Köşe Yazarları

KIBRIS SORUNU+DOĞU AKDENİZ=ÇÖZÜM







Dünkü yazımda çözümün “bugünkü mevcut koşullarında” gerçekleşebileceğinin düşünsel yorumunu  yaparken “bölgemizi” hatırlatıp, kendimize bir daha dönüp bakmamız gerektiğini vurguladımdı.




Şöyle ki Irak’taki “Deaş” belasından… Türkiye’nin yamacında kurulmak istenen Kürt Devletinden… Suriye’nin kendi halkı ile savaşından.. Sadece Türkiye’nin bu nedenle 3 milyonu aşkın mülteciyi kendi sınırları içinde güvenceye aldığından… PKK, PYD terör örgütü faaliyetlerinin ve sonunda “Amerika ile İran dalaşmasının”   da yaşandığı bu bölgede… Kıbrıs’ın Türk ve Rumlarından oluşan insanlarının burunları bile kanamadan olaylara sadece uzaktan baktılardı.. Şöyle ki heyecanlı bir savaş filmi  izler gibi…



Üstelik, artık tüm güneyi askeri garnizon haline getiren, sonunda Amerika’ya da “gel Güney’de (sanki yokmuş gibi) sana da üs vereyim” diyen Rum tarafının en pespaye ve tehlikeli siyasetlerine karşın!

Ki adanın tek hakimiymiş gibi hidrokarbon yataklarının üzerine oturması da cabası!

Tüm bu siyasi ve askeri gelişmelere karşılık dedimdi ki dünkü “Köşemde”  Kıbrıs asude bir Akdeniz ülkesi olarak hâlâ barışın ve istikrarın  huzurunu yaşamaktadır..

VE ekledimdi:  Yaşanan bu ada barışını Rum’un görmesi, sebep ve netice bağlamında bir sonuç çıkarması gerekir..

Önerdiğim ise çözümün işte bu denenmekte olan, adaya barış ve huzur sağlamış de-fakto düzenin, çözüm haline getirilmesidir demiştim..

Ki Türk Rum halkları birbirlerini incitmeden 46 yıldır bu adada ilk kez iki komşu olarak hem de mümkün olduğunca ekonomik işbirliğini sürdürerek “çatışmasız” dolayısıyla “barış” içinde yan yana yaşama şansı yakaladılar..

BU nedenle sordumdu: Neden  “oluşturulmak istenen iki Devlete dayalı Federasyon bugün zaten var olan Kuzey’deki ve Güney’deki Türk-Rum Devletlerinin  statüsel olarak federal kanatları haline getirilmesin?”

“Neden kendi siyasi iradeleriyle kendi Devletlerinde kendi kendilerini yönettikleri   46 yıllık bu barışçı çözüm deneyimini de dikkate  alarak, çözüm, “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı Federatif Sistem” haline dönüşmesin?

FAKAT!.. Bir kere böylesi bir “çözümün” savunuculuğu görevi  önce “KKTC”nindir!

Oysa dilimize pelesenk “Federal Çözüm” istemimizi bile Rum tarafına kabul ettiremiyorken, bugünkü mevcut siyasi düzeni “olduğunca” çözüme dönüştürmeyi nasıl başaracağız?

(Ki bu konuda suçumuz da yoktur! Çünkü Rum tarafı hâlâ tüm adanın tek egemen Devleti oluşunu (ki BM’lerce de tanındığı gerçeğinde) neden Türk tarafını kendine “eşit haklarda” ortak yapsın?)

İŞTE politika dediğiniz de budur zaten. “Kabul ettireceksiniz!”

KALDI ki zaten Türkiye Doğu Akdeniz’deki siyasi ve fiili hareketleriyle Rum tarafını fena halde sıkıştırırken, bu “politikayı” devreye soktu bile..

(Ki artık çözüm “Kıbrıs sorunu+Doğu Akdeniz-?) sorusuna  verilecek cevabın kabul edilmesiyle gerçekleşir:

*****

SİSTEM ÇÖKTÜ!

Ben bundan sonra Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar “Tatar ve Hükümetinden” sadece şu icraatları bekleyeceğim:

Her ay kamu görevlilerinin maaşlarını aksatmadan ödeyebilmesini..

Bunu başarması için TC ile olagelen iyi ilişkilerini daha iyiye yükseltmesini..

Bu kışı hayırlısıyla atlamasını!

Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar hükümetin dağılmasını önleyecek basireti göstermesini!

ÇÜNKÜ bir kez daha teammül  gerçekleşmiş, öteki koalisyonlar hükümetleri gibi en kabadayısından bir buçuk yıl dayanma kabiliyetini  aşabilmeyi beceremeden yolcu Abbas olacaktır!

Kİ bu kez de “mütemadi olayın” yıldızı “Kudret Özersay” oldu!

Şöyle ki  “Cumhurbaşkanlığına aday olmak için HP’i Başkanlığına yeni Başkan seçilmesi yolunu bizzat açarak..

Bundan sonrası için Kıbrıs Türk halkını meşgul edecek tek konu  ise ne trafikteki ölümlü kazalar olacaktır.. Ne de “bereket” dediğimiz yağmurların yağmasıyla önünde ne var ne yok hepsini sürükleyip götüren seller!

Bundan sonra “Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kimin kazanacağını konuşurken bir yandan da topal ördek durumuna düşmüş hükümeti (ki Başbakan Tatar da adaydır)  konuşacağız!

…PEKİ KKTC’den kim sorumlu olacaktır? Bu hali ile Koalisyon Hükümetini kim nasıl çalıştıracaktır? Hatta seçimlere kadar dağılmadan göreve devam edebilecek midir?

Yoksa artık Hükümetlerin yerine de  mi “kayyumlar” atayacağız da kim atayacak?

GENE “Sistem” konusuna dolayısıyla “Başkanlık” sistemine dönüş yapmak zorunda kaldık!

Çünkü bu “seçim sistemi ve  partiler içinden seçilen milletvekilleriyle hükümet kurabilme zorluğunu hiç aşamıyoruz!

Yanı sıra “hükümetlerin genelde siyasi partilerin “koalisyonlar” oluşturarak kurulmasından başka kalmayan çarelerde  görev yapmalarından öte çareler üretemiyoruz!

Ve koalisyon hükümetleri bozulurlarken de yarattıkları hükümet krizlerinden  kurtulamıyor, sonuçta yeni bir erken genel seçime gitmek zorunda kalıyoruz!

SONUÇ: Ya bu “seçim sistemini” değiştirip tek parti hükümeti çıkartabilecek bir başka sisteme geçeceğiz…

YADA Anayasa’da değişiklik yaparak Cumhurbaşkanlığının yetkilerini   “Başkanlık Sistemine” dönüştüreceğiz!

Ki eğer her yıl “koalisyon hükümetlerini” bozar yenilerini kurarken yada çaresiz kalır erken seçime giderken (ki artık bu teamül çocuk oyuncağına dönüştürüldü, çok yazık ve ayıp oluyor) adına “parlamenter” dediğimiz bu “sistemin” yürümediğini görüyor ve elliyorsak artık  değiştirmek zorundayız!









Başa dön tuşu