Köşe Yazarları

“Kıbrıs Türkü’’ olma isteğimizden vazgeçsek






Adanın güneyinde ağzı açık bizi yutmak için bekleyen zihniyetin varlığından endişe etmemizi isteyenler diğer taraftan da din ile harmanlanmış içinde Atatürk’ü barındırmayan ‘’milli’’ söylem ve dayatmalarını ortaya koymaktan kaçınmıyorlar.
Kıbrıs Türkünün şansızlığının kökeninde, bizi hiç kimsenin ayrı bir halk olarak görmek istememesi yatmaktadır.
Rumlara göre biz Kıbrıslı; Türkiye’ye göre ise yalnızca Türk’üz…
Kimse ikisinin bir arada var olabileceğini anlamak istemiyor.
Herkes bizi, kendinin bir alt kategorisi olarak görmeye, görmek bir şey değil, bunu bize dolaylı olarak kabul ettirmeye uğraşıyor.
Ve biz bu ikilem karşısında, yüz yıldır çırpınıp da yok olmamayı başarabilmiş bir halkız. Az bir başarı değil bu.
Türkiye egemen çevrelerine göre biz, herhangi bir “Türk” olmayı kabullenmeli ve yeri geldiğinde bugüne kadar hiç tereddüt etmeden yapmamıza rağmen  “varlığımızı Türk varlığına armağan etmekten”,  kaçınmamalıyız.
‘’Adayı İngiliz’e kiralayan kim?’’
‘’Bizim Kıbrıs sorunu diye bir sorunumuz yoktur’’ diyen kim?
Ya da ‘’keşke hiç Kıbrıs sorunu diye bir sorunumuz olmasaydı’’ diyen kim?
Güvensizlikle ‘’Türklüğümüz’’ sorgulandığında da bu soruları sormayı bırak, düşünüp ima bile etmememiz lazım. ‘’Besleme’’ diyeni de unutmadım. Ben hala inkâr sürecindeyim. ‘’Besleme’’ değil ‘’besmele’’ dediğini ve yanlış anlaşıldığı ile ilgili düzeltme yapılmasını hala daha bekliyorum!
Adadaki nüfus yapısını bozacak yeri geldiğinde de TC hükümet yetkilileri tarafından horlanmaya da bundan dolayı ses çıkarmamalıyız. Çıkarırsak ‘’Rum’dan farkınız yok’’ demeye kadar gelmiştir bu haşlanma.  
Rum komşularımıza göre de biz, “Kıbrıslı” olduğumuza göre, etnik, ulusal, kültürel aidiyetlerimizi terk etmekten çekinmemeli, bu uğurda varlığımızın devamı için, mücadele etmemeliyiz.
Rum’a göre de “varlığımız Kıbrıs’a armağan” olmalı. ‘’Enosis’’ ve ‘’Akritas’’ Türkçe kelimeler ve sanki silahlanarak yıllarca bunları da biz empoze etmeye çalışmışız gibi düşünmeliyiz. Bunları da onlara hatırlatmayacak ve hem affedip hem de unutacağız.
Bu yaklaşımlar sonucunda, Kıbrıs Türkleri gerek ekonomik, gerek kültürel ve gerekse de politik olarak, gelişmekte alınması gereken yolu alabilmiş değildir.
Birine karşı çıkarken, ötekini savunur duruma düşme algılamasını yaşamadan sağlıklı bir yol izlememiz bugüne kadar mümkün olmamıştır.
Ortaya çıkabilecek sonuçları kıyas kabul edilmeyecek derecede farklı olsa da, sonuç itibarı ile her iki yaklaşım da “kimliğinizi terk ederseniz, sizin için hiçbir sorun kalmaz” yaklaşımının ta kendisidirler.
Oysa bu adadaki sorunun kaynağında bizim kimliğimizi terk etmek istemememiz yatmaktadır. Bu sorunun uzamasındaki en önemli etken kabul edelim bizim bu inadımızdır.
Yoksa 1955’lerde asimile olur veya 1963’lerde topluca Türkiye’ye göçerdik. Türkiye’nin Kıbrıs Sorunu diye bir ‘’belâsı’’ da hiç olmazdı…
Zaman zaman protesto edilen ve reaksiyon gösterilen ve ‘’Kıbrıs Türkleri bizi sevmiyor’’ dedirten aslında bize yakın zamanda dünyada eşi benzeri görülmemiş şekilde canıyla kanıyla kurtarıcı rolünü üstlenmiş ne Türk halkı ne de Türklüğümüzdür.
Bu meseleyi bir türlü anlamak istemeyen, kendi paradigmasının şablonunu, yıllardır illâ ki bize giydirmeye çalışan anlayıştır sadece.
Problem anlatmaya çalıştığım anlayışta ve adada ciddi bir göçe rağmen ayrı bir varlık olarak yaşam mücadelesini devam ettirme isteğindedir.
Devamla da Kıbrıs Türk’ünün bu beklentisini empati yaparak anlamadan, yeri geldiğinde haklı olarak gösterdiği reaksiyon karşısında ‘’bunlar bizi sevmiyor’’ yorumuna sebep vermesindedir.

O yıkmaya çalıştığınız laik Türkiye Cumhuriyeti devletini ve sulandırmaya çalıştığınız Türk kimliğini seviyor musunuz diye bize artık sormayın. Asıl siz seviyor musunuz diye düşünün. Her karşı görüş koyduğumuzda bu soruyu bize sorarak kimyamızı bozmayın artık kardeşim. Kıbrıs Türkünün geçmişinde ona bu yaklaşımın gösterilmesini hak edecek ne bir kompleksi ne de bir referans noktası vardır.
Kıbrıs Türkü etnik aidiyetini, kendi kendine bırakıldığı günlerde bile hiç gönül koymadan dirençle savunmuştur. Bunu savunmaya da gittiği yere kadar devam edecektir. Kıbrıs Türkünün gönlünü ve desteğini bu kimliğe saygı duyan ve konulara empati ile yaklaşıp çözüm arayanlar alacaktır.
Mesele suyun yönetimi değil, kökünde güvensizliği barındıran yaklaşımdır. O güvensizlik de Kıbrıs Türküne değil kendilerine olan güvensizlikten kaynaklanmaktadır. Bunun da kökünde Kıbrıs Türkünün anlaşma olsun ya da olmasın ayrı bir varlık olarak hareket etmesini istememek yatmaktadır.
Dikkat edin yazı boyunca ‘’Kıbrıs Türkü’’ dedim.
‘’Kıbrıslı Türk’’ değil.







Başa dön tuşu