Köşe Yazarları

Kıbrıslı Gülnar’da yabancılık hissetmez

Amerika’ya yerleşmiş olan Kıbrıslı bilim adamı Birol Yeşilada, benim “Gülnarca, Kıbrıslıca ve İstanbul Türkçesi” adlı makalemi paylaştı. Onun Facebook arkadaşlarından olan ve Alev Khvc adını kullanan biri, şöyle bir yorum yapmış: “Türkiye’nin Ege yöresinde de soru eki olmadan vurguyla soru soruluyor”.
Dikkatimi hiç çekmemişti. Gene de şaşırmadım. Ne de olmasa, onlar bizlerden birkaç yüz yıl daha uzun bir süre Rumlarla yan yana veya iç içe yaşamışlardı. Beni esas şaşırtan Gülnar ve yöresinde bunun kullanılıyor olması.
Madem ki bu kadar ilgi uyandırdı F. Saadet Bilir’in “Gülnar Ağzı (Gülnarca)” adlı kitabını irdelemeye devam edelim.
Herkes > herkeş (ss.53, 69), Hırsız > fırsız (s.65), teyze > deyze (s.74), gelince > gelincek (s.77), perhiz > pehriz (s.80), tarhana > tahrana (s.80 – bizde “tarana” > Rumca: drahana), ishal > irsal (s.82).
Gülnarca’da “n” ünsüzü ile biten sözcüklere “l” ile başlayan bir ek geldiğinde “l>n” değişmesi olur. Böylece “n” ikizleşir. Herhalde “bizde olduğu gibi” dememe gerek yok. Verilen örneklere bir göz atmak yeterlidir:
Enli > enni (s.83), günlük > günnük (s.83), kadınlar > gadınnar (s.84), kazanlar > gazannar (s.84), şeytanlar > şeytannar (s.84), kinli > kinni (s.84), bunlar > bunnar (s.84), alnı > annı (s.84)
Muğla ilinin sulak gölgelerinde yetişen ve endemik olan “günlük” ağacına yerli halkın çoğu “günnük” der. Günnük ağacından elde edilen “sığla yağı” Romalılar döneminde hamamdan çıkan kadınların aşk iksiri olarak süründükleri ve kadınları güzelleştirdiğine inanılan bir parfümdü. Kleopatra’nın sığla yağını sık sık kullandığı iddia edilir. Çok da güzel olmamasına rağmen önce Jül Sezar’ı sonra Marcus Antonius’u kendisine bağlayan sırrın hikmeti Anadolu’dan Mısır’a ve Roma’ya ihraç edilen sığla yağı olabilir mi? Sığla yağı mumyalama işlemlerinde de kullanılıyordu. Firavunlar bu yağla mumyalanırdı.
“Ş” ikizleşmesi: Eşek > eşşek (s.86), kaşık > gaşşık (s.86), aşağı > aşşağı (s.86, bizde “aşşağa” veya “aşşaa” şekilleri de söylenirdi).
Türkçe’de sert sessiz harflerden biriyle kapanan kelimeden sonra “c, d, g” yumuşak sessiz harflerden biriyle başlayan bir ek geldiği zaman bu harfler sertlerine “ç, t, k” dönüşür. Ne var ki bu kural Gülnar’da çoğunlukla uygulanmaz. Bizde de bu kurala uyulduğu söylenemez: Ateş+de > ateşte > ateşde, ayak+da > ayakta > ayakda, baş+ka > başka > başga, bıçak+cı > bıçakçı > bıçakcı, çift+ci > çiftçi > çifci, biç+di > biçti > biçdi, hayat+da > hayatta > hayatda (bizde “hayadda”), iş+den > işten > işden, kalk+dı > kalktı > gakdı, kırık+dı > kırıktı > gırığdı, (s.93) olduk+dan > olduktan > oldukdan, sepet+ci > sepetçi > sepetci, tut+du > tuttu > dutdu (bizde “duddu”), yük+de > yükte > yükde (s.94).
Gülnar’da “ç,k,p,t” sessiz harflerinden biriyle kapanan bazı kelimeler sesli hrfle başlayan bir ek aldığında kelimenin son harfi yumuşar: Sütüyle > südüyle, üstüne > üsdüne, farkına > fargına, sepeti > sepedi (s.96).
Gülnar’da pek çok sözcüğün kökünde ve eklerinde sert-yumuşak ünsüz uyumsuzluğu görülür: çağırtmış > çağırdmış, hastalanmış > hasdalanmış, göster > gösder, ister > isder, yoksa > yoğsam (s.97).
Gülnar’da kimi sözcüklere çoğul eki “-ler”, “-ner” biçiminde de ulanır: Altınlar > altınnar, geçenler > geçenner, oğlanlar > oğlannar (s.104).
Kimi yörelerde geniş zaman 1. çoğul kişi eki “-iz > -ik” olarak kullanılr: Yazarız > yazarık, çizeriz > çizerik (s.125).
Kimi yörelerde geniş zaman 2. tekil kişi kullanılırken geniş zaman eki “-r” ile birlikte kişi ekinin “s” ünsüzü de düşer: ağlarsın > ağlan, bulursun > bulun, uyursun > uyun. Ayrıca “ne küsersin?” > ne küsen?, “ne bakarsın?” > ne bakan? (ss.125-126).
Kimi yörelerde, geniş zaman 2. tekil kişi kullanımında şimdiki zaman anlamı çıkabilir: Bakıyorsun > bakan, çiziyorsun > çizen, dolanıyorsun > dolanın (s.127), diyorsun > den, kesiyorsun > kesen, üzülüyorsun > üzülün (s.132, kelimelerin sonundaki “n” bizde “ñ” –sağır n – olarak telâffuz edilir).
Kimi yörelerde gelecek zaman 2. tekil kişi eki “-sin > -in” olur: bileceksin > bilecen (s.128).
Kimi yörelerde gelecek zaman 1. çoğul kişi eki “-iz > -ik” olur: Alacağız > alacağık (bizde “alacayık”), dökeceğiz > dökeceğik (bizde “dökeceyik”) (s.128).
“Yat-“ eyleminin geniş zamn veya şart bileşik zaman kullanımlarında “a” geniş ünlü darlaşır: Yatarım > yatırım, yatarsın > yatırsın, yatar > yatır, yatarız > yatırız (bizde çoğunlukla “yatırık”), yatarsınız > yatırsınız, yatarlar > yatırlar. (s.130) Yatarsam > yatırsam, yatarsan > yatırsan, yatarsa > yatırsa, yatarsak > yatırsak, yatarsanız > yatırsanız, yatarsalar > yatırsalar (bizde “yatırlarsa”) (s. 131).
Türkçe’de gelecek zaman eki, eylem kök veya gövdelerinin sonundaki geniş-düz “a,e” ünlüleri daraltır: yemek > yiyecek, demek > diyecek. Ancak Gülanr’ın kimi yörelerinde bu kural uygulanmaz: Yiyeceğim > yeycēm, yiyeceksin > yeycēn (bizde yeycēñ), yiyecek > yeycek (s.137). Çoğul hali farklıdır: Onlarda “yeycēz” bizde “yeyceyik”, onlarda “yeycēniz” bizde “yeyceksiniz”, onlarda “yeyceler” bizde “yeycekler”.
Kimi yörelerde gelecek zamanın hikâye bileşik zamanı çekiminde “-ecek” eki “-eceğ” olur: kesecektim > keseceğdim, kesecektin > keseceğdin, kesecekti > keseceğdi, kesecektik > keseceğdik, kesecektiniz > keseceğdiniz, kesecektiler > keseceğdiler (bizde “keseceklerdi” şekli de kullanılır) (ss.138-139)
Kimi yörelerde yeterlik eyleminin geniş zaman olumsuz 2. tekil kişi çekimi şöyle olur: Yaptıramazsın > yaptıraman, gezemezsin > gezemen, gelemezsin > gelemen (elbette kelime sonlarındaki “n”ler bizde “ñ” olarak telâffuz edilirdi. Halen eden var mı, bilmiyorum.)

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı