KıbrısManşet

Kıbrıslı Şef Ceren Karapaşa’dan Büyük Başarı


Justin Timberlake, Beyonce, Jennifer Lopez, Victoria Beckham gibi ünlü isimlerin yemeklerini yediği Kıbrıslı Türk Şef Ceren Karapaşa, HK Ajansa konuştu

….Henüz 25 yaşında ve kariyerinin en tepesine çıkmasına 3 basamak kaldı

Başarı basamaklarını adım adım çıkan İngiltere’de meşhur Savoy Hotel, ardından da dünyaca ünlü Şef Gordon Ramsey ile çalışan şef Ceren Karapaşa’nın hedefi sous şef olmak

….İsviçre’de en ünlü mutfak sanatları okulunda okuyan Karapaşa, bir gün ülkesine dönüp burada çalışmayı arzu ediyor

HK Ajans

Bu hafta farklı bir karakter ile karşınızdayız. Mutfak sanatlarını kendine dert edinen, İsviçre’de dünyanın en iyi okullarından birinde eğitim alırken maddi ve manevi sorunlar yaşamasına karşın bununla tek başına mücadele etmesini becerip, bugün en ünlü şeflerden biri olan ağzı bozuk, agresif olarak da bilinen Gordon Ramsey’in yanında şef olarak çalışan Ceren Karapaşa ile birlikteyiz. Kendine hedef koyup yola çıktığında, İngilizcesi dahi yokken bugün hem İngilizce, hem Fransızca, hem de Almanca konuşabiliyor. Henüz 25 yaşında olmasına rağmen, dünyada isim yapmış İngiltere’nin 80 kusur yıllık Savoy Hotel’inde iki yıl şef olarak çalışan ve daha sonra bununla yetinmeyen Ceren Karapaşa, bugün yine İngiltere’de dünyaca ünlü şeflerden Gordon Ramsey’in ekibinde yer almayı başarmış. “Birçok kez düştüm ve tek başıma kalkmayı başardım” diyen Ceren Karapaşa, bir şey elde etmek istiyorsak, bazı şeyleri de feda etmemiz gerektiğine vurgu yapıyor.

 

Aile restoranımız mesleğimi seçmeme neden oldu

SORU: Kamu oyunun seni tanıması için öncelikle bize kendini tanıtır mısın?

KARAPAŞA: 1992 Lefkoşa doğumluyum. İlk olarak mutfak sanatlarına yönelmemde, aile restoranımız büyük etki sağladı. Ailemin Girne’de Mama Mia adında bir İtalyan restoranı vardı. Orada zaman geçirdikçe daha çok hoşuma gitti bu iş ve daha çok yöneldim mutfak sanatlarına.

Yabancı dil sorunu

SORU: Lisede mi karar verdiniz mutfak sanatlarını okumaya?

KARAPAŞA: Evet, kararımı o dönem verdim ama daha sonra pek kolay olmayacaktı. Araştırma yapınca, yurt dışında mutfak sanatlarını okumak için yüksek seviyede ingilizce bilmek gerektiğini gördüm.

Yapacaksam en iyisi olmalıydı

SORU: Neden yurt dışını seçtiniz okumak için.Türkiye’de okuma seçeneğiniz de vardı sanırım?

KARAPAŞA: Ben kendime dedim ki; “ Eğer bu işe başlayacaksan, tam temelden alacaksın bu işin eğitimini” Araştırdığımda da en başarılı isimlerin çıktığı okulun İsviçre’de Cesar Ritz Culinary Arts Academy olduğunu öğrendim. Buraya gitmek için İngilizce sınavlar istenilecekti. Okulum çok pahalı bir okuldu ve çok düşündüm “yapabilecek miyim” diye. Ailem okula bu kadar çok para verecek, ben başarabilecek miyim diye çok kaygılar duydum. Babam bana “ Başaracağına eminsen biz arkandayız” dedi ve ben o gün büyük bir riske attım kendimi. İlk İsviçre’ye gittiğim zaman okulum sanki de bir askeri eğitim kampı gibi idi. Sabahları saat 05.30’da uyanıp mutfağa inmek. Gecelere kadar yemek yapmak, öğrenmek. Eğitim çok sıkı idi. Bunun yanında İngilizcenin sınavını vermiştim ama tam olarak da İngilizceyi öğrenmemiştim. Çünkü 3 aylık bir süreçte bu sıvalara hazırlanmıştım.İngilizcem yeterli değildi, orada konuşulan dil de zaten İngilizce değildi. Fransız ve Almanca öğrenmem gerekiyordu. Kendimi bir kaosun içerisinde buldum. “Ne olacak, ben ne yapacağım” diye düşünmeye başladım? Mutfak terimlerini İngilizce öğrenmem gerekirken, Fransızca da, Almanca da öğrenmem gerektiğinin farkına vardım. Okuldaki diğer arkadaşlarımın bu konuda bilgisi olduğunu gördüm. Ve orada küçük çaplı bir dışlanma yaşadım. “ İngilizce bilmiyor, Fransızca bilmiyor, Almanca bilmiyor. Biz kendisiyle çalışamayız, birlikte gurup yapamayız” diye arkadaşlarım sitem etmeye başlamıştı. Ailem beni yerleştirmek için İsviçre’ye götürdüğü zaman, okulumu da görmüşlerdi. Babam bana dedi ki, “ Yapamazsan, ne zaman istersen geri gelebilirsin”. Kıbrıs’a geri döndüğü zaman da anneme, “ Bir hafta sonra geri dönecektir” demiş babam. Ancak ben bu işi çok başarmak isterdim ve orada mutfağa girdiğim zaman orada olmanın benim için ne kadar önemli olduğunun bir o kadar daha farkına vardım.

 

6 ayda dil sorunumu çözdüm

SORU: Dil sorununu nasıl hallettin?

KARAPAŞA: Geceleri herkes uyurken ben google translate yapardım. Örneğin, havuç kelimesini, önce İngilizce, daha sonra Fransızca ve Almanca’ya çevirirdim. Her gün sabah 05.30’dan gece 20.00-21.00’e kadar eğitim sürüyordu. Her gün askeri kamp gibi idi, derslerinde takım elbise giymen gerekiyordu. Sistemli bir okulda okuyorduk. Bir gün ben oturup ağlarken, şefim benimle konuşmak istediğini söyledi. Bana dedi ki “ Mutfakta dil yoktur. Eğer ki yapabileceğini hissedersen ve o yeteneğin varsa, o senin elinden yemeğin tuzu gibi akıp gidecek. Sakın vazgeçme”. Ben de ona vazgeçmek istemediğimi, çok çalışmak istediğimi ama, yolunu bulamadığımı anlattım. Bana, eğer istersem hafta sonları okul olmadığı zamanlar nöbetçi öğretmenin beni çalıştırabileceğini söyledi. Böylece ben hafta sonları da hiç ara vermeden sürekli bir çalışma, yetiştirme peşinde koştum. 6 ay sonra Kıbrıs’a tatil için geldiğim zaman, Türkçe konuşmakta çok zorlandığımı fark ettim. Ve İsviçre’ye geri döndüğüm zaman fark ettim ki artık her şey yoluna giriyor. Öğreniyordum artık, hiç yılmadım ve devam ettim. Bu süreçte ailem yanımda oldu, özel hayatımın defterini kapattım ve sadece kariyerime odaklandım. Öğrendikçe, sınıfım ilerledikçe her şey daha iyi oldu.

 

Maddi sıkıntı yaşamaya başladım

SORU: Dil yanında maddi sorunlar da oldu sanırım?

KARAPAŞA: Evet, Kıbrıs’ta işlerimizin çok iyi gitmediğinin farkındaydım. Maddi yönden sıkıntı yaşamaya başladık. Benim okulum çok pahalıydı. Dönemi 17 bin sterlindi en az. Dönem de 3 aylıktı ve ben de 4 yıllık bir eğitim almaya çalışıyordum. Son Kıbrıs’a geldiğimde işlerin daha da kötü gittiğini fark ettim ve ailem hiç bana bunu yansıtmamaya çalıştı, hiçbir şey söylemedi. Ama benim bu süreçte okul daha da zorlaşır, eğitim gittikçe ağırlaşırdı ama o yoğunlukta da devam etmeye çalışırım ve başarılıyım da. Sınavlarım çok iyi giderdi ve şeflerle de aram iyi idi. İsviçre’ye geri döndüğüm zaman şefimle konuştum ve böyle bir sıkıntım olduğunu anlattım maddi olarak. Onlar da bana dedi ki, “ Biz senden çok memnunuz ve eğer kabul edersen seni şefin asistanı olarak, birinci sınıflara öğretim görevlisi olarak vereceğiz ve şefle beraber derslere gireceksin. Biz de seni ödeyeceğiz” Böyle bir imkan verdiler bana. Ben bu arada okulu devam ettirmeye çalıştım ve yardımcı öğretmen gibi öğrendiğim ne varsa birinci sınıflara öğretmeye çalıştım. Artık dördüncü sınıftım çünkü. Yaklaşık bir yıl bu şekilde çalıştım okulda ve biriktirdiğim para ile de bir dönem daha şansım oldu eğitim almaya.

 

Beni örnek almak isteyenler oldu

SORU: Böyle bir okulda eğitim alıyor olman Kıbrıs’ta nasıl yankı uyandırdı?

KARAPAŞA: Bu dönemde bana ulaşmaya çalışan öğrenci ve aileler oldu. Ne yapabiliriz, nereye başvurmamız gerekir? Kıbrıs’ta bu dalda okul yok, siteminde bulundular. Ben de kendilerine gerçekten isterlerse başarabileceklerini söyledim. Ben düz liseden çıkmıştım, İngilizcem hiç yoktu. Gerçekten istenirse başarılabileceğini söyledim ve daha çok ilgi çekmeye başladım.

İngiltere’de Savoy Hotel deneyimi

SORUN: Maddi durumunu nasıl düzelttin?

KARAPAŞA: En son Kıbrıs’a geldiğim zaman baktım gördüm ki ekonomik olarak bazı şeyler düzelmeyecek, yeni açılan yerlerde bile bir süre sonra kalabalık dağılıyor ve başka yerlere gidiliyor. İsviçre’ye döndüğüm zaman iş aramaya başladım. Kimsenin de bundan haberi yoktu. İngiltere’den Savoy Hotel ile yazışmaya başladım. Hiç onlara söylemedim diplomam olmadığını. Diplomamı almama daha 3 ay vardı, son dönemdeydim artık. Savoy’un şefi beni geçip, benim bilgilerimin güvenli olup olmadığına dair okuldaki şefimle irtibata geçti. Bizim executive şef beni çağırdı ve “ Nedir yaptığın, sen öğrencisin ne işi bakıyorsun” gibisinden sorguladı. Ben de onlara “ Ben bu şekilde olmasını isterim. Eğer bana şans verirseniz okulu dondurmak ve 3 aylığına gitmek istiyorum. Çalışıp, bazı şeyleri düzene sokup tekrar döneceğim İsviçre’ye, okuluma. Bu okuldan mezun olmak istiyorum” dedim. Onlar da, böyle bir şeyin olmasının mümkün olmayacağını, kaydımın silineceğini söylediler. Ancak, iki gün sonra bana bir mail geldi ve yeniden benimle konuşmak istediklerini söylediler. Ben gittiğimde bana, İngiltere’de Savoy Hotel ile gidip iş için görüşebileceğimi söylediler. Savoy, yaklaşık 84 yıldır hizmet veren Londra’nın 5 yıldızlı tek oteli. Marilyn Monroe gibi birçok ünlü ismin yemek yediği, en ünlü şef Escoffier’in açtığı bir yer. İlk onunla başladı zaten mutfak sanatlarının ilerlemesi. Ben bunu duyunca çok heyecanlandım. Şefe tek söylediğim, “ Lütfen benim diplomam olmadığını söylemeyin onlara” Çünkü eğer söylersem, “ Sen çalışmaya hazır değilsin” denilecekti.

Kendime güvendim ve başardım

SORU: Nasıl geçti peki İngiltere maceranız?

KARAPAŞA: Hemen hazırlanıp iki günlüğüne Londra’ya gittim Savoy’da deneme için. Savoy’a girdiğim zaman bir şef bana üzerimi değişmemi, hazırlanmamı ve beni alacaklarını söyledi. Ben hemen hızlıca hazırlandım, bıçaklarımı aldım, aradan yarım saat, bir saat geçti, ancak kimse beni almaya gelmedi. Artık beni almayacaklarını düşünmeye başladım ve koridorda yürümeye başladım. Bir şef ile karşılaştım orada ve sordum, meğerse beni iş yoğunluğundan orada unutmuşlar. Daha sonra bana mutfakta denemeye girebilmem için yapacakları mülakatta başarılı olmam gerektiği söylendi. Müdürlerle konuşmaya başladık, bana birçok sorular soruldu, tam sorular karşısında umutsuzluğa kapılıyordum ki artık mutfağa girebileceğim söylendi. O an elim ayağım titremeye başladı. Sanki işi aldım gibi geldi. Daha sonra beni mutfağa götürüp gezdirdiler ve o an fark ettim ki her şey okuldakinden çok büyüktü. Bir an bocaladım. Ne pişiririm diye düşünmeye başladım. Şef benden bir starter(başlangıç) ve iki main course ( ana yemek) istediklerini söyledi. Bir de süre verdi bunları yapmam için. Bir an panik oldum ve ne pişirebilirim diye düşünmeye başladığım anda o mutfakta bir şeyin yerini bilmediğimi fark ettim. Bu arada süre geçiyordu ve orada çalışanlara gittim ve neyin nerede olduğu konusunda bana yardımcı olmalarını istedim. Ancak , onlar çok yoğun oldukları için kendi başımın çaresine bakmamı istediler. Buzlukları açarak elime gelen malzemelerle benden istenilenleri hazırladım. Sunumlarım ve yaptığım yemekler şefler tarafından denendi. Savoy Hotel’in executive şefi bana “ Çok iyi olduğumu ve çok beğendiğini söyledi. Tabaklarımdan İsviçre’de eğitim aldığımın çok belli olduğunu, sade, hoş ve lezzetli olduğunu söyledi tabaklarımın ve sunumlarımın. Bu beni çok mutlu etti. Sonra benden cv’mi istedi ve uzattığım zaman orada diplomamı göremediğini söyledi. Ben orada bocaladım ne desem diye düşünürken, “diploman yok sanırım” dedi. Ben de kendisine orada diplomamın olmadığını yazmak istemediğimi, diplomamı almaya 3 ay kaldığını ancak, ne yazık ki okulu durdurmak zorunda olduğumu anlattım. O da, Savoy’da çalışan herkesin diplomalı olduğunu çok iyi bildiğimi anımsattı ve ben de çok iyi bildiğimi ama benim bu takımın bir bireyi olmayı çok arzuladığımı ilettim kendisine. O da “ tamam takımdasın o zaman” diye cevap verdi. “Şimdi sana bir ön sözleşme vereceğiz, iki gün içinde de sana İsviçre’ye sözleşmeni yollayacağız” dedi.

 

Ailemi de yanıma aldım

SORU: Ne hissettin o an?

KARAPAŞA: Havalara uçtum tabii ki. Hemen çıkıp ailemi aradım. Anneme dedim ki, “ İşi aldım hazır olun, sizi de alacağım yanıma Londra’ya.” Sonra şefimi arayıp söyledim. Ertesi gün İsviçre’ye döndüm, eşyalarımı topladım, şeflerimle vedalaşıp Kıbrıs’a geldim. Ailemi aldım ve Londra’ya gittik bir haftanın içerisinde. Zor çekmesinler diye biraz da şehrin dışında bir ev bulduk. Ben bir buçuk saatte işe gelirim. Saat 10.00’da başlardım işe, gece 24.00’te bitirip eve 01.00’de giderdim. Çok yorucu bir tempo ile çalışırdım ama her gün de daha fazla bir istekle işe gitmek isterdim. Zaman içerisinde ailemle düzenimizi kurduk. 2 yıl Savoy Hotel’de çalıştım. Ben artık Savoy Hotel’den çıkmak isterdim ama şeflerim izin vermediler. Ancak 2 yılın sonunda oradan ayrıldım. Savoy Hotel’de çalışmış olmamın benim cv’m için altın bilezik olduğunu biliyordum ancak iş başvurularıma gelen cevaplardan bunu çok daha iyi anladım. Çalışmak istediğim yerler hemen bana kapısını açıyordu. Sonra Gordon Ramsey’e baş vurdum. Gordon Ramsey çok ünlü bir şef İngiltere’de. Çok sinirlidir de. İnsanlar genelde ekranda gördüklerinde bunun show olduğunu düşünür ama çok agresif ve onun altında çalışan şefler de çok sinirlidir. Onların restoranına gittim. Hatırlarım, hiç hazırlıksız gittim oraya. Yürüdüm, gittim oraya ve “ben burada çalışmak isterim” dedim şefine. Bir kadındı şefti. Gordon Ramsey ile çalışan ilk bayan Head şef idi. O da bana “ Sen böyle mi geldin, hiçbir hazırlığın yok, cv yok” dedi, gülüştük. Bana nerede çalıştığımı sordu, ben de Savoy’da çalıştığımı ve burada da çalışmak istediğimi söyledim, bir an göz göze geldik ve “ ben kendime güvenirim, ben bu işi yapabilirim” dedim kendisine. O da bana ertesi gün deneme için gitmemi söyledi ve hiç cv’mi sormadı. Ertesi gün denemeye gittiğimde bana hazır olduğumu ve ne zaman istersem başlayabileceğimi söyledi. Şu anda Gordon Ramsey ile devam ederim.

 

Gordon Ramsey ile çalışmak

SORU: Nasıl bir duyu orada çalışmak?

KARAPAŞA: Çok stresli geçer işim şu anda. Yükseldikçe ve mevki aldıkça sorumluluklarım artar. Alt kadememde insanlar çoğaldıkça, o derecede de stresim artar. Müşteriye giden bir tabak yemeğin her noktası benim sorumluluğumdadır. Sosundan, nasıl sunulduğuna, lezzetine kadar her şeyi kontrol etmem gerekir. Bu şekilde yaşamaya çalışırken, bazen bocalarım ve “ nedir yaptığın?” derim kendi kendime.Tamam, 25 yaşındayım ama çevreme baktığım zaman benim yaşıtlarım cluplarda, eğlence yerlerinde, alış verişlerde. Ama bir de benim yaptığıma bakın. Ben sabah 08.00-24.00 arasında iş yerindeyim ve sabah 08.00’de iş başı yapabilmek için 4.5-5 saat uyurum ve mutfağa girdiğim zaman özel hayatımı dışarıda bırakmak zorundayım. Mutfakta hep stres altındayım. Bu yoğunluk ve stres altında nerede olduğumu bulamam. Bu şekilde devam ederken çok zor geldi bana Gordon Ramsey’e çalışmak. Altın bilezikten ötesi olduğunu biliyorum ama, şu an çok zorlanırım. Çünkü aksi giden bir şeyde, her şeyle karşılaşmanız mümkün. Bunlara boyun eğdiğim zaman düşünürüm “acaba ben de mi bir gün böyle olacağım” diye. Bu şekilde devam ediyorum şu anda.

Hedefim Sous Şef olmak

SORU: Hedefiniz nedir peki?

KARAPAŞA: Evet hedeflerim var, başarılı bir Sous Şef olmak isterim. Sous Şef olduğumda duracağım herhalde. Bu mevki için 3 basamağım kaldı, vazgeçmek yok.

Kıbrıs’a dönmek isterim

SORU: Kıbrıs’a dönmeyi düşünüyor musunuz?

KARAPAŞA: İnsanlar hep bana soruyor ne zaman geleceğim diye. Düşündüğüm zaman korkuyorum buraya gelmeye. Yapamaz mıyım? Yapabilirim ama nasıl gideceğini bilmiyorum. Planladığım gibi gider mi? Çünkü Kıbrıs’ta biz nasıl insanlarız. Örneğin, Ahmet yer açtı, oraya gidelim bakalım neler yapar? deriz. Ondan sonra “ E Ayşe de yer açtı, artık ona gidelim”der birkaç ay sonra “burası bozdu, piyasası yok” deriz. Bu söylemler beni etkiliyor, kısacası burada iş garantisi yok ve ben verdiğim emeklerin karşılığını alabilecek miyim diye düşünüyorum. Ama Kıbrıs’a dönmek isterim. Çünkü burada yaşamak isterim. Yaşayamadığım yılların da acısını çıkarmak isterim. Artık kısmet.

 

Dünya çapında ün yapmış isimlere yemek yaptım

SORU: Şu anda çalıştığın restoranın müşteri portföyü nedir? Kimler geliyor?

KARAPAŞA: Şu anda alakart üzerinedir ve dünyanın en ünlü isimleri gelir. Daha önce Savoy’da da tanışma ve yemek yapma fırsatım oldu bu isimlere. Justin Timberlake, Beyonce, Jennifer Lopez, Victoria Beckham ve ailesi geldi çalıştığım yerlere. Düşünüyorum da, belki de Kıbrıs’ta olsam ve çalıştığım yere Türkiye’den ünlü biri gelse hemen “fotoğraf çekelim” diyebilirdik. Ama burada bunun bile bir düzende ve saygı çerçevesinde olduğunu gördüm. Normal bir insanmış gibi davranıyorsun, ilk bana farklı gelmişti ama alıştım. Bu insanlara benim yaptığım yemekleri vermek gurur vericidir benim için. Ailem adına da öyle.

Emeğimin karşılığını alıyorum

SORU. Maddi olarak emeğinin karşılığını alabiliyor musun?

KARAPAŞA: Alırım, alabileceğimin en iyisini alırım şu anda ve güvende hissederim kendimi. Başarılı olduğum sürece o kapının kapanmayacağını bilirim. Kıbrıs’a gelmekten de bu yüzden korkarım. Kıbrıs’ta verdiğim emeğin karşılığını alamamaktan ve kendi kendimi incitmekten korkarım. Çevreme baktığım zaman Kıbrıs’ta gençlerin çabalamadığını görürüm. Ama son dönemde küçük cafelerin açılması beni çok mutlu ediyor. Büyük başarılar, büyük işler var Kıbrıs’ta ve inşallah bu devam edecek ve bu piyasa biraz gelişecek. Ben çağrı yapmak isterim bu bölümle ilgilenen arkadaşlara. Eğer gerçekten istersen bir şeyi söke söke gidip birilerinin elinden alırsın. Şu an yerimde olmak isteyen, bana yazan birçok insan var. Bir sürü mail alırım. Ama sorduğumda, ilgilendiğimde, yardım etmeye çalıştığımda bana ellerini uzatmadıklarını görüyorum. Bu sınava girmen gerekir, bu okula girmek için şunları yapman gerekir dediğim zaman bana “ Boş ver zaten ben o dili bilmem, boş ver zordur, napacam ne edecem” dedikleri zaman bu beni aşırı üzüyor. Yeni neslin çok da ileriye bakmadığını görüyorum.

 

Diplomamı alacam

SORU: Okulunuz ne oldu bu arada?

KARAPAŞA: Okula geri döneceğim. Geri döneceğimi bilirim çünkü çok emek verdim. Kısa bir zaman içerisinde 3 aylığına geri dönüp diplomamı alacağım.

Boş zamanlarımda spor yaparım

SORU: Boş zamanlarında neler yapıyorsun?

KARAPAŞA: Ben haftanın 5 günü çalışırım. Boş zamanlarımda spor yapmaya çalışıyorum, biraz kas yapıp kilo almaya çalışıyorum. Çünkü minyonum, ince kemikliyim ve mutfakta çok zorlanıyorum ağır şeyleri kaldırırken. Fırsat buldukça kısa kısa gezilere çıkarım, dünya mutfağında neler var onları araştırmaya çalışıyorum. 7 yıl oldu, hiç sosyal hayatım olmadan yaşarım. Kendime bir hedef koydum 2020 diye. O zaman istediğim yere gelirsem Kıbrıs’a dönmek isterim.

Bir şey elde etmek istiyorsan, bir şeyler vereceksin

SORU: Son olarak mesajın ne olur?

KARAPAŞA: Herkesin ulaşmak istediği bir hedefi, hayali var. Bir şeyleri yapmak için önce adım atmak gerekir. Ancak ben bunu göremem buradaki insanlarda. “Onu olmak isterim, buraya gitmek isterim” diyor insanlar ama ona ulaşmak için de çaba harcamıyorlar. Bir şey elde etmek için bazı şeyleri de feda etmek gerekir. Ben çok verdim ve şimdi almaya gerçekten başladım. Gerek işimde, gerek kariyerimde, gerekse özel hayatımda. İnsanlara çağrım, bir şey almak istiyorsanız, öncesinde bir şey vermeniz gerekir. Çaba göstermeli ve ne olursa olsun vazgeçmemeniz gerekir. Ben de çok defa yere düştüm ve tek başıma kalktım. Bizim işte sürekli bir rekabet vardır. 25 yaşındayım ve benim için şu anda en büyük mutluluk, sahip olduğum yere tırnaklarımla kazıyarak gelmiş olmamdır. Başarı, kariyer, ailem. Bu duygu da bana aşırı gurur verir. Bu duyguyu herkesin yaşamasını isterim Kıbrıs’ta.


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı