşler.
Eminim Müftü Ziyaeddin Efendi’nin fetvasına da aldırış etmemişledir.
***
Osmanlı’da yasakların nedeni her ne kadar din olarak gösterilse de aslında çoğu zaman siyasiydi.
Padişahın iktidar korkusu birçok şeyin yasaklanmasına neden olurdu ve din yasaklar için kullanılırdı.
Tıpkı matbaa veya gramofonun yasaklandığı gibi bir dönem kahve de yasaklanmıştı.
İstanbul Müftüsü “kahve kömür derecesinde kavrulduğu için sağlığa zararlıdır” gibi masumane bir gerekçe öne sürmüşse de bilim insanları kahve ile birlikte ortaya çıkan kahvehanelerden korktuğu için kahve içiminin padişah tarafından yasaklatıldığını söylerler.
Çünkü kahve içmek için insanların bir araya geldiği kahvehanelerde elbette padişahı eleştiren muhalif fikirler de tartışılırdı.
Muhalif fikirlerin tartışılması da padişahın işine gelmezdi.
***
Merkeze uzak oluşundan mıdır yoksa 1571’den sonra gelenlerin sürgün edilmiş olmalarından mıdır bilmiyorum ama Kıbrıslıların yasakları pek taktığı söylenemez.
Gramofon örneğinde olduğu gibi daha birçok gelişmede Kıbrıslılar ne padişah otoritesini ne de dini kuralları iplemezlerdi.
- Yüz yılın meşhur tarihçilerinden Mustafa Ali, Künhü’l Ahbar isimli bir kitabı vardır.
Kitapta Kıbrıs’la ilgili bir bölüm var.
Kıbrıs’la ilgili bölümü tarihçi Mustafa Ali’ye yine başka bir tarihçi olan ve Kıbrıs’ta da uzun süre ikamet eden Molla Ruhi anlatmış.
Peki anlatılan nedir?
İşte size kitaplara da konu olan bilgiler;
Dönemin Kıbrıs Müftüsü (din başkanı) Mevlana Ekmel ile Kadısı (baş hakim) Mevlana Kami, para kazanmaya meraklı imişler.
Ne yapalım da para kazanalım diye düşündükten sonra meyhane açmaya karar vermişler.
Evet, yanlış okumadınız, meyhane.
Üstelik ortaklaşa da değil ayrı ayrı.
Lefkoşa’da iki meyhane açılmış.
Bir meyhane müftü efendi Ekmel’in, bir meyhane kadı efendi Kami’nin.
Kadı ile Müftü’nün açtığı meyhaneler kısa sürede meşhur olmuş ve dolup taşmaya başlamış.
Bu yoğun ilgi ve para beraberinde rekabeti de getirmiş.
Hangi meyhane daha fazla müşteri çekecek diye birbirleriyle yarışa başlamışlar.
Tarihçi Molla Ruhi olayı şöyle anlatıyor:
“Bir süre ben de bu meyhanelerin müdavimi oldum. Sabahları Müftü Ekmel’in meyhanesine gider idim. Müftü efendi önce makamına uğrar dini işlerini halleder sonra meyhanesine gelirdi. Öğleden sonra Kadı Mevlana Kami’nin meyhanesine gider idim. Kadı efendi sabah davalarını bitirdikten sonra meyhanesine gelir ve gece geç vakitlere kadar orada kalır idi.”
Tarihçi Molla Ruhi’nin anlatımına göre iki meyhane de epeyce meşhur olmuş. O kadar ki haklarında şarkılar şiirler yazılmış.
Peki meyhaneci Kadı ile meyhaneci Müftünün akıbetleri ne olmuş?
İstanbul’a jurnal uçmuş, padişah Kadıyı Şam’a, Müftüyü de Mısır’a sürgün etmiş.
Ama bu sürgüne rağmen meyhaneler çalışmaya devam etmiş.
Anlayacağınız, bu topraklarda yasaklar pek işlemiyor.
Kıbrıslı her daim bir türlü yolunu buluyor…
































