Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kıbrıslı Türklerin sonu geldi mi?

Kıbrıslı Türkler ölüm kalım savaşı verir duruma düştüler. Halbuki 1974 öncesi üniversitesiz, devletsiz, hükümetsiz, kendi dinamikleri içersinde ortaya çıkmış siyasetten yoksun Kıbrıslı Türkler Venedik, İngiliz, Yunan, Osmanlı ve Kıbrıs kültürüne rağmen, yok oluş sürecinin sonuna gelmemişti. Bir şekilde varlığını sürdürmüştü.
Şimdi KKTC’si ile yok oluşa sürükleniyor Kıbrıslı Türk. Güneyden göç edip buralarda var olmaya (geçici veya kalıcı bir biçimde) çalışadursun; ne yazık ki yok oluş tünelinin ucu göründü. Yol ayrımına gelindi. Kendi varoluş sürecini kendisi yaratmak zorunda.
Kimliğindeki “hoşgörü” özelliği Kıbrıslı Türk’ü yok olma sınırına kadar getirmiş. O hoşgörülüdür; bu nedenle kavgada, şiddette yoktur. Aldığı eğitim kibar ve centilmenliği kimliğinin en belirleyici unsuru yapmıştı. Bizden önceki nesil Kıbrıslı Türk, her zaman ayakkabıları boyalı, kravatı bir tamam, pantolununda tek çizgi ütü iziyle 20lik bisikletine binip, kahveye giderdi. Arkadaşları ile sohbette küfür, kırıcılık yoktu onun için. Akşamüzeri yasemin demeti de boynundaydı. Hem kendisine saygıdan hem de çevresindekilere.
Kıbrıslı Türk hoşgörüsü nedeniyle dıştan gelenlere sosyal yaşamın hiç bir alanında direnmedi. Kendi deyişle “daha oyanı” çekildi. Lefkoşa en belirgin örneği. Surlar içi, Çağlayan 1974 öncesi “Dereboyu” gibi algılanıyordu. İnsanlar en güzel giysilerini giyip oralarda dolaşmaya, dondurma, kebap yemeye giderlerdi. Evleri de o bölgelerdeydi; iç bahçeleriyle.
Yerli Lefkoşalı Kıbrıslı Türk evini, işyerini dıştan gelenlere ya sattı ya kiraladı; “burada artık yaşanmaz” diye diye. Önce üç doktorların binalarının oralarını yerleşim yeri yaptı, surlar içini onlara bırakıp gitti; kavga etmeden hoşgörüyle. Orası da dıştan gelenler tarafından doldurulunca bu kez Gönyeli ovalarına gideyim dedi; yine kavga etmeden, kimseyi kırmadan, hoşgörüsünü kullanarak.
Girne limanını ve çevresini de bıraktı ve daha oyanı çekildi. Dükkanlarını sattı, evini sattı başka yerleşim alanları yarattı kendine. Aslında yüzme havuzlu villalar değildi  onlar. Kıbrıslı türkün yeni yaşam alanlarıdır. Evlerinin etrafını duvarlarla çevirdi; artık gidecek bir yeri de kalmadığı için. Göç ederek geldiği yeni yaşam alanlarını terk etti göçmenler, yerli Lefkoşalı da babadan kalma evlerini, iş yerlerini bıraktı. Gidecek yeri kalmadı Kıbrıslı Türk’ün.
Kabuğunu kendisi oluşturdu; uyum sağlayamadığı için. Kıbrıslı türkün daha ora çekile çekile gidecek yeri kalmadı. Artık kendi dünyalarını oluşturuyorlar. Kabuklarını oluşturur gibi duvarlarla yaşam alanlarının sınırlarını belirlemeye çalışıyorlar. Kendi yaşam alanlarını oluşturamayanlar ve sürecin buraya kadar geleceğini görenlerse çoktan valizlerini alıp gitmişler; onların deyimiyle ‘ne haliniz varsa görün’ diye diye gittiler.
Kıbrıslı Türk hoşgörüsü nedeniyle daha ora gide gide sınıra geldi. Sokak bunu örnekleriyle dolu. Girne’nin çarşısında dolaşınca dükkan sahipleri, dükkan ve işyerlerinde çalışanlar, hatta müşteriler arasında, onları görme olasılığı giderek mumla aramaya dönüşmekte. Lefkoşalı Kıbrıslı Türk de hep kaçtı, daha oyanı diye diye.
Bu yok oluş yalnızca sosyal yaşamdaki ev ve işyeri ile de sınırlı kalmadı. Pek çok sosyal kurumda da kendi kendilerini yok oluşa sürükledi Kıbrıslı Türk; hoşgörüsü nedeniyle, bir şey olmaz diye diye her yerden kaçtı.
Halbuki üniversiteleri, devleti, hükümeti oluşmuş KKTC olgusu, geçmişteki dezavantajları avantaja çevirmeliydi. Ancak öyle olmadı; Kıbrıslı Türk bilim insanı, uzmanı, siyasetçisi, gazetecisi, televizyoncusu ve diğerleri saygı görmedi. Ne ilginçtir ki kendi kendini de kabul etmedi Kıbrıslı Türk; kendinden olana değer vermedi. Dışarıdan gelenleri daha çok kabul etti; ne yazık ki hoşgörüsü nedeniyle. Dışarıdan gelenlere daha çok saygı gösterdi.
Sonuç hiç de iyi değil Kıbrıslı Türk için; yolun sonu. Kendi evinin duvarları arasına sıkıştı, artık gidecek bir yeri yok; ya varlığını sürdürmek için ayağa kalkacak ya da yok olup gidecek. “Daha ora” diye bir yer kalmadı. Kendi varlığını kendisinin yaratması için kişilikli duruş sergileme zamanı geldi. Kimseye boyun eğmeden: “biz buralardaydık hep, buralarda olacağız” diye diye, başka yol yok. Bunu yapacak olan da siyasetçiler değil, ayak sesleri duyulan aydın, kültürlü Kıbrıslı Türk gençleri olacak. Umut onlar…